AyetSûreler

A'râf Sûresi 57. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 157

وَهُوَ ٱلَّذِي يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتۡ سَحَابࣰا ثِقَالࣰا سُقۡنَٰهُ لِبَلَدࣲ مَّيِّتࣲ فَأَنزَلۡنَا بِهِ ٱلۡمَآءَ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِۚ كَذَٰلِكَ نُخۡرِجُ ٱلۡمَوۡتَىٰ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ۝٥٧

Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O’dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَهُوَ الَّذٖى ve o, o Allahdır ki يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهٖ rahmetinin iki eli arasında ya’ni önünde mübeşşirleri olarak bir takım rüzgârlar gönderir. -Nafi’, İbni Kesîr, Ebu Amir, Ebu Ca’fer Ya’kub kıraetlerinde «بُشُرًا» İbni Âmir de «نُشْرًا» okunduğuna göre: rahmetinin önünde nâşirleri olarak münteşir bir takım rüzgârlar gönderir. «بُشْرٌ» beşirin cem’i «نُشْرٌ» «neşûr» ün cem’idir. Resûl vezninde neşûr, nâşir veya menşur ma’nasına gelir. «Nun» un fethile «neşr» dahi neşretmek, yaymak ve tefrık etmek ma’nâsına masdar olduğu gibi rayihai tayyibe ma’nâsına ve bundan bulutu neşredib döşiyen, hoş ve yumuşak rüzgâr ma’nâsına isim dahi olur. Ve bu suretle İbni Kesîr, Hamze, Kisaî kıraetlerinde «اَلرِّيَحَ نَشْرًا» okunduğuna göre de: «rahmetinin önünde neşr halinde rüzgâr gönderir.- Yağmur yağdıracağı ni’met ve hayat neşr edeceği zaman önce durgun hevaları oynatır, sükûnlarını harekete tebdil eder. Hareketi berekete mukaddime, sebeb, delil, ve resul, müjdeci ve nâşir yapar, yayar, fakat her hareketi değil, bir hareketi mahsusayı. Çünkü azâb olan hareketler, azâb muhbiri olan rüzgarlar da vardır. Bu ma’nâ ile İbni Ömer radiyallahü anhümadan merviydir ki riyah sekiz nevi’dir. Dördü azâb, dördü rahmettir. Azab olanlar: kasıf, âsıf, sarsar, akîm. Rahmet olanlar da naşirât, mübeşşirât, mürselât, zariyattır. ilh... Bir hadîsi nebevîde de şöyle varid olmuştur: «نُصِرْتُ بِالصَّبَا وَاُهْلِكَتْ عَادٌ بِالدَّبُورِ وَالْجَنُوبُ مِنْ رِيحِ الْجَنَّةِ» ben saba ile mensur oldum. Âd debur ile ihlâk edildi, cenub da Cennet rüzgârındandır». Hazreti Kâ’bden de menkuldür ki: Allah üç gün rüzgârı habsetse ekser Arz kokardı. Hasılı korkulacak hareketler, münzir olan rüzgârlar da vardır. Fakat rahmeti ilâhiyyenin mübeşşiratı ve naşiratı mürselât ve zariyatı da onlar içindedir. Bunun için ümid hafvten, havf ümidden münfekk olmamak lâzım gelir.

Asarı cevviyyeden rih, rüzgâr: Müteharrik hevâ demektir ki cihatına, evsafına nazaran muttarıd veya gayrı muttarıd bir çok aksam ve en’vaı vardır. Sureti umûmiyyede cihat noktai nazarından dört veya sekiz rüzgâr esas gibi mülâhaza olunur. Ve rüzgârların hudûsünde ve cereyanında tasarrufatı ilâhiyyeye delâlet eden pek mühim noktalar vardır. Rıh, hareket eden hevâ olmak i’tibariyle şüphesiz ki bir tahrik ile husule gelir. Hevânın her hareketine de rıh denilmediğinden rüzgâr göndermek hevâyi bir noktadan diğer noktaya sureti mahsusada bir tahrik ma’nasını tezammun eder. Bir kerre bu hareket, hevanın bir fi’li tabiîsi değildir. Zira hava sakin de olur. Bunun için İlmi tabiîde riyahın sebebi husulü hevanın aldığı suhunet, ya’ni hararet ve bürudet tehavvülatına nisbet olunur. Şu halde rüzgârın husulü de leyl-ü nehar meselesinde izah olunduğu üzere hararet tabiati ile bürudet tabiati arasındaki galibiyyet ve mağlûbiyyet nisbetlerinin tahvil ve tasrifine raci’dir ki bu da doğrudan doğru ve fevkattabia bir emri rabbanîdir. Binaenaleyh gerek bir kaide tahtinde esen riyahı muntazame olsun, gerekse riyahı gayrı muntazame olsun ikisi de bir tabiati diğer tabiate teslıt demek olduğundan doğrudan doğru bir tasarrufı rabbanî olduğunda şüphe yoktur. Şu kadar ki rıyahı muntazamade âdet ve ıttırad, riyahı gayrı muntazamede harika ma’nası galibdir. Onun için kudreti ilahiyyeyi yalnız harikada aramak gafletinde bulunanlar, fili ilahî ancak fevkal’âde rüzgârlardır zannederler. Maamafih burada mevzuı bahis yalnız muharriki evvel delilini teşkil eden bu tahrik değildir. Bu tahrikin mütezammın olduğu daha bâ’zı hususıyyat ile beraber bunun binnetice hayât ve ni’mete ve yağmur gibi bir rahmeti ilâhiyyeye olan alâkası delâleti mütekaddimesi, ya’ni bundan sonra gelecek diğer bir fili ilâhîyi ıhbar eder bir surette âlemi ukule bir nevi’ risaleti temsil etmesi, rüzgâr hadisesinin diğer bir hadise olan yağmur vakıasını ihzar ve kablel’vuku’ iş’ar eylemesi haysiyyetine de bilhassa nazarı dikkat celb olunmuştur. Ve bu vechile hem halk, hem emir, hem maddiyyat, hem ma’neviyyat noktai nazarından kudret ve hikmeti ilâhiyye tecelliyatı gösterilerek Âhıret ve risalet mes’elelerini tezekkür ve tedebbür ettirecek misaller iyrad edilmiştir. Hulasa bir takım rüzgârlarda bil’ahare varid olacak olan rahmeti ilâhiyyeyi tebşir eyleyen bir Resul, bir Melek misali vardır. Allah tealâ bunları rahmetinin önünde mübeşşirat veya naşirat olarak irsal eder.

Şimdi kudrete bakınız ki حَتّٰىٓ اِذَآ اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا nihayet o rüzgârlar -hevadan ağırs ekîl sekîl bulutları az ve hafif bir şey gibi kaldırıb yüklendiği vakıt -ya’ni rüzgârların kaidelerinden birisi de bulutları dirleyib toplamak ve yaymak ve yağmura muhtac olan yerlere götürmek için tepelerinde taşımaktır. Fakat bu taşıyışta gayet şayanı dikkat bir husus vardır. Çünkü heya hafif, bulutlar ise ağırdır. Hafifin ağırı kaldırması ise hilâfı taibattır. Filvaki’ burada bu sıklet ve iklâl ıhtarının ulûmı tabi’iyye noktai nazarından pek büyük ehemmiyyeti vardır. Zann edilirdi ki bulutlar hevadan hafif su buharından ıbarettir. Halbuki asıl bulut su buharı hali değil, bilfi’il su habbeciklerinin tecemmü halinde olunduğu ahiren fark edilmiş ve suyun ise havadan sekil olduğu ma’lûm bulunmuş olduğundan sehabın cevvi hevada muallakta durması hikmeti tabi’iyyede bir mes’ele teşkil etmiştir. Ve izahında iki nazariyye hasıl olmuştur: İbtida «o su habbecikleri sabun köpüğü gibi mücevvef ve içlerinde heva mahbus olub bu hevâ haricteki hevadan fazla bir derecei hararetle bulunduğundan hafif olarak üzerinde yüzüyor» denilmiş, sonra bu nazariyye cerholunarak sehabı terkib eden su habbeciklerinin içi boş değil, dolgun bulunduğu ve binaenaleyh her biri kendi hacmindeki hevadan sekîl olduğu halde aşağıdan rüzgârın tahrikiyle kum danelerinin yukarı çıkması gibi cevvi hevada muallâk kalarak sağa sola hareket ettiği kabul edilmiştir. Evvelkine göre balon ve gemi gibi hafifin sekîl üzerinde duruşu, ikinciye göre de kuş ve tayyare gibi sekîlin hafif üzerinde duruşudur ki «اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا» ıhtarı da bunda zâhirdir. Evet, hevadan ağır olan su habbeciklerini daha harr heva ile bil’imlâ köpük haline koyarak hafiflendirib küçücük baloncuklardan müteşekkil bulut donanmalarını heva üzerinde tutmakta dahi büyük bir san’at olduğu şüphesiz ise de su habbeciklerinin sıkletlerini olduğu gibi muhafaza etmekle beraber onlardan daha hafif olan hevanın mücerred hareketten aldığı kuvvetle o sekîl bulut kütlelerini kaldırıb yüklenmesi daha ziyade calibi dikkat bir hâdisedir ki bunda hareketin ehemmiyyeti ve hareket emrini veren muharrikin mücerred hareketle hıffet ve sıklet ahkâmını değiştiren ve tabiatlerin hukmünü aks-ü kalbeden bir kudreti mutlakaya malik olduğu doğrudan doğru tezahür eder. Ve işte bu ma’nâya ıttılâ’ sayesindedir ki kuvvei muharrike istihsaliyle tayyareler yapılmış ve kuş gibi heva üzerinde uçmak muveffakıyyeti elde edilmiştir. Bu iyzahtan anlaşılır ki tahriki riyahtaki bu kudreti bâligayı bilhassa ıhtar eden işbu «اِذَآ اَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا» mazmumunda risaleti Muhammediyyenin delâili kat’ıyyesinden birisi olan bir mu’cizei ılmiyye var demektir. Bir mu’cize ki fenni beşer bunun sıdkına bin seneden sonra vakıf olabilmiştir. Maamafih iş bununla kalmıyor, Allah rüzgâra o kuvveti vermekle beraber onu onda atalet kaidesi üzere bir tabiat istivâsiyle bırakmıyor. Bu noktada irade tecellisini anlatıyor ve kendi istivâi hâkimiyyetini gösteriyor, Onun için gıyabdan tekellüme iltifat ile buyuruyor ki:

Tam o riyah, sehabı sikali kaldırıb yüklendikleri vakıt سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ biz o sehabı ölü bir belde için sevkederiz de فَاَنْزَلْنَا بِهِ الْمَآءَ o suyu o beldeye indiririz فَاَخْرَجْنَا بِهٖ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ ve o su ile her türlü meyveleri çıkarırız ve çıkaragelmişizdir. كَذٰلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتٰى işte ölüleri -kabirlerindenb öyle çıkaracağız لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ şimdi siz düş ünebilirsiniz. -Bunları düşünür anlıyabilirsiniz ki halk da emir de kendisinin olan ve bir tahrik ve irade ile bunları yapmağa ve ölmüş bir beldeyi yeniden ıhya etmeğe kadir bulunan rabbınızın ölüleri diriltebileceğinden şüphe yoktur. Lâkin şunu da unutmamak lâzım gelir ki yağmur yağmakla her yer alesseviyye semere vermez, her toprağın kuvvei inbatiyyesi bir olmaz. Yağmur yağar