AyetSûreler

En'âm Sûresi 33. Âyet

Mekke · Cüz 7 · Sayfa 131

قَدۡ نَعۡلَمُ إِنَّهُۥ لَيَحۡزُنُكَ ٱلَّذِي يَقُولُونَۖ فَإِنَّهُمۡ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَٰكِنَّ ٱلظَّـٰلِمِينَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ ۝٣٣

Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

قَدْ نَعْلَمُ Ya Muhammed, biz pek iyi biliyoruz -Nafi’ kıraetinde «لَيُحْزنك» اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذٖى يَقُولُونَ onların söylemekte oldukları sözler her halde seni mahzun ediyor -fakat etmesin فَاِنَّهُمْ لَايُكَذِّبُونَكَ çünkü onlar hakikatte seni tekzib etmezler- Nafi’ ve Kisaî kıraetlerinde if’alden «لَا يُكْذِبُونَكَ» okunduğuna göre - seni kizbe etmezler, sana yalancı demezler وَلٰكِنَّ الظَّالِمٖينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ve lâkin zalimler Allahın âyetlerini inkâr ederler.

Rivayet olunuyor ki Ebucehil «biz seni tekzib etmiyoruz, sen bizim nazarımızda sadıksındır. Biz ancak senin getirdiğini tekzib ediyoruz» demiş. Kezalik Kureyşten Hâris ibni Âmir «ya Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin ve lâkin biz sana uyarsak yerimizden olacağız bundan dolayı iyman etmiyoruz» demiş ve bu âyet de bunlar sebebiyle nâzil olmuştur. Hayât-u ahlâkı Muhammedîye az çok vâkıf olan kâfirlerin küfürlerinde kendi vicdanlarına karşı tutunabildikleri şüphenin bütün mahiyyeti şudur: «Hazreti Muhammed kendi vicdanında kâzib değildir. O bile bile kimseyi aldatmağa tenezzül etmez, nübüvvet ve risalet iddiasını da uydurma ve iğfal tarikıyle yapmamıştır. Belki nübüvvet ve risaletin sıhhatini tahayyül etmiş ve kendi vicdanında kendinin Peygamber olduğuna inanmış ve bu iyman ve ı’tikad ile bu iddiada bulunmuştur. Lâkin onun inandığı nübüvvet ve risalet, haber verdiği ba’s-ü kıyamet gibi şeyler haddi zatında ve nefsel’emirde olamıyacak, inanılamıyacak şeylerdir, Binaenaleyh da’vası yalan değil yanlıştır, o aldatmaz fakat aldanmış, o Peygamber değil fakat kendini Peygamber zannetmiştir» derler. Son Avrupa müverrıh veya feylesoflarının ekseriyyetle iddiaları da budur: «Hazreti Muhammed, kendi vicdanında kendi nübüvvet ve risaletinin sıhhat-ü hakkıyyetine emin idi, irtihaline kadar da bu iykan ve ı’timadı asla mütezelzil olmadı, bu bir hakikati tarihıyyedir.» diyorlar. Bununla beraber nübüvvetine iyman da etmiyorlar. Çünkü nübüvvet-ü risaletin haddi zatında hak bir emri vakı’ olabileceğine inanmıyorlar, Nübüvvet ve risaletin emri vakı’ olabileceği kabul edildiği surette ilmen ve tarihen delâili nübüvvet-ü ı’cazı diğer Enbiyadan daha ziyade bariz ve zahir bulunan nübüvveti Muhammediyyeyi inkâr etmenin açıktan açığa bir garazkarlık olduğunu biliyorlar. Bunlar böyle kendi gönüllerinde nübüvvet ve risalet olamaz, hayâtı Dünyâdan başka hayât, ba’s ba’delmevt mümkin değildir gibi ındî bir tahakküm bir ukde tutmuşlar ve kendi ta’birlerince bu «duğm» dan, bu ukdeden risaleti Muhammediyyenin de gayri mümkin olduğunu ve binaenaleyh Hazreti Muhammedin sadakati ruhiyye ve ahlâkı fadılesine rağmen nübüvvetine inanmas ında yanlış bulunduğunu iddiaya kalkışıyorlar. İşte Allah tealâ bu âyette gösteriyor ki bütün bu şüpheler, bu tekzib ve inkârlar doğrudan doğru Hazreti Peygambere değil Allaha müteveccih bir tekzib ve inkârdır. Haddi zatında mümkin bulunan ve gayrı ma’kul hiç bir tenakuzu istilzam etmiyen nübüvvet ve risaleti, halk-u ba’sı imkânsız farzetmek Allaha ve kudretullaha inanmamaktan neş’et eder. Bu da her tarafta zâhir ve bahir olan delâili hakkın, âyâtı ilâhiyyenin haklarını teslim etmemek delâletlerini anudâne bir inkâr ile inkâr eylemek haksızlığından münbaistir. Bu ise bir zulmi nefistir. Böyle zulmü ı’tiyad eden ve edillei hakkın bütün inceliğiyle kıymetini vermiyen zâlimler bütün âlemlerin Allaha ve kudretullaha delâlet edib duran delâili bâhire olduğunu inkâr ederler. Ve bu suretle Kur’anı ve nübüvveti Muhammediyyeyi dahi cehudcasına inkâr ederler. Kur’an ve Muhammed yok demezler, fakat âyâtı Kur’anda, fıtrati Muhamediyyede tecelli eden beyyinatı hakkın Allaha ve Allahın ılm-ü kudretine delâleti sarihalarını tanımazlar, bunlar, Allahın eseri değil, Muhammedin derler. Hasılı tekzibleri bizzat şahsıyyeyi Muhammediyyeye değil, Allahın kudretini ve berahîni kudretini inkâr etmek zulmüne raci’dir ki bu da zâlimlerin âdetidir. Ve binaenaleyh bu haksızlığın, bu cür’etin cezasını verecek olan Allah, çekecek olan da kendileridir.