Ahzâb Sûresi 29. Âyet
Medine · Cüz 21 · Sayfa 421
وَإِن كُنتُنَّ تُرِدۡنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَ فَإِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡمُحۡسِنَٰتِ مِنكُنَّ أَجۡرًا عَظِيمࣰا ٢٩
Yok eğer Allah ve Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 28–34. âyetleri birlikte ele alır.
28. يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لَِازْوَاجِكَ – Rivayet olunuyor ki alehisselâtüvesselâm zevceleri ziynet elbiseleri ve ziyade nefaka istemişlerdi, bu âyetler bu sebeble nâzil oldu. Bunun üzerine Resulullah Hazreti Aişeden başlıyarak hepsini muhayyer kıldı, müşarünileyha ben Allah ve Resulünü ve Âhıret evini isterim dedi, bâkıleri de öyle dediler. Bundan dolayı da haklarında bir hıssi takdir olmak üzere ileride gelecek olan «تُرْجٖى مَنْ تَشَآءُ» âyeti nâzil oldu. Burada bu tahyir, mücerred bir tahyir miydi? Yoksa iradetin elinde olsun gibi tefvizı talâk mıydı? Diye bir bahs üzerinde ıhtilâf etmişlerdir. Hazreti Aişe radıyallahü anhadan: Resulullah bizi muhayyer kıldı, biz de kendisini ıhtiyar eyledik ve onu talâk saymadı diye rivayet edilmemiştir.
30. يَا نِسَآءَ النَّبِىِّ Ey Peygamberin kadınları - nasıhatlerine ı’tina olunduğunu ızhar için bu suretle hıtab, telvin olunarak kendilerine tevcih buyurulmuştur. Gerek burada ve gerek bundan sonra Peygambere izafetle kendilerine nida olunması da zikrolunacak hukümler, bu izafete terettüb ettiği içindir. بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ Çirkinliği belli bir kabahat, her hangi bir kebire - zira ma’lûmdur ki farz vukuu iycab etmez. Maamafih bundan murad Resulullaha karşı baş tutarak, onu sıkacak kederlendirecek taleblerde bulunmak gibi harekât olmak da melhuzdur. يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ Ona azâb iki kat katlanır-sair kadınlara verilecek cezanın iki katı verilir. Biri asıl günahın diğeri de Peygambere olan izafete edilen hurmetsizliğin cezası, bir de bir kabahatin çirkinliği sahibinin haysiyyeti nisbetinde artar. Netekim hurr olanlara verilen ceza memlûklerin iki mislidir. Peygambere izafetlerinden dolayı bütün mü’minlerin ümmehâtı olmak şerefini ihraz etmiş olanların kabahatleri elbette mevkıi ictimaîleri nisbetinde büyük olur. Gerçi mevkıi ictimaîşi yüksek olanlara halk, kolay ceza veremez وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرًا Allaha göre o kolay bulunuyor. - Bununla beraber ni’met, külfete göre olduğundan buna mukabil taate ecr-ü sevab da 31. مَرَّتَيْنِ iki kerre - dir. Birisi asıl taatin sevabı, birisi de Peygambere olan izafetin feyz-u bereketidir. 32. يَا نِسَآءَ النَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَآءِ Ey Peygamberin kadınları siz, alel’umum kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz - sizde diğer kadınlarda bulunmıyan sıfatlar var: Peygamberlerin en hayırlısının zevceleri ve bütün mü’minlerin anaları olmak vasıflarını hâizsiniz
اِنِ اتَّقَيْتُنَّ eğer korunursanız, bu has vasıflarınızı korursanız, yâhud halinize lâyık takvâ ile korunacaksınız - bu şart bir ma’nâ ile yukarının, bir ma’nâ ile de aşağının kaydı oluyor: فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ o halde söze yılışmayın - bir söz söylendiği zaman sınık yılışık bir surette cevab vermeyin ve söylerken yayılarak, kırıtarak söylemeyin فَيَطْمَعَ الَّذٖى فٖى قَلْبِهٖ مَرَضٌ de kalbinde bir maraz olan, kalbi çürük kötülüğe mâil kimseler bir tama’a düşmesin وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًا ve ma’ruf söz söyleyin - ya’ni tesannu’dan, yapmacıktan âri vakar ve ciddiyyetle dosdoğru söyleyin, yâhud sert olsa da ma’kul ma’kul ve meşru’, güzel söz söyleyin. 33. وَقَرْنَ فٖى بُيُوتِكُنَّ Hem evlerinizde oturun «قَرْنَ» karardan emri hâzır cem’i müennes olup aslı «اِقْرِرْنَ» dir. «ظَلْنَ» gibi, ya’ni evlerinizde karar edin وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولٰى ve evvelki câhiliyyet çıkışı gibi çıkmayın - ya’ni islâmdan evvelki cahiliyyet âdeti gibi süslerini göstererek ve görünmek için kırıtarak çıkmayın. Bu âyet, bu emir ve nehy ile Resulullahın zevcelerine yalnız tesettürü değil, bilhassa hıdri, ya’ni yabancı erkeğe hiç görünmemek demek olan muhaddereliği dahî vacib kılmıştır. Diğer islâm kadınları için ileride geleceği ve Sûrei «Nûr» da geçtiği üzere tesettür vacib ise de hıdir, vacib değil, müstehabdır. Bütün islâm kadınlarının da Peygamberin zevcelerinin siyret ve ahlâkını nümune ittihaz etmeleri elbette bir hakları ve şerefleridir. Lâkin hepsine muhaddereliğin bir feriza olması harec olurdu. Onun için ileride «يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لَِازْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ الْمُؤْمِنٖينَ يُدْنٖينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابٖيبِهِنَّ» âyetinde tesettür emri bütün nisai mü’minîne dahi ta’mim edilmiş olduğu halde burada «وَقَرْنَ فٖى بُيُوتِكُنَّ» emri «لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَآءِ» diye tavsıf edilen nisai nebiye hıtabden varid olmuştur. Ve ancak ehli beyt vafsile bu emirlerin benatı nebiye dahi şamil olduğu anlatılmıştır. Fakat bundan evlerinizde ataletle boş boşuna oturun gibi bir ma’nâ anlaşılmamak için buyuruluyor ki, evlerinizde durun da وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ namaz kılın - ki bununla evvelâ mütekebbir, cebbar takımına benzemekten sakınılmış olur وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ ve zekât verin - bu da kerîm, rahîm olan Allah tealânın ahlâkıyle tahalluk ederek onun rezzak ismine niyabetle kulluk etmektir. Şübhe yok ki zekâtı vermek için hakikaten ıhtiyacı olan fukarayı anlayıp dinlemek pek mühim bir şugul teşkil eder. Ve bundan onların zekât verecek nisabe malik bulundukları da anlaşılır. Değilse bundan böyle mâlik olacakları bu emr ile tebşir edilmiş olur. وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ ve daha Allaha ve Resulüne tâatlar yapın - teklifler, zikrolunanlara munhasır değildir. Allah ve Resulü daha her ne emr-ü nehy ederse onları da tutun. Bunlar tazyık ve harec değil midir? Hayır اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ Allah tealâ, sırf şunu murad buyuruyor ki لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ kiri, ya’ni şan ve şerefinizi kirletmek ıhtimali bulunan günâhları sizden uzaklaştırsın ey ehli beyt! وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيرًا de sizi ter temiz, pam pâk etsin Ehli beyt, Peygamberin ehli beyti Peygamberin hanesine nisbeti hassası bulunan bahtiyarlar, hanedanı nebiy.
Kelâm Peygamberin kadınlarına hıtab etmekte olduğu için ehli beytten de ilk evvel tebadür eden onlar olur. Lâkin murad yalnız onlar olmadığı anlatılmak için müzekker zamiri olan «كُمْ» ile hıtab edilmiştir. Zira Ilmi usulde ma’lûm olduğu üzere cem’ı müennes sıgası yalnız müenneslere mahsus olduğu halde cem’ı müzekker sıgası ıhtilât halinde erkeğe ve kadına teğliben şamil olur. Demek ki ehli beyt denilince Peygamberin zevceleriyle beraber evlâdına ve zükûr-ü inas mensubîni hassına dahi şamil olduğu anlatılmak üzere «لِيُذْهِبَ عَنْكُمْ وَيُطَهِّرَكُمْ» buyurulmuştur. Hazreti Hasen ve Hazreti Huseyn radıyallahü anhüma evlâddan olduğu gibi Hazreti Ali dahi Hazreti Peygamberin evinde yetişmiş ve Hazreti Fatıma ile muşaereti dolayısiyle nisbeti hassayı haiz bulunmuş olduğundan o da ehli beyittendir. Lâkin bunların ehli beytten olması Hazreti Peygamberin diğer kızlarının ve onlardan olan evlâdlarının dahi ehlibeytten olmasını mânı’ değildir belki muktazîdir.
Fakat ne tuhaftır ki Şî’a âyetin mevzuunu teşkil eden ezvacı tahiratı dahi hisaba almıyarak ehli beytin Hazreti Peygamberin kendisiyle Ali, Hasen, Hüseyn, Fatıma radıyallahü anhümden ibaret olduğunda ısrar etmek istemişler ve bu yüzden tarihi islâmda çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. «Selman bizden ve ehli beyttendir» hadîsiyle intisabı mahsus ile Selman bile ehli beytten sayıldığı halde Peygamberle beraber beytutet eden ezvacı tahiratın ehli beytten haric sayılması ne garîb bir teassubdur. Halbuki öyle tevehhümata meydan bırakmamak için beytin kendilerine izafetini tansıs ile yine nisai nebiye hıtaben şöyle buyuruluyor: 34. وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى فٖى بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِ ve ey Peygamberin kadınları ve kızları evlerinizde tilâvet olunup duran âyâtullahı ve hikmeti anın - toplanıp müzakere edin, ya’ni Kur’anı ve Peygamberin sünnetlerini belleyin, düşünün, bu suretle Allahın ve Peygamberin emirlerini belleyin ılim tahsıl edin ve bu yüzden mazher olduğunuz şeref-ü şanı hatırdan çıkarmayıp şükrünü bilin اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطٖيفًا خَبٖيرًا hakıkaten Allah, bir lâtîf, habîr bulunuyor - onun için bu emirleri ve nehiyleri veriyor.
Şimdi burada daha umumî ahlâk ve hasenâta tergıb için husustan umuma geçilerek buyuruluyor ki: ٣٥ اِنَّ الْمُسْلِمٖينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتٖينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقٖينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرٖينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعٖينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقٖينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّآئِمٖينَ وَالصَّآئِمَاتِ وَالْحَافِظٖينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرٖينَ اللّٰهَ كَثٖيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا
Meali Şerifi