Yâsîn Sûresi 52. Âyet
Mekke · Cüz 23 · Sayfa 443
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٥٢
Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân’ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 51–67. âyetleri birlikte ele alır.
51. وَنُفِخَ فِى الصُّورِ – İkinci nefha: «ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ» - 54. söyleneceği hikâyedir. 55. اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ haberiniz olsun ki eshabı Cennet: salih amellerle Cennete sahib olanlar - gerçi Cennete girmek esas ı’tibariyle Allahın fadliyledir. Lâkin «وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ» buyurulması ı’tibariyle burada bu ma’nâ ıhtar buyurulmuştur. 57. فَاكِهَةٌ meyve - ta’bir buyurulması da mücerred zevkten ziyade semerei mesaiye işaret eder. 56. الْاَرَآئِكِ erîkeler - ERİKE, hacelede, ya’ni gelin odasında döşenen süslü koltuktur. 57. وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ ve onlara iddia ettikleri, istedikleri var, da’vayı kazandılar, ya’ni 58. سَلَامٌ selâm var قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ rahîm olan, ya’ni sonunda mü’minleri rahmetiyle murada erdiren ve şeriki nazîri olmıyan bir rabden doğrudan doğru söylenme bir selâm - bir hadîsi şerifte Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhivesellem demiştir ki: ehli Cennet ni’metleri içinde zevkayb olurlarken kendilerine bir nur parıldar, başlarını kaldırır bakarlar ki fevklarından rab kendilerini şerefi dîdariyle müşerref kılmış «اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ يَا اَهْلَ الْجَنَّةِ» buyuruyor, işte «سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ» kavli ilâhîsi budur. Bunun üzerine onlara nazar buyurur, onlar da ona nazar ederler ve nazar ettikleri müddetçe diğer ni’metlerden hiç bir şey’e iltifat etmezler, tâ ihticab buyuruncıya kadar ki o vakıtta üzerlerinde ve diyarlarında nur ve bereketi bâkı kalır.
62. اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثٖيرًا bir çok cibilletleri şaşırttı, ya’ni bir çok cemaatlerin ahlâklarını bozdu 65. اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ الاية İşte Sûrei Nurda «يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْدٖيهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ» buyurulan gün bu gündür. 66. وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ bu da Âhırete âid zannedilmiş ise de Dünyaya âid bir tehdid olarak «مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً» kavline ma’tuf olması ma’nâ ı’tibariyle daha muvafıktır. Ya’ni Âhırette öyle olacağı gibi biz de dilersek şimdi o nankörlüğü yapan, «Allah dilese idi ıt’am ederdi» diyen kâfirlerin gözlerini büsbütün siler kör ediverirdik فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ de yola dökülürlerdi - yola gelmekte yarış ederlerdi. - Çünkü her küfredenin gözü kör edilivermiş olsa idi bu bir ilcâ olur, hepsi iymana gelirdi فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ fakat o kâfirler nerden görecekler. - Burada ibsar, basıreti kalb ile tefsir edilmiştir. Ya’ni o kadar âyâtı ilâhiyyeyi görmiyen o basıretsiz kâfirler bunu böyle yapabileceğimiz idrâk etmezler. 67. وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ dilesek onları tam kuvvetleri çağında mesıh da ediverdik - kılıklarını değiştirir oldukları yere donduruverirdik de فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ ne geçebilir ne dönebilirlerdi - şu halde böyle irâde buyurulmıyorsa yapılamıyacağından değil, cezaları Âhırette verileceği içindir.
Bununla beraber: ٦٨ وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى الْخَلْقِ اَفَلَا يَعْقِلُونَ ٦٩ وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغٖى لَهُ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُبٖينٌ ٧ لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرٖينَ ٧١ اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَآ اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ ٧٢ وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَاْكُلُونَ ٧٣ وَلَهُمْ فٖيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ اَفَلَا يَشْكُرُونَ ٧٤ وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ ٧٥ لَا يَسْتَطٖيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ ٧٦ فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّا نَعْلَمُ مَايُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧٧ اَوَ لَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصٖيمٌ مُبٖينٌ ٧٨ وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَمٖيمٌ ٧٩ قُلْ يُحْيٖيهَا الَّذٖٓى اَنْشَاَهَآ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلٖيمٌ ٨ اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَآ اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ٨١ اَوَ لَيْسَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ ٨٢ اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٨٣ فَسُبْحَانَ الَّذٖى بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Meali Şerifi