Tûr Sûresi 21. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 524
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ ٢١
İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا – bunda iki vecih vardır. Birisi «حُورٍ عٖينٍ» e ma’tuf mehallen mecrur olmasıdır ki mü’minlerin mü’minlerle arkadaşlığını ifade eder. Bunu «علفتها تبنا وماء باردا» kabîlinden olarak «وَقَرَنَّاهُمْ بِالَّذِينَ اٰمَنُوا» mealinde anlamak daha iyi olur. Bu surette وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ – «زَوَّجْنَا» ya ma’tuf olur. Birisi de «وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا» mübteda «وَاتَّبَعَتْهُمْ» «اٰمَنُو» ya ma’tuf اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ – de mübtedanın haberi olmasıdır ki bir çokları bu vechi tercih etmek istemişlerdir. Buna göre ma’nâ şu olur: hem o kimseler ki iyman etmişler, zürriyyetleri de bir iyman ile onların ardınca gitmişlerdir, zürriyyetlerini kendilerine ilhak etmişizdir. Ya’ni zürriyyetleri amelde atalarından dun olmakla beraber iyman ile onlara ittiba’ sâyesinde Cennette onların derecelerine çıkarılarak yanlarında bulundurulur ki zevk-u sürurları tammolsun وَمَآ اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَىْءٍ bununla beraber kendilerine amellerinden hiçbir şey eksiltmemişizdir.- Zürriyyetlerini kendilerine ilhaktan dolayı amellerinin sevablarından bir şey eksik verilmiş de değildir. كُلُّ امْرِىءٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖينٌ Herkes kazancına bağlıdır - rehin gibi bağlıdır. Kazanç kazanma, ya’ni çalışma veya çalışılan amel sanki bir borç ve insan o borca Allah yanında bir rehin gibidir, kurtuluşu ona bağlıdır. Eğer güzel kazanç tutar güzel çalışırsa borcunu öder, çünkü Allah salih ameli kabul buyurur, yok eğer çalışmaz veya kötü amele çalışırsa halâs olamaz, kendisini kurtaramaz. Zira tayyib, temiz ve güzel olmıyan şeyler Allah tealâya yükselemez «اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ» dur. Bundan dolayıdır ki ileride «كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهٖينَةٌ اِلَّآ اَصْحَابَ الْيَمٖينِ» gelecektir. Ya’ni eshabi yemînden maadası nefislerini o bağlantıdan kurtaramazlar. Onun için mükezzibîn tekziblerine bağlı kalarak Cehennemde kıvranırlarken müttakıler Allahın vikayesiyle kurtulup Cennetlerde ni’metler içinde zevk edeceklerdir. Ve Allah tealânın ayrıca fadl-ü lûtfuna da mazher olarak zürriyyetlerinin i’tilâsına da sebeb olacaklardır. Bu cümlenin burada sevkı zürriyyetler noktai nazarından da mühimdir. Ya’ni zürriyyetlerin kurtuluşu ve Sâbikun olan atalarının derecelerine yükselişleri de kendilerinin hiç kesbi olmaksızın mücerred babalarının kazançlarıyle değildir. Kendilerinin iyman ile onlara ittiba’ etmeleri ve onların ardınca yollarından gitmeleri sebebiyledir. Ataları kesibleriyle sebeb oldukları için evlâdlarını Cennette kendilerine ilhak olunmuş görmekle mes’ud olacaklar, evlâdları da iyman ile onlara ittaba’ ettikleri için kendilerini kurtardıktan başka Allah tealânın fadl-ü kereminden onların derecesinde mütena’im olacaklardır. Demek ki zadegân kendi kesibleri olmaksızın mücerred babalarının, dedelerinin kesibleriyle kendilerini kurtaramazlar. Ancak iyman ile çalıştıkları takdirde atalarının feyzından da müstefid olarak daha kolaylıkla yükselirler. İşte mü’minlerin evlâdlarını atalarına ittiba’ ile yükselmeğe sevk ederken, neseb şerefine güvenerek atâlete düşmemeleri için «كُلُّ امْرِىءٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖينٌ» buraya tezyil edilmiştir. Binaenaleyh bu âyette «وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعٰى» kasrını nâsih bir ma’nâ bulunduğunu zannetmek doğru değildir. Bil’akis «كُلُّ امْرِىءٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖينٌ» «لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعٰى» mısdakındadır.