En'âm Sûresi 91. Âyet
Mekke · Cüz 7 · Sayfa 139
وَمَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓ إِذۡ قَالُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرࣲ مِّن شَيۡءࣲۗ قُلۡ مَنۡ أَنزَلَ ٱلۡكِتَٰبَ ٱلَّذِي جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورࣰا وَهُدࣰى لِّلنَّاسِۖ تَجۡعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبۡدُونَهَا وَتُخۡفُونَ كَثِيرࣰاۖ وَعُلِّمۡتُم مَّا لَمۡ تَعۡلَمُوٓاْ أَنتُمۡ وَلَآ ءَابَآؤُكُمۡۖ قُلِ ٱللَّهُۖ ثُمَّ ذَرۡهُمۡ فِي خَوۡضِهِمۡ يَلۡعَبُونَ ٩١
Onlar: "Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir" demekle, Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa’nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab’ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) "Allah" de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖٓ Allahı hakkıyle takdir etmediler, sıffatı celâl ve cemalini lâyıkıyle tanımadılar: Alâ külli şeyin kadîr, rahmani rahîm olduğuna iyman etmediler, ni’met ve rahmetinin kadrini bilmediler, hasılı takdirsizlik ve nankörlük yaptılar. اِذْ قَالُوا مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَىْءٍ Zira Allah beşere hiç bir şey inzal etmedi dediler. -Böyle demekle yalnız beşeriyyet hakkında bir takdirsizlik değil, Allah hakkında takdirsizlik ettiler, beşere Allahın en büyük rahmet ve ni’meti olan vahyi, irsali rüsülü alelıtlak inkâr etmek cüretinde bulundular, sâbiliğe saptılar ve öyle bir surette saptılarki mahsûs ve ma’kul tanımayan sofestaîlerin veya beşeriyyeti te’lih etmek isteyenlerin «Allah biz insanların işine karışmaz» dedikleri gibi Allahın beşere indirdiği hiç bir şey yokmuş veya beşerin kendisinden imiş gibi iradei kelâm ettiler. Şüphe yok ki bu gibi tefevvühata cür’et etmek bir nankörlük haslatinden, bu da nankörlüğün şenaatini ve Allahın azamet-ü kudretini takdir edememekten mün’bais fahiş bir cehalet ve ahlaksızlıktır. Allah dediği zaman ne dediğini bilmiyen, bu ismi celâlin ne kadar namütenahî bir kudret-ü kemal ifade ettiğini gereği gibi teemmül etmeyenlerdir ki böyle cür’etlerde bulunurlar. «Allah beşere bir şey indirmedi sözü bir müşrik sözü olduğu ve yukarıdan beri anlaşıla geldiği üzere Mekke müşriklerinin de bu fikirde bulunduğu zâhirdir. Fakat bunu Medinede Yehudîlerin hahambaşılarından Malik. İbni Sayfın söylemiş olmasıdır ki bu âyetin nüzulüne sebeb olmuştur. Şöyle ki:
Malik İbni Sayf semiz, şişman bir adam imiş, Resulullahın yanına gelmiş, konuşurken Resulullah kendisine «Musâya Tevratı indiren Allaha and vererek soruyorum, Allah hibri semîne buğz eder» diye Tevratta buluyorsun değil mi? Halbuki sen hibri semînsin, Yehudîlerin yedirdiği şeylerden semizlemişsin» buyurmuş hazırûn gülmüşler, Malik ibni Sayf kızmış, Hazreti Ömere dönüb «مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَىْءٍ» demiş, Nübüvveti Muhammediyyeyi inkârda mübaleğa etmek için hiddetinden müşrikler gibi hepsini inkâr edivermiş, sonra bu sözünden dolayı Yehudîler tutmuşlar, kendisini riyasetten azledib yerine Kâb İbni Eşrefi geçirmişler. Bu âyetin sebebi nüzulünde meşhur olan cumhur kavli budur. Bundan dolayıdır ki sûrenin başında beyan olunduğu üzere bu âyet, bu sûrenin Medinede sonradan nâzil olan bir kaç âyeti cümlesinden olduğu merviydir. Filvakı’ yukarıdan beri sıyakı kelâm, müşriklere karşı olduğu halde burada Yehud dahi ilâve edilerek buyuruluyor ki:
قُلْ öyle diyen takdirsizlere karşı de ki مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذٖى جَآءَ بِهٖ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ Musânın insanlar için bir nûr olarak, bir hidayet olarak getirdiği kitabı -ya’ni Tevratık im inzal etti? -O nûr-ü huda ki تَجْعَلُونَهُ قَرَاطٖيسَ siz onu kırtaslar yapıyorsunuzt enevvür edib amel edecek yerde parça parça kağıtlara koyuyor, kuru evrak haline getiriyorsunuz تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثٖيرًا bunları meydana çıkarıb nümayiş ediyor ve bir çoğunu gizliyorsunuz -Ya’ni ketm-ü tahrif ediyorsunuz, meydana koyduklarınızla da amel etmiyor, kalbinize koymuyorsunuz. Lâk in İbni Kesir ve Ebû Amr kıraetlerinde gaib sıgasiyle «تَجْعَلُونَهُ قَرَاطٖيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثٖيرًا» okunur ki onu kırtaslar yapıyorlar. İstediklerini meydana çıkarıb bir çoğunu gizliyorlar demektir. Bunda Yehuddan hıtab ile değil, gıyab ile ta’bir buyurulmuştur. Eğer o bir kıraet olmasa idi bu ayetin de Mekkede ve müşrikler sebebiyle nazil olduğuna hukm edebilirdi. Ancak bu surette inzali Tevratın ve ahvali Yehudun müşriklere karşı nasıl bir maddei nakz olarak irad edilebileceği suâli varid olurdu. Fakat bunun da vechi yok değildir. Zira Mekke müşrikleri nazarında da Musâya Tevratın nüzulü ve ahvali Yehud, meşhudatı şayiadan idi. Onun için «لَوْ اَنَّآ اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّآ اَهْدٰى مِنْهُمْ» diyorlardı. Binaenaleyh bu iki kıraetin hey’eti mecmuası bize şunu ifade eder ki âyetin nüzulünde hem Yehudun hem müşriklerin tesebbübü vardır. Her ikisi de nübüvveti Muhammediyyeyi inkâr için «مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَىْءٍ» demişlerdir. Fakat asıl sebebi nüzul, Yehudun söylemesi olmuş ve sözlerinin maddei nakzı evvelâ Tevrat ve takdirsizliklerinin misali de ona karşı aldıkları vaz’ıyyet ile gösterilmiştir. Bundan başka daha umumî olmak ve Kur’ana dahi temass etmek üzere buyuruluyor ki:
وَعُلِّمْتُمْ مَالَمْ تَعْلَمُوٓا اَنْتُمْ وَلَآ اٰبَآؤُكُمْ bir de size ne kendinizin, ne atalarınızın bilmediğiniz ilimler ta’lim olundu. -Binaenaleyh bunları size indiren, ta’lim eden muallimi hakıkî kim?- Ya Muhammed, o takdirsizler buna ne derlerse desinler sen قُلِ اللّٰهُ Allahındır de ثُمَّ ذَرْهُمْ فٖى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ sonra onları bırak daldıkları butlan içinde oynaya dursunlar.