En'âm Sûresi 44. Âyet
Mekke · Cüz 7 · Sayfa 132
فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِۦ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِمۡ أَبۡوَٰبَ كُلِّ شَيۡءٍ حَتَّىٰٓ إِذَا فَرِحُواْ بِمَآ أُوتُوٓاْ أَخَذۡنَٰهُم بَغۡتَةࣰ فَإِذَا هُم مُّبۡلِسُونَ ٤٤
Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهٖ o katı kalbliler vaktâ ki ıhtar olundukları ıbretleri unuttular: - Evvelâ, bir teysiri tedricî ifade eden ıhtarâtı Rüsülü saniyen, tevbe ve tazarru’ telkın eden be’sâ ve darra’ muhtıralarını düşünmek ve mütenebbih olmak ihtimalleri kalmadı o zaman فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَىْءٍ üzerlerine her şeyin kap ısını açtık.- O şiddet ve müzayakadan sonra onlara öyle bir hurriyyet ve refah verdik ki maddî ma’nevî bütün ma’niaları kaldırdık, her taraftan üzerlerine ni’metler saldırdık, iyi kötü her şey kendilerine bol bol açık bulunuyordu, her türlü rahatlar, sıhhatler, zaferler, muvaffakıyyetler, zevkler, safalar önlerinde âmade idi, ne arzu etseler bulacak, ne isteseler yapabilecek bir hale geldiler, kendilerine kendi iradelerinden başka men’u takyid edecek hiç bir şey görünmüyordu. Öyle serbes bir imtihana kondular ve öyle istidracları arttı ki
حَتّٰىٓ اِذَا فَرِحُوا بِمَآ اُوتُوٓا nihayet bu hurriyyet ve refah ile ferahlandılar. Tuttukları yolun iyi olduğuna ve bütün bunlar kendi istihkakları bulunduğuna ve her mes’uliyyetten âzede olduklarına hukmettiler. Hiç bir kayd, hiç bir kaygu duymaz oldular, her şey kendilerininmiş, Allah ve Âhıret yokmuş gibi zevk-ü sefaya daldılar, keyflerini çattılar, tam böyle ferahlandıkları, gel keyfim gel dedikleri sırada اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً kendilerini birdenbire bastırıb yakalayıverdik فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ o saat iblis gibi bütün ümidleri kesildi: Yeis ve hirmanı mutlak içinde dona kaldılar. Bundan böyle onlar nihayetsiz bir hasret içindedirler.