Tîn Sûresi 6. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 597
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونࣲ ٦
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ Ancak iyman edip salih ameller işliyen, o ahseni takvime yaraşır, Allahın rızasına uyarak ilerisi, Âhıreti için hayra yarar, semere verir, güzel işler yapan kimseler müstesnâ -bunlar öyle merdud olmaz, o süfliyyet derekesine düşmez, surî hüsni, maddî kıvamı zayi’ etseler bile ona mukabil halâsa, ahsen olan hüsni mutlâka, daha ziyade sevimliliğe, o ıyman ve amelin semeratını iktitaf edecek hüsni hâtimeye doğru giderler. Çünkü فَلَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ onlar için öyle bir ecir vardır ki kesilmez, tükenmez veya minnet edilmez, bilâ minnet ebediyyen devam eder, o bedenler amelden kaldığı, fenaya gittiği halde de o ecir minnetsiz olarak ilel’ebed devam eder. Binaenaleyh onlar sefîl olmak şöyle dursun çalışma külfetinden dahi âzâde olarak o ahseni takvimin gayei kemaline ermiş, hüsnâ ve ziyadesiyle cemali Hakka kavuşmuş olur. İşte o Tîn ve Zeytunun, o Turi sînînin, o beledi emînin asıl ihtar ettiği ma’na da budur. Halık teâlânın lütf-ü ihsanına ve emr-ü hukmüne, bu mücazat ve mükâfat kanunu ile mes’uliyyete iyman edip mucebince Allah için güzel ameller işliyerek o ahseni takvimi gayei kemaline götürmeğe çalışanların kesilmez bir ecr-ü mükâfata irmeleri, bunlardan maadasının, ya’ni iyman ile ameli salihi olmıyanların da esfeli sâfilîne yuvarlanmaları kazıyyesidir. İymanı olmıyanların her ne yapsalar o sefalet ve süfliyyete düşecekleri muhakkaktır. Dînin bütün ma’nası da bu ceza ve mes’uliyyette, bu iyman ile Allah için ameli salih kanununda hulâsa olunur ki bu kul tarafından iyman ve itaat ile salih, Allah tarafından da iyilik ve kötülük yollarını bildirerek iyiliğe iyilik, kötülüğe kötülük ile ecr-ü cezayı tazammun eder. «اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ» buyurulan islâm da bu iki haysiyyeti ihtiva eder. Ya’ni dîn, Allah ile ahseni takvimde yarattığı kullar beyninde bir nisbet, bir tâbiiyyet kanunudur ki kullar tarafından fi’line göre cezaya inanıp iyman ve ameli salih ile selâmete irmek, Allah tarafından ma’nası da iyiyi kötüyü, güzeli çirkini bildirip ona göre hukm-ü cezasını tatbîk ederek kötüleri esfeli sâfilîne iterken iyman ile ameli salih yaban iyileri âlemi süflîden âlemi ulvîde selâmete çıkarmak, kesilmez ecr-ü mükâfat ile bezmi ehadiyyete almaktır. Onun için idi ki evvelki Sûrenin âhirinde «وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ» buyurulmuş idi. İşte burada bu ecr-ü ceza hulâsa edilmiş, dînin ma’nası da bu mükâfat ve mücazat kanununda toplanmış bulunduğu için netice olarak buyuruluyor ki: