AyetSûreler

Alak Sûresi 1. Âyet

Mekke · Cüz 30 · Sayfa 597

ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِي خَلَقَ ۝١

Yaratan Rabbinin adıyla oku

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ oku o rabbinin ismiyle -ya’ni onun yüce adıyle, Allah ismi celîli ile başlıyarak oku, okumağa, kıraet etmeğe başla. Bâlâda geçtiği üzere bu emir, nâzil olurken ibtida Hırâ mağarasında zati Muhammedîye Melek gelip canına tak diyen şiddetli bir tazyîk ile sâdece «اِقْرَاْ» demiş, o vakta kadar zati Muhammedî okumak bilmediği için «مَا اَنَا بِقَارِىٍٔ= ben okumuş değilim» ya’ni okumak bilmem ki ne okuyayım? demişti. Bunun üzerine yine şiddetli bir tazyîk ile «اِقْرَاْ» demiş, o da yine «مَا اَنَا بِقَارِىٍٔ» demişti. Demek ki o ilk iki «اِقْرَاْ» emri henüz Kur’an değil, kıraet denilen fi’le şüru’ için heceletme kabîlinden ihzarî bir emr-ü teklif idi, Kur’an üçüncü def’aki tazyîkten sonra olan işbu «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» emriyle başlamıştı. Şu halde bu emir, ilk nüzulünde hem tekvînî bir mahiyyette Hazreti Peygamberi okumazken okur yapmış, hem ta’lîmi bir surette nazmıyle makrüvvü ta’yîne başlamış, hem ma’nasıyle ilk vazîfenin böyle yaradan, terbiye eden Allahı tanıtmak ve onun ismiyle okumağa başlamak olduğunu teklîfî bir surette tehfim eylemiştir. Bu ibtida şöyle demek olur. Gerçi sen bu vakta kadar okumadın «وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِهٖ مِنْ كِتَابٍ», kitabın mahiyyetini iymanın esası neden ıbaret bulunduğunu bilmezdin «مَا كُنْتَ تَدْرٖى مَاالْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ» fakat işte yaratmak denilen fi’lin sahibi olup kâinatı yaratan ve seni yaratıp yetiştiren, sana ve her işine mâlik bulunan rabbin seni kudretiyle şu anda bir okur yaptı, okunacak bir Kur’an bir kitab indirmeğe başladı. Böyle ta’lim olunduğu gibi o rabbinin ismiyle başlıyarak oku!

«فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ» âyetinde de geçtiği üzere geçtiği üzere Kıraetin hakikati, kelâmı keyfe mettefak söylemekten daha güzel bir surette muntazamen rabt ederek biribiri ardınca ağızdan sesle çıkarmaktır ki gerek ezberden ve gerek yüzünden gerek hafî ve gerek celî mutlâka okumak demektir. Kitabın kitab olması için bil’fiıl yazılmış olması şart olmadığı gibi okumak için de mutlâka yazı şart değildir. Gözle mutaleaya, zihinden tezekküre okumak ıtlâkı da mecazdır. Ve hakîkatte kıraetin kemali ezbere okumaktır. Hadîsi nebevîde vârid olduğu üzere yüzünden okumanın sevab ve fazîleti zabt-u hıfza vesîle olması itibariyledir. Resûlullahın kıraeti yazıya ihtiyacı olmaksızın min tarafillâh kendine böyle nâzil olan Kur’anı hıfzından ekmel surette kıraettir ki kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumağa, okutmağa ve yazdırmağa şamildir. İşte mukaddema hiç kitab okumamış, yazı yazmamış olan nebiyyi ümmîye bu emir ile bir mu’cize olarak okunacak bir kitab verilmeğe başlanmış ve kendisi yazmadan okuyacak, okutacak, emir tarîkiyle yazdırtacak bir kıraet kudreti ihsan buyurmuştur. Ve buna besmele ile başlanması da emir olunmuştur. Ve bunun hikmeti rububiyyet muktezası olduğu da bilhassa «رَبِّكَ» izafetiyle anlatılmıştır. Hiç bir kitab okumadan ve kalem ile yazıyı bellemeden böyle bir kıraet mu’cizesi nasıl mümkin olur? gibi bir şübheye meydan bırakılmamak için kalem işine kadar gelinmek üzere bervechi âtî halikıyyet vasfı ve hılkat mebdei ile rububiyyet hukmü ıhtar ve tavzîh olunarak buyuruluyor ki الَّذٖى خَلَقَ o rabbın ki yarattı -ya’ni yoğu yaratmak kendisinin sıfatı olan yâhud seni ve her şeyi yaratan rabbının ismiyle oku, ki