AyetSûreler

Yûsuf Sûresi 51. Âyet

Mekke · Cüz 12 · Sayfa 241

قَالَ مَا خَطۡبُكُنَّ إِذۡ رَٰوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفۡسِهِۦۚ قُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا عَلِمۡنَا عَلَيۡهِ مِن سُوٓءࣲۚ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـَٰٔنَ حَصۡحَصَ ٱلۡحَقُّ أَنَا۠ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ۝٥١

Hükümdar, o kadınlara "Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf’un nefsinden murad almaya kalktınız?" dedi. Onlar "Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz" dediler. Aziz’in, karısı da: "Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Aslında onun nefsinden ben murad almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır" dedi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

50. وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونٖى بِهٖ Melik de onu bana getirin dedi - ya’ni sâkı gelip ta’biri haber verince Melik, Yusüfün ilm-ü fazlını anladı - ve zındandan çıkarılıp kendisine getirilmesini emr eyledi.

Fakat فَلَمَّا جَآءَهُ الرَّسُولُ bunun üzerine kendisine resul varınca - ya’ni bu emri tebliğ etmek için Yusüfe giden elçi varınca Yusüf, hemen zındandan çıkıvermedi de elçiye قَالَ dedi ki ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ Efendine dön فَسْئَلْهُ de sor ona مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰتٖى قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ o ellerini doğrayan kadınların maksadları ne imiş اِنَّ رَبّٖى بِكَيْدِهِنَّ عَلٖيمٌ şüphe yok ki benim rabbım - Allah tealâ - onların keydlerine alîmdir. - O kadınların bana ne hud’a yapmak istediklerini bilir. Bilmek için sormağa muhtac değildir. Fakat başkaları hakikati bilmez, onun için Efendin sorsun, tahkikat icra etsin, benim sırf kadın hılesiyle bigayri hakkın habs edildiğim enzarı ammede anlaşılsın, ısmet-ü beraetim gereği gibi tebeyyün eylesin de öyle çıkayım diye sebat etti. Ve şayanı dikkattir ki asıl Hanımı tasrih etmedi. Bu kadar sene zındanda yaşayan Yusüf, zerre kadar sarsılmadıktan başka bu suretle büyükle üstüne büyüklükle nezaket gösterdi. Bunu takdir eden Melik de bizzat tahkikata girişib kadınları ıhzar ve istintak ederek: ٥١ قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهٖ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوٓءٍ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَزٖيزِ الْئٰنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ اَنَا رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهٖ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقٖينَ Meali Şerif

Melik, o kadınlara, derdiniz ne idi ki o vakıt Yusüfün nefsinden murad almağa kalktınız? Dedi, hâşâ dediler Allah için biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz. Azîzin karısı şimdi, dedi, hak tezahür etti, onun nefsinden ben kâm almak istedim, o ise şeksiz şüphesiz sadıklardandır 51 Bundan sonraki iki âyet, birincinin muzmununa nazaran Yusüfün kelâmından olmak tebadür eder ise de makabline irtibatı cihetiyle Hanımın kelâmının maba’di olması daha zâhirdir. Şöyle ki: ٥٢ ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنّٖى لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدٖى كَيْدَ الْخَآئِنٖينَ Meali Şerifi

Bu işte şunun için ki bilsin hakıkaten ben, ona gaybında hıyanet etmedim ve hakıkaten Allah hâinlerin hiylesini muvaffakıyyete erdirmez

Bununla beraber: ٥٣ وَمَآ اُبَرِّىُٔ نَفْسٖى اِنَّ النَّفْسَ لََامَّارَةٌ بِالسُّوٓءِ اِلَّا مَارَحِمَ رَبّٖى اِنَّ رَبّٖى غَفُورٌ رَحٖيمٌ

Meali Şerifi