Şûrâ Sûresi 52. Âyet
Mekke · Cüz 25 · Sayfa 489
وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ رُوحࣰا مِّنۡ أَمۡرِنَاۚ مَا كُنتَ تَدۡرِي مَا ٱلۡكِتَٰبُ وَلَا ٱلۡإِيمَٰنُ وَلَٰكِن جَعَلۡنَٰهُ نُورࣰا نَّهۡدِي بِهِۦ مَن نَّشَآءُ مِنۡ عِبَادِنَاۚ وَإِنَّكَ لَتَهۡدِيٓ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ٥٢
İşte biz böylece sana da emrimizden Kur’ân’ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَكَذٰلِكَ ve işte böyle - bu zikrolunan üç nevi’ vahy ile yâhud Sûrenin başında geçtiği üzere evvelki Peygamberlere vahyedildiği gibi bu üç tarz ile اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا sana emrimizden bir ruh vahy eyledik - ya’ni ılim, irade mebdei gibi bir ma’nevî hayat mebdei olan Kur’anı vahy ettik, diğer bir ma’nâ ile ruhı emîn olan Cibrili vahy ile gönderdik. Yoksa مَا كُنْتَ تَدْرٖى مَاالْكِتَابُ وَلَا الْاٖيمَانُ sen ne kitab nedir? Bilirdin ne de iyman - kitab sahibi olmak şöyle dursun kitabın mahiyyetini bile bilmezdin ve mücerred kendi dirayetinle iymanın vücubunu ve erkân ve şeraitını kitabda olduğu gibi takdir edemezdin. Çünkü iymanın şeraitı miyanında yalnız akıl kifayet etmeyip vahy ile alınması lâzım gelen cihetler vardır. Hattâ şeri’ varid olmadan tevhid bilinse de iymanın vücubu, ya’ni teklif ve vazife aklın değil, şer’ın iycabına tabi’ olduğundan vahiysiz bilemezdi. Kitabın ne olduğunu bilmeyen bir kimsenin diğer bir şerı’ ile teabbüdü olabilirse de ılmî ve tahkikî olmaz «وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَايَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّآ اَمَانِىَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ» mısdakınca bir zann-u taklidden ıbaret olur وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا velakin biz onu - o sana vahy eylediğimiz ruhu - bir nur kıldık. Bir nur ki نَهْدٖى بِهٖ مَنْ نَشَآءُ مِنْ عِبَادِنَا onunla kullarımızdan dilediğimiz kimselere hidayet edeceğiz, yol göstereceğiz, murada irdireceğiz وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ ve emîn ol ki sen her halde bir doğru yola kılavuzluk ediyorsun 53. صِرَاطِ اللّٰهِ ya’ni Allahın yoluna - eğri ve dolambaclı yollara değil, doğrudan doğru Allahdan gelen ve Allaha götüren yola. Bu yolun, bu gayenin şanındaki azameti tescil, ve her murada irmek için istıklal ve istikametinin vechini takrir ve sülükünün vücubunu te’kıd zımnında hatime olarak şu vasf irad buyurulmuştur: الَّذٖى o Allah ki لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ Göklerde ne var, Yerde ne varsa hep onundur - her vechile onundur, onun halkı, onun milkidir. Bütün tesarruf hakkı onun, huküm onun, onun için her ne istenecekse ondan istenilmek ve onun iradesi şer’i ve kanunu dairesinde istenilmek en doğru yoldur. Ba’zı şeyler, ondan beride ba’zı kimselerin, ferdlerin veya cem’ıyyetlerin emr-ü tesarrufu altında olmasına gelince: اَلَآ اِلَى اللّٰهِ تَصٖيرُ الْاُمُورُ iyi bil ki bütün işler döne dolaşa nihayet yalnız Allaha varır - o muvakkat tesarruflar zâil ve bütün huküm Allaha aid olur. Onun için başka yola giden başkalarına tapanlar sonunda şaşkın ve perişan, Allah yolunu tutanlar ise akıbet her murada irer, mazheri gufran ve rıdvan olurlar.
Sûrei Şura burada hıtam buldu. 30 Receb 1354. Şimdi aynî ruhu sûrei Zuhruf ta’kıb edecektir «اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِمَّنْ هَدَيْتَ اِلٰى صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ».