A'râf Sûresi 149. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 168
وَلَمَّا سُقِطَ فِيٓ أَيۡدِيهِمۡ وَرَأَوۡاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ ضَلُّواْ قَالُواْ لَئِن لَّمۡ يَرۡحَمۡنَا رَبُّنَا وَيَغۡفِرۡ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ١٤٩
Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَمَّا سُقِطَ فٖٓى اَيْدٖيهِمْ – bu cümle istiare veya kinaye veya temsil tarikıyle şiddeti nedamet ifade eden bir ta’birdir. Bir insan bir işey nedamet edib âciz kaldığı vakıt «سُقِطَ فِى يَدِهِ» denilir, bunun nedamet veya şiddeti nedamet ifade ettiği müttefekun aleyh olmakla beraber tahlilinde ve ne münasebetle bu ma’nâyı ifade ettiğinde hayli ıhtılaf edilmiş ve bir çok vücuh zikr olunmuştur ki biz bir kaçını zikr ile iktifa edeceğiz:
1- Nedamet eden kimse kederinden parmağını ısırır veya başını eğib çenesini iki elleri arasına alarak düşünür. Ve bu suretle o kimse sanki bütün nedametiyle eline düşmüş ve eli meskutun fih, mahalli sukut olmuş olur. Bu suretle «سُقِطَ» fili mechulü tahtinde müstetir «hüve» zamiriyle masdarı olan sukuta isnad olunarak veya «فِى اَيْدِيهِمْ» mefulün fihi «سُقِطَ» fili mechulünün nâibi faili olarak cümlesi ellerine sukut vakı’ oldu veya ellerini ısırdılar mefhumiyle şiddeti nedametten kinaye kılınmış demektir.
2- Arablar «حَصَلَ فِى يَدِهِ مَكْرُوهٌ» derler. Ve bu suretle kalbd e vakı’ olan bir hoşnutsuzluğu elde olmuş gibi tasvir ederler ki burada «yed», kalb ve nefisten mecazdır. Bunun gibi «سُقِطَ فِى اَيْدِيهِمْ» de dahi «yed» nefis ma’nâsına mecaz ve «سُقِطَ» nin nâibi faili tahtinde müstetir. Ve «ندم» e raci’ bir «هو» zamiri olarak bu cümle, istiare bilkinaye veya temsiliyye suretiyle «سُقِطَ النَّدَمُ فِى اَنْفُسِهِمْ= gönüllerine pişmanlık düşürüldü» demek olur. 3- Kırağı demek olan «سقيط» tan me’huz olarak «kırağı düştü, kırığılandı» ma’nâsını ifade edebilir. Bınaenaleyh «kararlandık, üzerimize kar yağdı» ma’nâsına «sülicna» denildiği gibi «سُقِطَ فِى اَيْدِيهِمْ» de «ellerine kırağı düştü» demek olur. Kırağı hem bir soğukla alâkadar hem de cüz’î bir hararetle derhal eriyiverir bir şey olmak ı’tibariyle eline kırağı düşen hem müteessir olmuş hem de eline hiç bir şey geçmemiş demek olacağından bu ta’bir, akıbeti husran ve nedamete düşenler hakkında darbı mesel olmuştur. Ve ilk olarak Kur’anda varid olan emsalden olduğu da söylenmiştir. Vâhidînin naklettiği bu vecih, bizce sahib-i Keşşafın ıhtiyar ettiği birinci vecihten daha vazıh ve daha bedi’dir. Binaenaleyh, mefhumı nazım şu olur: Vaktâki ellerine kırağı düştü وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا ve kendilerinin sapmış olduklarını gördüler قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ böyle dedilerk i sûrei «طه» da anlaşıldığı üzere bu nedamet, Musâ aleyhisselemın miykattan rücuundan sonra olmuştur. Fakat bura da fiillerinin nedamete müncerr, olduğu topluca anlaşılmak için evvelâ zikredilmiş ve rücu’ kıssası bunun bir iyzahı siyakında irad buyurulmuştur. Şöyle ki: