Yûsuf Sûresi 25. Âyet
Mekke · Cüz 12 · Sayfa 238
وَٱسۡتَبَقَا ٱلۡبَابَ وَقَدَّتۡ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرࣲ وَأَلۡفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا ٱلۡبَابِۚ قَالَتۡ مَا جَزَآءُ مَنۡ أَرَادَ بِأَهۡلِكَ سُوٓءًا إِلَّآ أَن يُسۡجَنَ أَوۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ ٢٥
İkisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında hanımın efendisiyle karşı karşıya geldiler. Hanım hemen dedi ki: "Senin eşine fenalık yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 22–24. âyetleri birlikte ele alır.
22. وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ Vaktaki eşuddüne irdi - beden ve kuvvetinin şiddetlendiği kemal çağına erişti, اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا biz ona mümtaz bir huküm ve ılim verdik - ya’ni fevkal’ade bir nüfuz ve hâkimiyyet ve bir ılm-ü nübüvvet verdik وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ve işte biz muhsinlere böyle ceza veririz. - Sui kasd edenlerden kurtarır, Arzda temkin eder, emrine galip olur, huküm ve ilim veririz. Ya’ni ya muhammed, sana da böyle yapıyoruz. Gelelim Yusüfün bundan sonraki mâcerasına: O, öyle irişti 23. وَرَاوَدَتْهُ الَّتٖى هُوَ فٖى بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهٖ ve evinde bulunduğu hanım nefsinden kâm almağa kalktı وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ ve kapıları hep kilidleyib وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ haydi sen a! dedi - fakat ne cevab aldı bilirmisiniz قَالَ müşarün’ileyh مَعَاذَ اللّٰهِ maazallah, dedi: اِنَّهُ doğrusu o رَبّٖىٓ اَحْسَنَ مَثْوَاىَ benim Efendim - veliyyini’metim mesvamı ihsan etti - bana güzel bakdı - güzel bir menzil ve makam verdi «اكرمى شواه» dedi. Allah saklasın o iyiliğe karşı böyle şey mi olur? اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ Doğrusu zalimler, felâh bulmaz. - Ya’ni döşeğe hıyanet, iyiliğe karşı kötülük, ihsana nankörlük zulümdür. Alel’umum zalimler ise felâh bulmazlar. Binaenaleyh dediğini yaparsak ikimiz de felâh bulmayız. 24. وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهٖ Hanım ona cidden kasdetmişti - maksadı Yusüfün derecesi ıffet ve emanetini bir tecribeden ıbaret değildi. Ona temamen gönlünü vermiş, bütün himmetile visaline azmetmişti
وَهَمَّ بِهَا لَوْلَآ اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهٖ o da ona kasdetmiş gitmişti amma rabbının bürhanını görmese idi - ya’ni Yusüf, kasdetmedi, hanımın hemm-ü kasdına muvafakat eylemedi amma bu onun erkeklik hiss ve kuvvetinin eksikliği gibi tabiatinde bir noksanından dolayı zannedilmemelidir. Öyle olsa idi ıffeti Yusüfün büyük bir ma’nâsı olmazdı. Bu başka bir sebebden değil, mahzâ bir kemalden neş’et ediyordu. Vaz’ıyyet öyle bir vaz’ıyyet idi ki ahkâmi tabi’iyyenin zuhuru için haricî dahilî bütün sevaık ve devâ’ı tamam idi. Ancak Allah saygısından başka hiç bir mani’ yoktu. Eğer fi’li halâl olsa idi o da azmetmiş gitmişti. Fakat Yusüfün ısmet ve nezaheti o kadar yüksek idi ki öyle bir anda bile rabbının burhanını görüyordu, haramın çirkinliğini bütün hakıkatile aynel’yakîn müşahade ediyordu.
كَذٰلِكَ Ona öyle - ya’ni bervechi meşru bürhanı gösteriyorduk ki لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوٓءَ ondan her fenalığı - ve bâhusus iyiliğe karşı hıyâneti وَالْفَحْشَآءَ ve fuhşu def’edelim diye اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصٖينَ zira o bizim hakıkaten muhlas kullarımızdandır. - İsmi mef’ul sığası üzere «lâm» ın fethile muhlâs, sırf Allaha itaat için seçilmiş lekesiz demektir. «Lâm» ın kesrile muhlıs da dini yalnız Allaha tahsıs eden ıhlâslı demektir ki burada her iki kıraet de vardır. ٢٥ وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمٖيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَآءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُوٓءًا اِلَّآ اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ ٢٦ قَالَ هِىَ رَاوَدَتْنٖى عَنْ نَفْسٖى وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا اِنْ كَانَ قَمٖيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبٖينَ ٢٧ وَاِنْ كَانَ قَمٖيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقٖينَ ٢٨ فَلَمَّا رَاٰ قَمٖيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظٖيمٌ ٢٩ يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِرٖى لِذَنْبِكِ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئٖينَ
Meali Şerifi