AyetSûreler

A'râf Sûresi 198. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 176

وَإِن تَدۡعُوهُمۡ إِلَى ٱلۡهُدَىٰ لَا يَسۡمَعُواْۖ وَتَرَىٰهُمۡ يَنظُرُونَ إِلَيۡكَ وَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ ۝١٩٨

Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُوا ve siz onları hüdaye -doğruluğa veya her hangi bir ıhtıyacınızda doğrudan doğru halâsa veya rehberi hakkad a’vet ederseniz işitmezler. Ey muhatab وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ ve sen onları sana bakıyorlar görürsün وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ halbuki onlar görmezler. -Karşılarındaki mevcûd ve meşhûde ya bâsıraları yoktur, ya basıretleri.- Keşşaf gibi ba’zı müfessirîn bu beyanatın da evvelki gibi yalnız asname dair olduğuna zahib olmuşlar ve demişlerdir ki putlarına cevahirden, boncuktan göz manzarası veren şeyler takıyorlardı. Bu takdirde ise âyette bir tekrar şaibesi bulunmuş olacağından evvelkinin sırf takrı’, başa vurmak, ikincisinin de taabbüdü caiz olanla olmıyanı fark ettirmek siyakında bulunduğunu söylemişlerdir. Fakat doğrusu âyette asla tekrar yoktur. Çünkü müşriklerin şürekâsı sade camid putlardan ıbaret değildir. «عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ» de ıhtar olunduğu üzere evvelki kısım asnamı câmide noktai nazarından, bu kısım da müşriklerin perestiş ettikleri ruesası noktai nazarındandır. Ve Filhakika Mücahid, Haseni Basri ve Suddî buradaki ted’ûhüm, «hüm» «hüm» zamirleri küffara aid olduğunu söylemişlerdir ki zâhir olan da budur. Bunlar hakkında «işitmez görmezler» buyurulması da kulaklarına gözlerine girmez demektir. Bu noktada biz bir ma’nâ daha duyuyoruz ki şudur: Allahdan başka perestiş edilen şeylerin hiç birisi karşısında kendiye perestiş eden bir abdin nefsinde çalkanan ıztırabatını, gönlünden geçen arzu ve ümidleri işitmez görmez. Bir hasta yatar kıvranır, karşısına bütün sevdikleri toplanır, ona bakarlar, fakat onun nefsinde neler çektiğini ve gönlünden neler söylediğini olduğu gibi ne işitirler ne görürler, ne de bütün ma’nâsiyle bir imdad edebilirler. Binaenaleyh karşılarındaki bir mevcûd ve meşhûdu hakıkaten semî’ ve basîr değildirler. İşte Allahdan başka perestiş edilenlerin hali budur. Bu cihetle hepsi asnam hukmündedir. Hiç birinden doğrudan doğru bir istimdad mümkin değildir. Allah ise semî’ basîr, allâmülguyubdur. Bunun için Allahdan maadasına taabbüd boştur, batıldır, hiçtir. Allah da her şeyin rabbı olmakla beraber ehli salâha, isti’dadı fıtrîleri bozulmamış olan iyman ve husni hal sahiblerine dost olur. Onun için şirk âdetinin urfi fıtratte ve fıtrati ukulde nasıl münker olduğu bedahet derecesinde isbat edildikten sonra salâhı ekmeli ve bütün mekârimi ahlâkı cami’ olan şu âyetle Resulullaha buyuruluyor ki: