AyetSûreler

Sâffât Sûresi 23. Âyet

Mekke · Cüz 23 · Sayfa 446

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ ۝٢٣

Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 22–74. âyetleri birlikte ele alır.

22. وَاَزْوَاجَهُمْ Eşleriyle - ya’ni emsâl emsâle: puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla, yâhud zulmedenlerin erkeğini dişisini yâhud Şeytanlardan olan arkadaşlarını. 28. تَاْتُونَنَا عَنِ الْيَمٖينِ bize sağdan gelirdiniz - sağdan gelmek, sağlam taraftan, iyi ve hayırhah bir surette gelmek 41. رِزْقٌ مَعْلُومٌ devamı, lezzeti gibi hasaisı ma’lûm ve mukarrer, ya’ni 42. فَوَاكِهُ fakiheler, meyveler - bu ta’birde, iki nükte vardır. Birisi, Ehli Cennetin yemeleri içmeleri mahzâ zevk-u lezzet için olduğunu ihtardır. Çünkü meyve sâde lezzet için yenir. Diğeri de Dünyadaki mesaînin semaratı olmasına işarettir. 43. فٖى جَنَّاتِ النَّعٖيمِ Naîm Cennetleri - ni’metten başka bir şey olmıyan Cennetler 45. بِكَاْسٍ keis - dolu kadah, boşuna keis denmez, مِنْ مَعٖينٍ

MAÎN - aslında menbaından çıkan, yâhud göz önünde akan su demek olup Cennet içkisi bununla tavsıf

olunmuştur ki 47. لَا فٖيهَا غَوْلٌ onda hiç bir gaile yok - Dünya şarabları gibi humarı, mazarreti, günahı yok وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ve ondan sarhoş da edilmezler. 48. قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ gamzelerini zevcelerine kasretmiş başkasına bakmaz dilberler. 51. اِنّٖى كَانَ لٖى قَرٖينٌ benim bir karînim vardı - ya’ni Dünyada beraberimde duran bir arkadaş. Buharîde bu karîn, Şeytan diye tefsir edilmiştir. 62. ذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا bu mu konukluk için -

NÜZÜL, müsafir gelir gelmez ikram için sunulan konukluk - burada bu ta’bir gösteriyor ki yukarıda ehli

Cennet için söylenen henüz yeni gelene konulan ikramiyye kabîlinden olup onlara onun ilersinde öyle ni’metler vardır ki şimdi zihinler onu anlamaktan âcizdir. İşte Ehli Cehennem için de شَجَرَةُ الزَّقُّومِ zakkum ağacı - öyledir.

ZAKKUM, Tihamede biten küçük yapraklı acı ve fena kokar bir ağacın ismi olup bervechiâti ta’rif olunan

ve meyvesi Ehli cehennemin konukluğu olan ağaç bununla tesmiye olunmuştur. Buyuruluyor ki 63. اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمٖينَ zira biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır. Ona Dünyada zalimler meftun ve mübtelâ olur. Âhırette de mihnet ve azâbını çekerler. Allahü a’lem, halkı zulm ile yemek için kurulan zaleme teşkilâtı o zalimler kurumu. 64. اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فٖٓى اَصْلِ الْجَحٖيمِ O Cehennemin kökünde, dibinde çıkar - da dalları derekâtına dağılır. 65. طَلْعُهَا Tal’ı, meyvesinin doğum noktaları كَاَنَّهُ رُؤُسُ الشَّيَاطٖينِ sanki Şeytanların başları gibidir. - Buna üç ma’nâ verilmiştir:

1 - Son derece çirkinlikten kinaye olmak üzere muhayyel bir teşbih.

2 - Şeyatîn, çirkin suratlı korkunç yılanlar demektir.

3 - Ruusüşşeyatîn, çirkin manzaralı ma’ruf bir otun meyvesi imiş ki Yemende (esten) denilirmiş. Bizde dördüncü bir ma’nâ anlâmak istiyoruz ki zalimleri en çok aldatan, meftun eden nokta onun çiçek açıp meyvesini verecek olan noktalarıdır. Varidat menba’ları gibi görünen o noktalar öyle iğfalkârdır ki sanki Şeytanların başları yâhud rüesası gibi 67. ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمٖيمٍ sonra onların bunun üzerine hamîmden bir haşlamaları da vardır. -

ŞEVB, içkiye karıştırılan katgı, aşlama veya haşlama.

HAMÎM,esasen kaynar su demek olup Cehennemin em’ayı parçalıyan suyuna denir. Bununla haşlanan o içki de gassak, akan cerahat, irindir. Çünkü zalimler halkı bu hale getirirler. Âhırette de öyle haşlanırlar. ٧٦ وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظٖيمِ ٧٧ وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقٖينَ ٧٨ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرٖينَ ٧٩ سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِى الْعَالَمٖينَ ٨ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ٨١ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ ٨٢ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرٖينَ ٨٣ وَاِنَّ مِنْ شٖيعَتِهٖ لَِابْرٰهٖيمَ ٨٤ اِذْ جَآءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلٖيمٍ ٨٥ اِذْ قَالَ لَِابٖيهِ وَقْوَمِهٖ مَاذَا تَعْبُدُونَ ٨٦ اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُرٖيدُونَ ٨٧ فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمٖينَ ٨٨ فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى النُّجُومِ ٨٩ فَقَالَ اِنّٖى سَقٖيمٌ ٩ فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرٖينَ ٩١ فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَاْكُلُونَ ٩٢ مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ٩٣ فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمٖينِ ٩٤ فَاَقْبَلُوٓا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٥ قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ ٩٦ وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٧ قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِى الْجَحٖيمِ ٩٨ فَاَرَادُوا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَلٖينَ ٩٩ وَقَالَ اِنّٖى ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّٖى سَيَهْدٖينِ ١ رَبِّ هَبْ لٖى مِنَ الصَّالِحٖينَ ١ ١ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلٖيمٍ ٢ ١ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْىَ قَالَ يَا بُنَىَّ اِنّٖىٓ اَرٰى فِى الْمَنَامِ اَنّٖىٓ اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَآ اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنٖٓى اِنْ شَآءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرٖينَ ٣ ١ فَلَمَّآ اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبٖينِ ٤ ١ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَآ اِبْرٰهٖيمُ ٥ ١ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ٦ ١ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُا الْمُبٖينُ ٧ ١ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظٖيمٍ ٨ ١ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرٖينَ ٩ ١ سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ ١١ كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنٖينَ ١١١ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنٖينَ ١١٢ وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحٖينَ ١١٣ وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖينٌ

Meali Şerifi