AyetSûreler

A'râf Sûresi 204. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 176

وَإِذَا قُرِئَ ٱلۡقُرۡءَانُ فَٱسۡتَمِعُواْ لَهُۥ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ۝٢٠٤

Kur’ân okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَ Ey mü’minler, hattâ ey insanlar, اِذَا قُرِىَٔ الْقُرْاٰنُ Kur’an kıraet edildiği vakıt -namazda veya hutbede veya her hangi mecliste فَاسْتَمِعُوا لَهُ hemen kulak verib onu dinleyin وَاَنْصِتُوا ve ağzınızı tutub susun ki لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ rahmete erdirilmeniz me’mul olsun.- Zira susmak iyi dinlemeğe iyi dinlemek basîrete, basîret iyman ve amele, iyman ve amel de rahmet ve ni’meti ilâhiyyeye sebeb ve tariktir.

Görülüyor ki bu «istima’ ve insat» emirleri kıraete terettüb ettirilmiştir. Kıraet ise bir lisan fı’li ıhtiyarîsidir ki âkıl ve natık bir insanın ağzından meharici mahsusaya ı’timad ile çıkan ve kasd-ü fehmine ıktiran eden savtiyle yapılır. Ve netekim Cibrîlin fı’li bile kıraet değil bir ıkra ya’ni kıraet ettirmektir. Fı’lı ilâhî de tenzil ve halkı kıraettir. Binaenaleyh gayri âkılden ve camidattan sadır olan savtlara kıraet denilemiyeceği gibi sadadan ya’ni savtın aksinden hasıl olan fı’le de kıraet denilmez. Bunun içindir ki Fukaha bir kıraetin aksinden hasıl olan sadayı mün’âkise kıraet ve tilâvet hukmü terettüb etmiyeceğini ve meselâ secdei tilâvet lâzım gelmiyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz mutalea etmek kıraet etmek demek olmadığı gibi çalan veya çınlayan mün’âkis bir sadayı dinlemek de bir kıraet dinlemek değil bir çalma ve çınlama dinlemektir. Şu halde Kur’an okuyan bir kariin saadasını aksettiren gıramofondan veya radyodan gelen savt veya sada bir kıraet değil bir kıraetin aksi ve tayfıdır ve bunlara istima’ ve insat emrinin hukmü terettüb etmez. Ya’ni dinlenmesi, susulması vacib olan Kur’an, çalınan Kur’an değil kıraet olunan Kur’andır. Maamafih istimaı vacib veya müstehab olmamaktan istimaı gayri caiz, ademi istimaı vacib olmak lâzım gelir de zannedilmemelidir. Zira Kur’anı çalmak başka bir fı’ıl, çalınan Kur’anı dinlemek de başka bir fi’ıldir. Kur’anı çalmak, çalgılar miyanına koymak şayânı tecviz olmıyan bir fi’ıl bulunduğu zâhirdir. Netekim Kur’an okumak bir kurbet olduğu halde muhılli ta’zım olan yerlerde okumak bir kabahattir. Fakat okunmuş bulunursa istimaı kabahat değil, ademi istimaı kabahat olur. Meselâ hamamda Kur’an kıraet eden günaha girer, bununla beraber okunduğu takdirde dinlememek de sevab değildir. Bunun gibi bir aksi sada ile çınlayan, kezalik bir gıramofon veya radyoda çalınan bir Kur’an in’ıkâsını dinlemek bir vazife değildir diye dinlememek vazifedir gibi de zanned ilmemelidir. Zira bir kıraet değilse de bir şübhei kıraettir. Çünkü kelâmi nefsîye daldir. Binaenaleyh istimaı kıraet gibi vacib veya müstehab değilse de lâekal caizdir evlâdır ve hattâ ona da hurmetsizlik etmek gayri caizdir. Öyle bir hal karşısında bulunan bir müsliman, lâyık olmıyan yere konmuş bir Kur’ân sahifesi karşısında bulunuyormuş gibidir ki ona karşı lâübalîlik etmemesi ve elinden geldiği kadar onu oradan alıb lâyık olduğu bir yere kaldırması vazifei diyaneti ıktizasındandır.

İşte ya Muhammed, onları söyle