Vâkıa Sûresi 75. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 536
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ٧٥
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 58–74. âyetleri birlikte ele alır.
58. مَاتُمْنُونَ imna ettiğiniz, ya’ni rahimlere dökdüğünüz nutfeyi 59. ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ sizmi yaratıyorsunuz onu? - Sizmi takdir ve tasvir edib insan biçimine koyuyorsunuz. اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ yoksa bizmiyiz hâlık - hiç yokken biçimine koyub yaradan. 60. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ aranızda ölümü biz takdir ettik - hikemi bâligayı tazammun eden irademizin muktezasına göre her birinize bir vakıt ta’yin ederek aranızda ölümü kat’iyyen takdir ve taksim eyledik. وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقٖينَ Ve biz önüne geçilenlerden değiliz - kimse bize üstün gelemez. İrademizi alıkoyamaz. Her dilediğimizi istediğimiz gibi yaparız kadiriz 61. عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ – Müfessirler bu âyette gerek «عَلٰٓى» nın teallûku ve gerek emsalin ma’nası ı’tibariyle bir kaç vecih beyan etmişlerdir. «وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقٖينَ» mazmunundaki kudrete veya mahzufa veya «قَدَّرْنَا» ya müteallık olabilir. «اَمْثَالَكُمْ» de mimin kesriyle mislin cem’i olabileceği gibi iki fetha ile meselin cem’i de olabilir. Kesr ile mislin cem’i ve «قَدَّرْنَا» ya müteallık olduğuna göre ma’na: Aranızda ölümü takdir ettik ki: Neslinizi kesmek üzere değil, sizi emsal ve eşbahınıza tebdil etmek üzere. «وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقٖينَ» nin mazmunu olan «قَدَّرْنَا» ye müteallık olduğuna göre: Aranızda ölümü takdir ettiğimiz gibi sizi giderip yerinize emsalinizi getirmek suretiyle tebdile de kadiriz. Bu surette «اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَدٖيدٍ» gibi olur. Lâkin burada fethateyn ile meselin cem’i olması daha ziyade şayanı tercihtir. MESEL, sıfat ve şekil ma’nalariyle maddî ve ma’nevî temessülü ifade eden huy ve kılık demek olduğundan ma’na şu olur: Gerek efkâr ve ahlâkça ve gerek şekl-ü suretçe bulunduğunuz ve bildiğiniz kılıklarınızı değiştirmeğe «وَنُنْشِئَكُمْ فٖى مَالَا تَعْلَمُونَ» ve sizi şimdi bilemiyeceğiniz bir neş’ette inşa etmeğe kadiriz. Kimse bunun önüne geçemez - Bu ma’na hem dünyevî inkılâbatı hem uhrevî neş’et olan ba’si ifade eder. Ve binaenaleyh hem veıydi ve hem va’di tazammum eyler. Haseni Basrî Hazretleri veıyd cihetini mülâhaza ederek: Sizi maymunlara, hinzirlere çeviririz tarzında bir tehdid olmak üzere ifade etmiştir ki Sûrei Nisada geçen «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَآ اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ اَصْحَابَ السَّبْتِ» Ayetinin mazmununa benzer. Kelâmın evvel ve âhiri ba’s ve ceza ve neş’eti uhra ile alâkadar olduğundan tebdil fıkrası dünyevî inkılâba, inşa fıkrası da ondan sonra muhakkak olan uhrevî ba’se tenbih olarak anlaşılmak en muvafık ma’nâ olur. 62. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُولٰى Her halde ilk neş’eti bildiniz - insanın bu Dünya hayatta topraktan sonra nutfeden aleka, mudga tavırdan tavra tekâmül ettirilerek nasıl yaratıldığı gerek müşahede ve tecribeden ve gerek Kur’anın beyanatından ma’lûmunuz bulunuyor فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ o halde düşünseniz’a - düşünseniz de bildiğiniz bu tarzı tehavvül ve tekâmül ile sizi peyderpey yaratıp bulunduğunuz neş’ete getiren ve aranızda ölümü takdir de etmiş bulunan lâlikınız Allah Tealânın sizi değiştirip şimdi tafsılâtını bilemiyeceğiniz diğer bir neş’ette ba’setmeğe kadir olduğunu anlasanızâ.
Hayatı beşerin levazımından birisi rızk, rızkta da esas maddî veya ma’nevî hars olduğu için hılkati ıhtardan sonra rızkı ıhtar için harstan bed’ ile buyuruluyor ki 63. اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ şimdi gördünüz mü ekdiğiniz tohumu 64. ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ siz mi bitiriyorsunuz onu - siz mi tutturup büyütüp gayesine iren mezrûat haline getiriyorsunuz? اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ yoksa bizmiyiz bitiren? - Kurtubî der ki: Ekini eken ekinci «اعوذ بسمله» den sonra bu âyeti okuyup şöyle demek müstehabb olur: «Ekini bitiren, yetiştiren Allah Tealâdır. «اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَارْزُقْنَا ثَمَرَهُ وَجَنِّبْنَا ضَرَرَهُ وَاجْعَلْنَا لَِانْعُمِكَ مِنَ الشَّاكِرِينَ» denilmiş ki bu duâ ekinin âfatını defi’ ile intacında mücerrebdir. 65. حُطَامًا HUTAM, kuru şeylerin kırıntısına denir, çörçöp, ot çöpü, saman çöpü, kabuk kırıntıları gibi فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ tefekküh eder dururdunuz - TEFEKKÜH esasen türlü yemiş yemek demek olup mecaz olarak teaccüb etmek ve peşîyman olmak ma’nalarına da gelir. Burada murad şaşkınlıkla şu lâkırdıları yemiş yer gibi tekrar tekrar söyler, çiğner, geveler dururdunuz demektir. Ya’ni şöyle der dururdunuz 66. اِنَّا لَمُغْرَمُونَ biz her halde çok ziyandayız - ektiğimiz tohumlar zayi’ oldu, yaptığımız masraflar boşa gitti, yâhud borçlandık. Yâhud garam, helâk ma’nasına olduğuna göre; inanın helâk olduk, mahv olduk 67. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ daha doğrusu biz mahrumuz - ya’ni ektiğimiz mahiv ve ziyan olduğu gibi yiyecek rızıktan da mahrumuz. Yâhud bundan böyle hiç kazanç ihtimali kalmamış, her şeyden mahrum, sefalete mahkûmuz. Bu sözler bir cümlesini birisi, bir cümlesini diğer birisi söylemek suretiyle muhavere tarzında tekrar tekrar söylenir durur. Bu suretle ye’se kapılarak teşekkür edecek hiç bir ni’met kalmamış gibi mızırdanılır durulur. Düşünülmez ki bunu söylerken içilecek bir su olsun bulunur ve Allahın bundan daha büyük felâketleri olabileceği hatıralara getirilmez, onun için bunun arkasından bir de buyuruluyor ki 68. اَفَرَاَيْتُمُ الْمَآءَ الَّذٖى تَشْرَبُونَ ilh... 69. مِنَ الْمُزْنِ buluttan - asıl MÜZN bulut yâhud ak bulut demektir ki ondan yağmur yağmak nadir olur. Bir de denilmiş ki suyu daha tatlıdır. 70. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا dilersek onu bir ücac, ya’ni tuzlu bir acı su yapardık ki içilmek ihtimali olmazdı. Ekilen tohumların bazan çürüdüğü vakı’de ma’lûm, yağmurun acı yağması ise mümkin olduğu yâkud me’külât, meşrubattan daha mühim olduğu için evvelkinde lâm ile «لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا», bunda lâmsız «جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا» buyurulmuştur. Gerek evvelkinde, gerek bunda «لَوْ نَشَآءُ» ile başlıyan iki cümlei şartıyye Allah Tealânın harsi ve suyu muhılli intifa’ âfat ve ahvalden sâlim kılınaması da inbat ve inzal ni’metlerinden ayrıca şükredilmesi lâzım gelen diğer birer ni’met olduğunu beyan için sevkolunmuş birer cümlei istinafiyyedirler. فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ o halde şükretseniz’â - Bütün bu ni’metlerden her birine şükretseniz de biri eksik oluverince hemen mahrumuz diye ye’s ile veya biz ekip biçiyoruz diye gurur ile küfrana düşmesenizâ. 71. اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّتٖى تُورُونَ sonra gördünüz mü o çaktığınız ateşi - ya’ni biribirini sürtüp çakmak suretiyle çıkardığınız ateşi ki delk-ü temas ile çıkan bir elektrik ateşi demektir. Sûrei «يٰسٓ» de geçen «اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا» âyetine bak 72. ءَاَنْتُمْ اَنْشَاْتُمْ شَجَرَتَهَآ siz mi inşa ettiniz onun ağacını - ki ma’ruf merh-u afardır. Maahaza her ağaçta ve elektrik istihsal edilen her şeyde ve çakmak taşında dahi bu ma’na vardır. Netekim «فِى كُلّ شَجَرٍ نَارٌ وَاسْتَمْجَدَ الْمَرْخُ وَالْعَفَارُ» denilmiştir ki her ağaçta ateş vardır. Fakat merh-u afar şan almıştır. اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُنَ yoksa biz miyiz inşa eden? - o ağacı diğerlerinden ziyade bir hususıyyetle ibda’ ve halk eyliyen? şübhe yok ki Allah Tealâ cisimleri o elektrikıyyet hassası ile ibda ve inşa etmemiş olsa idi hiç bir vechile elektrik Istihsali kabil olmaz, ne bedevînin çakmağı çakar ne de bugünkü medenîlerin elektrik fenerleri yanar idi. 73. نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً biz onu hem bir muhtıra kıldık - ma’ışet sebebleri kendisine rabtolunup hayat mücadelesine nümune ve Cehennem azâbının ateşini andırıp düşündürecek bir muhtıra وَمَتَاعًا hem de bir meta’, bir temettu’, bir intıfa’ ve kazanç vasıtaıs لِلْمُقْوٖينَ alanda bulunanlar için-ıkva’ edenler, ya’ni sahraya konup göçenler için. Ondan en ziyade onlar istifade ederler. Çünkü çakmak çakarak ateş yakmak ihtiyacı medenîlerden ziyade bedevîlerde olur. Ve o ağacı en ziyade onlar getirip satarlar. Diğer bir ma’na ile: İhtiyacı çok olan fakırler için. Zira başka bir kâr-ü kesb bulamıyan fakırler hiç olmazsa odun toplayıp getirerek teayyüş ederler. 74. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ o halde tesbih et Rabbına azîm ismiyle - ya’ni bu ni’metleri ihsan edip duran Rabbın çok büyük ve şirk-ü noksandan münezzehtir. Onun için ona «سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظِيمِ» diye nami azametinı tenzih ederek tesbih eyle, yâhud namaz kıl. ٧٥ فَلَآ اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ ٧٦ وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظٖيمٌ ٧٧ اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرٖيمٌ ٧٨ فٖى كِتَابٍ مَكْنُونٍ ٧٩ لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ ٨ تَنْزٖيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَ ٨١ اَفَبِهٰذَا الْحَدٖيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ ٨٢ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٣ فَلَوْلَآ اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ ٨٤ وَاَنْتُمْ حٖينَئِذٍ تَنْظُرُونَ ٨٥ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَاتُبْصِرُونَ ٨٦ فَلَوْلَآ اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدٖينٖينَ ٨٧ تَرْجِعُونَهَآ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ ٨٨ فَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبٖينَ ٨٩ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعٖيمٍ ٩ وَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ ٩١ فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمٖينِ ٩٢ وَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبٖينَ الضَّآلّٖينَ ٩٣ فَنُزُلٌ مِنْ حَمٖيمٍ ٩٤ وَتَصْلِيَةُ جَحٖيمٍ ٩٥ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقٖينِ ٩٦ فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظٖيمِ Meali Şerifi