AyetSûreler

Zümer Sûresi 64. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 465

قُلۡ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَأۡمُرُوٓنِّيٓ أَعۡبُدُ أَيُّهَا ٱلۡجَٰهِلُونَ ۝٦٤

De ki: "Ey cahiller! Şimdi bana o Allah’tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 64–70. âyetleri birlikte ele alır.

67. وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖ Arz bir kabzası Kıyamet günü, Semalar da yemîniyle dürülmüşlerdir. - Zemahşerî, Beyzavî, Ebüssüud gibi belâgatte mümtaz olan müfessirler diyorlar ki: bu kavli celîl, Allah tealânın gayet azametine ve kudretinin kemaline ve zihinlerin hayret ettiği büyük fiıller onun kudretine nisbet edilince çok küçük ve hakır kalacağına bir tenbih ve âlemi yıkıvermek ona göre pek kolay bir şey olduğunu temsil ve tahyil tarikıyle bir ifâdedir ki kabza ve yemin kelimelerinin hakikat veya mecaz olmaları ciheti mülâhaza edilmeksizin = «شَابَتْ لِمَّةُ اللَّيْلِ» gecenin zülfüne kır düştü» terkibi gibi hey’eti mecmuasiyle bir tasvirdir. Diğer ba’zıları da demişlerdir ki kelâmdan asl olan hakıkattir, fakat hakıkatin müteazzir olduğuna bir delîl bulununca da mecazı sarfı vâcib olur. Kabza ve yemîn kelimeleri carihada hakıkattir, Allah tealâ a’za ve cevarihin sübutü mümteni’ bulunduğuna da delîli aklî vardır, o halde mecaze hamli vâcibdir. Zira fülân fülânın kabzasında (avucunda) dır denilir. Onun tedbir ve teshıri altında demektir. «وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ» de de murad kendilerinin milki olmaktır. Şu hâne fülânın yedinde, fülânın kabzında, ve fülânın kabzasına geçti derler ki hâlıs milki olduğunu söylemek isterler, hem bunlar müsta’mel ve meşhur mecazlardır. İbni Atıyye de demiştir ki kabza kudretten ıbarettir. اه. Dilimizde dahi pek çok kullanılan kabza kelimesi esasında kabızdan masdar binâi merredir. Bir kabız, bir sıkma veya bir tutma demektir. Avucla tutulan mıkdara dahi kafın zammiyle kubza, tutam veya sıkım denildiği gibi kafın fethiyle kabza da denilir. Demek ki kabza bir sıkım, bir tutam veya bir avuç ma’nâlarına olabiliyor. Burada bir sıkım diye ifâde edilmek Kıyametin tazyıkını anlatmak ı’tibariyle daha vazıh olur.

YEMİN, sağ demektir. Kuvvet ve kasem ma’nâlarına da gelir. Burada kuvvet veya kasem demek

olabileceği de söylenmiştir. «يَوْمَ نَطْوِى السَّمَآءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ» mantukunca Semayı dürmeğe ahdetmiş olduğu için tahkık ı’tibariyle bu ma’nâ dahi doğru ise de evvelki ma’nâ ile kuvvet ve kudretin tasvir ve temsili daha kuvvetli daha azametli bir ma’nâ ifâde ettiğini ıhtara hacet yoktur. Sahihi Müslimde Hazreti Aişeden rivayet olunduğuna göre Arz ve Semâvatın bu kabz-u tayyi sırasında insanların nerede olacağı Resulullahdan sual olunmuş «Sırat üzerinde» buyurulmuştur. Kıyameti tasvir için de buyuruluyor ki 68. وَنُفِخَ فِى الصُّورِ – surun ma’nâsı Sûrei «Nemil» de «يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَفَزِعَ» âyetinde geçmiş idi. Görülüyor ki burada iki nefıh beyan olunuyor. Birincisi yıkan nefhı saıktır ki bu, nefhai ulâ veya vustâdır. İkincisi kaldıran nefhı kıyamdır ki bu da nefhai saniye veya sâlisedir. Ve Kıyamet kelimesi bu ikincideki kıyam ma’nâsından olmakla beraber birinciyi de mebdei olmak üzere mutazammındır. Onun için Kıyamet kopması en büyük yıkımı ifâde eder. Buna saat, vâkıa, hakka dahi denilir. SAIK, yıldırım çarpmasında olduğu gibi bayılıp düşmeye ve ölmeğe denilir. Bu kıyamdan sonra yevmi din ve yevmi fasıl denilen safhayı beyan ile buyuruluyor ki:

69. وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ ve Arz parlamıştır. - Bu parlıyacak olan Arz, kabızdan sonra «يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ» mantuku üzere değişecek olan Arzı mahşerdir. Bir hadîsi şerifte şöyle vârid olmuştur: nâs hâlıs elenmiş un çöreği gibi beyaz bir Arz üzerinde haşrolunacaktır ki üzerinde kimsenin bayrağı yok. بِنُورِ رَبِّهَا rabbının nuriyle - Kur’anın bir çok âyetlerinde Kur’ana, bürhane, hakk-u adle nur ta’bir buyurulmuş olduğu gibi burada da nur, hakk-u adalet tecellîsi demek olduğu söylenmiştir. Fakat Ebû Hayyanın naklettiği üzere İbni Abbas demiştir ki burada nur, Şems-ü Kamerin nuru değil diğer bir nurdur ki Allah tealâ halkedecek de onunla Arzı tenvir eyliyecektir. Bu rivayet bizi obirlerinden daha bedi’ bir ma’nâ ile tenvir etmektedir. Zira, elektrik ile bir misalini tesavvur edebileceğimiz parlak bir nurun, bir uurı rabbanînin yaradılacağını bize önceden haber vermiş oluyor. Bir nur ki onunla mahkemei kübrânın kurulacağı Arzı mahşer tenvir olunacaktır. وَوُضِعَ الْكِتَابُ kitab ortaya konmuş - burada kitab, defteri âmal ile tefsir edilmiştir. وَجٖٓىءَ بِالنَّبِيّٖنَ وَالشُّهَدَآءِ ve Peygamberlerle şahidler getirilmiş - «يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ اُجِبْتُمْ فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَهٖيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُلَآءِ شَهٖيدًا يَوْمَ نَدْعُوا كُلَّ اُنَاسٍ بِاِمَامِهِمْ» mazmunları zâhir olmuştur. Maamafih burada nebiyyîn, muhbirler ma’nâsını da ifâde edebilir. ٧١ وَسٖيقَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتّٰىٓ اِذَا جَآؤُهَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَآ اَلَمْ يَاْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرٖينَ ٧٢ قٖيلَ ادْخُلُوٓا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدٖينَ فٖيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرٖينَ ٧٣ وَسٖيقَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتّٰىٓ اِذَا جَآؤُهَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖينَ ٧٤ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَآءُ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَ ٧٥ وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَآفّٖينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَقٖيلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

Meali Şerifi