En'âm Sûresi 143. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 147
ثَمَٰنِيَةَ أَزۡوَٰجࣲۖ مِّنَ ٱلضَّأۡنِ ٱثۡنَيۡنِ وَمِنَ ٱلۡمَعۡزِ ٱثۡنَيۡنِۗ قُلۡ ءَآلذَّكَرَيۡنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلۡأُنثَيَيۡنِ أَمَّا ٱشۡتَمَلَتۡ عَلَيۡهِ أَرۡحَامُ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۖ نَبِّـُٔونِي بِعِلۡمٍ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١٤٣
Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allah), iki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍ Ya’ni berveçhi âti sekiz eş yarattı ki مِنَ الضَّاْنِ اثْنَيْنِ الخ
ZEVC, cinsinden bir diğerile beraber bulunan demektir ki bunlardan her biri diğerine nazaran zevc,
kendi kendine ferd tesmiye olunur. Ve binaenaleyh zevc ikisinin değil, ikiden birinin diğerine nazaran ismidir. İkisine birden «zevcan, zevceyn» denilir. Şu halde zevc tam ma’nâsile bizim «çift» dediğimiz değil «eş» ya’ni bir çiftin her bir tekidir. Meselâ sekiz çift dediğimiz zaman «on altı eş» anlaşılır. «Semaniyete ezvac» ise âyette beyan olunduğu üzere ikisi koyun, ikisi keçi, ikisi deve, ikisi sığır cinsinden olmak üzere erkek ve dişi dört çift fakat sekiz zevctir. Bu âyetlerde görülüyor ki en’âm denilen bu ezvâcı semâniyenin hıllini isbât ve tefhim için burada pek güzel bir tahric ve tenkıhı menat usulü gösterilmiştir: evvelâ ezvaci semaniye diye bir ihsâ, saniyen koyun ve keçi ve ibil ve bakar olmak üzere dört cins mertebei mümaselet ve mücanesetlerine göre ikişer ikişer tasnif, salisen her sınıf ve çiftten ılleti hurmet olması muhtemil bulunan evsafı zatiyyelerini zükûret veya ünuset veya iştimali rahim olmak üzere hasr-ü istikra, rabian bunların hiç birile hurmetin münasebet ve mülâyemeti vücuden veya ademen telâzümü, deveranı, ıttırad ve in’ikâsı olmadığını bilbedahe irae ederek hiç birinde hılkaten ılleti hurmet bulunmadığını isbat eylemiştir ki işte ilmi usulde tafsıl olunduğu üzere bir müctehidin kıyasi fıkhî ile bil’ictihad isbati ahkâm edebilmesinin esası da böyle tahric ve tenkıhı menattır. Bu usuli ilmî bu âyetlerde böyle en güzel bir surette gösterildikten sonra hıll-ü hurmet mesailinde yalnız bu aklî usulün ya’ni kıyasın kâfi olmıyacağını ve kıyasın ilmî ve fıkhî olmak için menatın ya’ni ılletin her halde bir aslı sabite irca’ ve istinadı lâzım geldiğini bu aslı sabitin de başka bir mı’yar ile değil ancak vahy ile sâbit olabileceğini anlatmak için faslı hıtab olmak üzere şöyle buyuruluyor:
Ya Muhammed,