AyetSûreler

Ahzâb Sûresi 72. Âyet

Medine · Cüz 22 · Sayfa 427

إِنَّا عَرَضۡنَا ٱلۡأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡجِبَالِ فَأَبَيۡنَ أَن يَحۡمِلۡنَهَا وَأَشۡفَقۡنَ مِنۡهَا وَحَمَلَهَا ٱلۡإِنسَٰنُۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومࣰا جَهُولࣰا ۝٧٢

Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ الخ – EMANET, aslında mimin zammiyle «اَمَنَ يَاْمُنُ» den masdar olup emînlik, ya’ni âharin hukuku emniyyet edilip inanılabilir, inanc olmak, inanclık huyu demektir. Sonra emniyyet edilip inanılan şey’e de ism olmuştur ki «اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَا» da bu ma’nâ idi. Emanet, vedîaden eammdır denilir. Burada her iki ma’nâ dahi olabilirse de evvelkisi daha muvafıktır. Ekseriyyetle müfessirîn bunu teklif veya faraız diye tefsir etmişlerdir. Bunu şöyle anlamak lâzım gelir. Allahın gerek kendi hukukuna ve gerek halkın hukukuna müteallık emr-ü nehyinin, ahkâmının icrasına Allahın emîni, inanc memuru olmak demek olan emanetini, ya’ni Allahın diğer eşyada olduğu gibi ıztırar ile cebren değil, riza ve ıhtiyar ile yaptırmak istediği ef’ali ıhtiyariyyede emrine itaatle hılâfeti demek olan vazıfe ve mekellefiyyeti عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ o Göklere ve Yere ve Dağlara: yukarıda ve aşağıda o ağır ve büyük ecram ve ecsamın hepsine arz eyledik فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا de onlar onu yüklenmekten ibâ ve imtina ettiler. - Gerçi Semavat ve Arz, Allah tealânın «اِئْتِيَا طَوْعًا اَوْكَرْهًا» gibi tekvînî emirlerini «اَتَيْنَا طَآئِعٖينَ» diye tav’an kabul ettiler, öyle iken âharin hukukunu yüklenmek ma’nâsını ifade eden emanet kendilerine arz olunduğu zaman çekindiler وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا ve ondan korktular - emanet böyle Semavat ve Arz ve Cibalin dayanamıyacakları derecede ağır, edası zor, mes’uliyyetli, büyük ve korkunç bir yüktür. Burada arz ve ibayı hakıkati üzere mülâhaza eden müfessirler varsa da çokları emanetin azametini beyan için istiarei temsiliyye suretinde bir tasvir olduğuna zâhib olmuşlardır. Emanet iyfa edildiği takdirde neticesi çok büyük bir keramet olduğu gibi iyfa edilemediği takdirde de hıyanet ve garametle büyük bir rüsvâlıktır. وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ insan ise onu yüklendi بلى= bela, dedi, teklif ve hılâfeti kabul etti اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا o insan cidden zalûm cehul bulunuyor. - Her ferdi değil, insan cinsi.

ZALÛM, çok zalim, zulme, haksızlığa çok meyyal, Allahın ve ıbadullahın hukukunu yüklendiği halde

lâyikıyle iyfa etmeyip kendine yazık ediyor.

CEHUL, da’vası gibi âlim değil, bil’akis çok câhil, çünkü akıbetinin künhünü bilmiyor onun için

zulmediyor. Halbuki o arzın hikmeti ve emaneti yüklenmesinin akıbeti şudur: