AyetSûreler

Şuarâ Sûresi 3. Âyet

Mekke · Cüz 19 · Sayfa 367

لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ ۝٣

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 1–9. âyetleri birlikte ele alır.

1. طٰسٓمٓط س م – Bu Sûrenin ismi, ma’nâsını Allah bilir. «ذى الطول» طا den «قدوس» سين den «رحمن» ميم dan diye Muhammed İbni Kâbdan bir rivayet de vardır. طا şiddet harflerinin en şedidi, kalkale harflerinin en serti, isti’lâ harflerinin en kalını olduğu cihetle ilk seste bu Sûrenin şiddetli bir inzar ifade ettiğini de ihsas eder. «Ta» nın Ture, «Sîn» in Musâya, «mim» in Muhammede bir iyması da zihne çarpar. 2. تِلْكَ Bunlar - bu Sürede böyle basît heca harflerinden müellef olarak okunacak âyetler işte اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبٖينِ o mübîn kitabın âyetleridir- MUBİN, «bâne» ma’nâsına «ebâne» den «beyyin» gayet açık, parlak demek olduğundan kitabı mübîn i’cazı zâhir olan parlak kitab demek olur ki murad Kur’andır, hakkı beyan eden demek dahi olabilirse de makama enseb olan evvelkidir. 4. مِنَ السَّمَآءِ اٰيَةً Semadan bir âyet - iymana ilca edecek cebrî bir âyet, tepeden inme ka’î bir beliyye. Halbuki Peygamber ve kitab göndermekten muradı ilâhi cebr ile değil, rıza ile kemale erdirmektir.

اَعْنَاقُهُمْ Boyunları - huzu’ boyun eğmek ma’nâsını anlattığından buradaki a’nak, cemaat ma’nâsına unukun cem’i olmak da tecviz edilmiştir. Ya’ni bütün cemaatleriyle ona boyun eğerler 5. ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ Rahmandan zikir - va’z-u ihtar yâhud Kur’an 7. كَمْ اَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ – KERÎM, her şeyin iyisi, a’lâsı, faidelisi.

ZEVC, burada sınıf cins, nev’i.

İNBAT, zâhiren nebatâta münhasır gibi görünürse de hayvanâta ve insana dahi şamildir. Zira hepsinde

kuvvei namiye vardır. Maamafih yalnız nebatâtı mülâhaza kâfidir. Ya’ni o Arzda sınıf sınıf her türlüsünden ne kadar güzel ve faideli nebatât bitirmişiz ve bitirmekteyiz? Baksalar a. Filvaki’ Yer yüzündeki o çeşit çeşit nebatatı güzel bir tasnıf ile gözden geçirmeli de bir bakmalı, o ne kadar hoş. ne kadar mütevvi’, ne kadar faideli çiftler? Aynı muhît içinde o türlü elvan, türlü eşkâl, türlü ezhar ve esmar türlü havass ile o kadar muhtelif sınıflar, cinsler, nevi’ler, çeşitler, o güzel çiftler nasıl tertib ve tanzim olunup çıkıyor? Hem ölüp kurulduktan sonra yeniden yeniye kaç kerreler bitirilip bitirilip duruyor. Hiç bu mükemmel san’at bir kör tabiatın kendi kendine tekâmülü olur mu? 8. اِنَّ فٖى ذٰلِكَ Şübhesiz ki bunda - bu inbatta yâhud biten her zevci kerimde لَٰايَةً mutlak bir âyet var - Allahın birliğine, rahmetinin genişliğine, kudretinin büyüklüğüne, Âhiretin varlığına delâlet eden, iymanı ıktıza eyliyen bir delil var. وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ Bununla beraber ekserîsi mü’min olmadı - hattâ nebatât ve hayvanât müteleasyile meşgul olan ve tasniflerini yapanların bile bir çoğu Allaha iyman edecek yerde küfre gittiler 9. وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ ve şübhe yok ki rabbın o öyle azîz öyle rahîmdir - azîz dilediğini yapar. Binaenaleyh dilediği anda kâfirlerden intikamını alır, te’hır ediyorsa rahîm olduğu için ediyordur. Şübhesiz iyman edenleri rahmetiyle bekâm edecektir. Şimdi bunu bervechi âti yedi kıssaile tenvir buyuracaktır. ١ وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ ١١ قَوْمَ فِرْعَوْنَ اَلَا يَتَّقُونَ ١٢ قَالَ رَبِّ اِنّٖىٓ اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ ١٣ وَيَضٖيقُ صَدْرٖى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانٖى فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ١٤ وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ ١٥ قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَآ اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ١٦ فَاْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمٖينَ ١٧ اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ ١٨ قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ فٖينَا وَلٖيدًا وَلَبِثْتَ فٖينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنٖينَ ١٩ وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتٖى فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِرٖينَ ٢ قَالَ فَعَلْتُهَآ اِذًا وَاَنَا مِنَ الضَّآلّٖينَ ٢١ فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لٖى رَبّٖى حُكْمًا وَجَعَلنَىٖ مِنَ الْمُرْسَلٖينَ ٢٢ وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ ٢٣ قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمٖينَ ٢٤ قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنٖينَ ٢٥ قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٦ قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَآئِكُمُ الْاَوَّلٖينَ ٢٧ قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذٖٓى اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٨ قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٩ قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْرٖى لََاجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونٖينَ ٣ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُبٖينٍ ٣١ قَالَ فَاْتِ بِهٖٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ ٣٢ فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُبٖينٌ ٣٣ وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّاظِرٖينَ

Meali Şerifi