Tegâbün Sûresi 3. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 556
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ وَصَوَّرَكُمۡ فَأَحۡسَنَ صُوَرَكُمۡۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ٣
Zira gökleri ve yeri hak ile yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ Allah tealâ bütün Gökleri ve Yeri hakk ile halk etmiştir. - Bîyhude ve oyuncak olarak değil. Kendisinin vasfı olan hak mefhumunu tecelli ettiren ve eşya arasında terettüb ve intizam ifade edip hepsini hak gayesine doğru götüren sabit bir irade bir hikmeti bâliga ile yaratmıştır. Onun için halkın hakkı mahlûka, mahlûkun hakkı halika isnad olunmamak bir hakk olduğu gibi bir mahlûkun hakkını diğer bir mahlûka isnad etmemek de bir haktır. O halde bütün amelleri görüp duran Halik tealâ her birine bihakkın terettüb ettirerek halk edeceği netaici mahallinin gayriye isnad etmez, Küfr-ü küfrana edeceği mücazatı iymana, iyman ve ihsana vereceği mükâfatı küfre ve küfrana etmez. O bütün Semavât ve Arzı hakk ile yaratmış وَصَوَّرَكُمْ ve size suret vermiş - bütün mahlûkat içinde ayrıca bir şekil ve suret ile tasvir edip insan biçimine koymuş فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ sonra suretlerinizi güzel de yapmıştır. - Ahseni takvim olan en güzel biçime mazher etmiştir. Sûrei Haşrde «هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِىُٔ الْمُصَوِّرُ» esmai hüsnâsında geçtiği vechile suret, mahsüs olan cismanî şekil ve biçime ıtlak olunduğu gibi ma’kul olan ma’nevî hudud ve teayyünata da ıtlak olunur. İnsanlarda gerek beden ve kametin tenasübü ve gerek eşyayı yekdiğerinden fark ve temyiz ettiren suretlerine şüur ile hak mefhumunu idrâk eyliyen ruhanî teşekkülâtı noktai nazarından en güzel surette yaradılmışlardır. Bu suretle kâinâtın hakk ile yaradılmış olan evsafını, hasaisını kendinde hulâsa ederek hakkı bâtıldan, güzeli çirkinden, hayrı şerden, tatlıyı acıdan temyiz ve mümkin ve mukadder olduğu kadar tesarruf edip dilediğini Hâlıktan istiyebilir. Bu vechile ömrünün hasılına göre kendini ya daha ziyade güzelleştirir, ılliyyine yükselir. Yâhud da çirkinleştirir, esfeli safilîne yuvarlanır. Demişlerdir ki: insan âlemi ulvî ile âlemi süflî beynini câmi’dir. Bu da mücerredat âleminden emri rabbanî olan ruhu ile maddiyyat âleminden olan bedeni hasebiyledir. Şu beyti Hazreti Aliye nisbet ederler: و تزعم انك جرم صغير و فيك انطوى العالم الاكبر Sanırsınki sen bir küçük cirimsin O âlemi ekberse sende dürülü.
Sûrei Câsiyede geçen «وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِىالسَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُ» âyetinde de bu mazmuna işaret vardır: Yine bu ma’nadan dolayı Ebül’fethi Büstî şöyle demiştir: اقبل على النفس و استكمل فضاءلها فانت بالروح لا بالجسم انسان Nefsine dikkat edip kesbi fazail eyle Çünkü cisminle değil ruh ile insansın sen. Hasılı Allah tealâ «لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖٓى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ» buyurduğu üzere insanı en güzel surette yaratmıştır. O halde bunun hakkı, lâyıkı ve vecîbesi de insanların çirkin hallerden sakınıp «لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا» buyurulduğu üzere en güzel amellerle müsabaka ederek hüsni ezelîye tekarrub etmeğe çalışmasıdır. Çünkü وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ nihayet masıyr de onadır.
MASIYR, Sayruret etmek, rücu’ etmek, dönüp gitmek ma’nasına masdarı mimî, bir de dönüp varılacak
yer, merci’ ma’nasına isimi mekân olur. Burada evvelkisi ve «بِئْسَ الْمَصٖيرُ» de ikincisi muvafıktır. Ya’ni ilk hılkat, geliş Allahdan olduğu gibi nihayet gidiş de onadır. O Gökleri ve Yeri hakk ile yaratıp size o güzel suretleri veren ve hiç bir leke kabul etmeyip bütün güzellikler kendinin, bütün mülk onun, hamd onun ve her şey’e kadir münezzeh sübhan olan Allahın huzuruna varılacak, onun hiç bir haksızlığa yer vermiyen huzurı ehadiyyetinde toplanılıp haklı haksız, iyi ve kötü ayırd edilerek neş’eti uhrada iyiye iyi, kötüye kötü ceza verilecektir.