AyetSûreler

Saf Sûresi 14. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 552

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُوٓاْ أَنصَارَ ٱللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ لِلۡحَوَارِيِّـۧنَ مَنۡ أَنصَارِيٓ إِلَى ٱللَّهِۖ قَالَ ٱلۡحَوَارِيُّونَ نَحۡنُ أَنصَارُ ٱللَّهِۖ فَـَٔامَنَت طَّآئِفَةࣱ مِّنۢ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ وَكَفَرَت طَّآئِفَةࣱۖ فَأَيَّدۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ عَلَىٰ عَدُوِّهِمۡ فَأَصۡبَحُواْ ظَٰهِرِينَ ۝١٤

Ey inananlar, Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa da havarilere: "Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havariler: "Allah (yolun)un yardımcıları biziz." dediler. İsrail oğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkar etti. Biz de inananları, düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا ey o bütün iyman edenler! كُونُوٓا اَنْصَارَ اللّٰهِ Allah yardımcıları olunuz - ya’ni bu müjdelere irmek için bütün iradelerinizi Allah yolunda sarf ederek Allahın dînine ve Resulüne Allah için, Allahın rızasına likasına kavuşmak için yardımcı olunuz كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ Isâ ibni Meryemin Havariyyuna dediği gibi: مَنْ اَنْصَارٖٓى اِلَى اللّٰهِ benim Allaha doğru yardımcılarım kimdir? - Ya’ni ben Allaha doğru giderken Allahın nusretine kavuşmak için bana yardım edecek, benimle beraber ona irmek istiyecek Ensârım kimlerdir? Buna cevaben قَالَ الْحَوَارِيُّونَ Havariyyun نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ o Allah yardımcıları biziz dediler - işte siz de ey mü’minler! Isânın Havariyyunu gibi Allah yardımcıları olunuz, Peygamberin da’vetine icabet ederek Allah için tam bir iyman ile yardım ediniz.

HAVARİYYUN, Hazreti Isânın ilk iyman eden güzîde şakirdlerinden on iki kişidirki neşridîn için

kendilerini âfâka yaymış olduğu için «Rusüli Isâ» dahi tesmiye olunurlar. Eldeki İncillerde bunlara on ikiler dahi denilmiştir. İşbu Havariyyun kelimesi esasen «havarî» ismi mensubunun cem’idir. Kamus Şarihinin beyanına göre ba’zılarının kavlince cemi’den cinse menkul olarak müfrede ve cem’a ıtlak olunur. Havar ve haver aslı lügatte beyaz ve beyazlık ma’nâsına isimdir. Bu münasebetle şehir kadınlarına beyazlıklarından dolayı «hevariyyat» denilir, bezleri yıkayıp çırparak ağartan kassara ve eski Türkçe ta’biriyle çırpıcıya havarî denildiği gibi halıs ve temiz dost ve mededkâra ve bâ husus Enbiyayı ızam Hazarâtının da’vet ve ahkâmını infaz uğrunda yar ve yardımcıları olanlara da hulûsı niyyet ve temizliklerinden dolayı havarî ıtlak olunur. Maamafih zikrolunduğu üzere bu isim en ziyade Isâ aleyhisselâmın en güzîde ensarı olan zevat hakkında şayi’ olmuştur. Müfessirîn bunlara bu ismin verilmesinde muhtelif vecihler nakleylemişlerdir ki Kamûs sahibi Feyrûz âbadî Besâirde bu vecihleri şöyle hulâsa etmiştir: Ba’zıları kassar, ba’zıları sayyad oldukları için demişler, ba’zıları da beyaz elbise giydikleri için demişler, ba’zılarıda «daima ifadei ılim ve emri dîni ta’lim ile nâsın nüfusunu tathir eylediklerine mebni bu isim verildiğini söylemişler ve demişlerdir ki: kassarlık isnad edenlerin muradları da budur. Sayyadlık isnad edenlerin muradları da dîn ve âhıret emrinde mütehayyir olan nefisleri avlayıp dîn yoluna çektikleri için olduğunu söylemektir. Diğer ba’zıları da işaret ettiğimiz vechile akıydelerindeki hulûs, alâka ve niyyetlerindeki temizlik sebebiyle bu namı aldıklarını beyan etmişlerdir ki en münasib olan da budur. Frenkler bunlara (apôtres) demişlerdir ki Yunancadan me’huz olarak uzağa gönderilmiş mürseller demek olduğunu söyliyorlar. Buna göre apôtre, havarîyyun kelimesinin tercemesi olmayıp Sûrei Yâsînde «اِذْ جَآءَهَا الْمُرْسَلُونَ» kavlinde geçtiği üzere rusüli Isâ ma’nâsına diğer bir unvan olmuş olur. Yalnız «avcıya dağıdılmış» mefhumiyle mülâhaza olunursa havariyyunda sayyad ma’nasını söyliyenlerin kavline yakın demek olur.

Âlûsî de der ki: Bahrin beyanına göre Hazreti Isâ bunları bilâda dağıtmış kimini Rumiyyeye, kimini Bâbile kimini Afrikaya, kimini Efsusa, kimini Beyti Makdise, kimini Hicaza, kimini arzı Berber ve havalîsine göndermişti. Maamafih her birine gönderilenin ta’yini ve isimlerinin zabtı hususlarının sıhhatine mevsuk denemez. Süyutî de İtkanda bunları zikretmiş ise de zann olunabilecek mahallerden aransın اه. Endelüslü müfessir Ebuhayyan rahmetullahi aleyh Bahirde der ki: havariyyun on iki recüldür ve bunlar Hazreti Isâya ilk iyman edenlerdir. Isâ bunları âfâka yaymıştı, Batris ve Pavlis, Romaya, Andiravs ve mettâ ehalisi insan yiyen arza, Bukas Bâbil arzına, Filibs Kartaca, ya’ni Afrikaya, Yuhanna Ashabı Kehfin karyesi olan Efsûsa, iki Ya’kub Beyti Makdise, İbni Büleymin Hicaz arzına, Testemir Berber arzına ve havalîsine gönderilmişti. Maamafih isimlerinin ba’zısında zabt cihetiyle işkâl vardır. Zann olunabilecek mahallerinden aransın. اه. Fil’vakı Senpol dahi denilen Pavlis havariyyundan değildir. Sonradan onlara ilhak edilmiş ve mektubları risaleleri Ahdi cedidin a’mali rusül kısmına derc olunmuşdu. Hıristiyanlıkta hıtanı kaldırmış ve hayli tehavvülât yapmıştır. Sonra İbni Büleymin ile testemir isimleri dahi bil’hassa zabt-u teharriye şayandır.

Mettâ İncilinin onuncu babında şöyle denilmiştir:

Ve on iki şakirdini yanına çağırıp nâpâk ruhlar üzerine anları çıkarmağa ve her marazı, her hastalığı def’ etmeğe onlara kudret verdi, o gönderilen on ikilerin isimleri bunlardır: birincisi Batris tesmiye olunan Şem’un ile karındaşı Endravs, Zibidi oğlu Ya’kub ile karındaşı Yuhannâ, Filbs ve Bertolmavs Toma ve gümrükcü Mettâ, halfi oğlu Ya’kub ve Tedavs lakablı Lebaüs, fanvi Şem’un ve anı ele veren İsharyotı Yehudâ. Isâ bu on ikileri gönderip onlara tenbih ederek dedi ki: taifelerin yoluna gitmeyiniz ve Samirîlerin bir şehrine girmeyiniz. Bundan ise beyti İsraîlin zayi’ olmuş koyunlarına varınız ve vardığınızda «Melekûtüssemavât yaklaşmıştır» diye va’z ediniz, hastalara şifa veriniz. Cüzamlıları tathir ediniz, cinleri çıkarınız, meccanen aldınız meccanen veriniz. Kemerlerinizde ne altın, ne gümüş, ne bakır ve yol için ne dağarcık, ne entari, ne ayakkabıları ne de âsa tedarük etmeyiniz. Zira işçi kendi taamına lâyıktır. Ve hangi şehre veya köye giderseniz ande kim lâyık olduğunu suâl edip çıkıncıya değin orada kalınız ve haneye girdiğinizde ona selâm veriniz ve eğer ol hane lâyık ise selâmınız onun üzerine gelsin ve eğer lâyık değilse selâmınız size geri dönsün ve sizi her kim kabul etmeyip sözlerinizi dinlemezse ol haneden yâhud ol şehirden çıktığınızda ayaklarınızın tozunu silkiniz, hakikaten size derimki rûzi cezada Sedum ve Gamure diyarinin hali ol şehrin halinden ehven olur. İşte ben sizi koyunlar gibi kurtlar arasına gönderiyorum. İmdi yılanlar gibi a’kıl ve güvercinler gibi sadedil olunuz, lâkin âdemlerden sakınınız, zira sizi millet meclislerine teslim edip Sinagoglarda döğecekler, hem de benim için onlara ve taifelere şehadet olmak üzere Hâkimler ve melikler huzuruna celb olunacaksınız. İmdi sizi teslim ettikleri zaman nasıl ve ne söyliyelim diye endişe etmeyiniz, çünkü ne söyliyeceğiniz size ol saatte verilecektir. Zira söyliyenler siz değilsiniz, sizde söyliyen Pederinizin ruhudur. Ve karındaş karındaşı ve peder evlâdı ölüme teslim edecek ve evlad valideyn aleyhine kalkışıp onları öldürecekler ve ismim için cümle tarafından buğzolunacaksınız. Lâkin kim nihayete kadar tehammül ederse o halas bulacaktır. Ve size bir şehirde teaddi ettikleri zaman diğerine firar ediniz, zira hakikaten size derim ki ibnülinsan gelinciyedek İsraîl şehirlerinin devrini tekmil etmiyeceksiniz. Şakird muallimine ve kul efendisine fâik değildir. Şakirde muallimi gibi ve kula efendisi gibi olmak kifayet eder. Hane sahibine balezbul dedikleri halde onun hanesi halkına ne kadar ziyade diyecekler. İmdi onlardan korkmayınız, zira keşf olunmıyacak mahfiy ve bilinmiyecek gizli bir şey yoktur. Size karanlıkta dediğimi aydınlıkta söyleyiniz ve kulağınıza söyleneni damlar üzerinde i’lân ediniz ve canı öldürmeğe kadir olmayıp cesedi öldürenlerden korkmayınız, lâkin hem canı hem cesedi Cehennemde helâk etmeğe kadir olandan korkunuz. İlh... Bunu müteakib on birinci bab:

Ve Isâ on iki şakirdine emir vermeği tamam ettikte şehirlerinde va’z-u ta’lim etmek üzere oradan azimet etti ve Yahya zindanda Mesîhin a’malini işitmekle ol gelecek kimse senmisin yoksa diğer bir kimseye mi muntazır olalım demek için kendi şakirdlerinden ikisini onun yanına gönderdi.»

Denildiğine göre on ikilerin bu suretle etrafa gönderilmesi Hazreti Yahyanın habiste bulunduğu sırada olmuş oluyor. Halbuki yine aynî İncilin yirmi altıncı babında ise mekir, ya’ni suikasd anlaşılırken: «Akşam olduktan on ikiler ile beraber sofraya oturdu ve onlar taam ederken hakikaten size derim ki sizden biriniz beni ele verecektir dedi» denilmiş olduğuna göre bunların refı’ sırasında Hazreti Isânın yanında toplanmış bulundukları ve sonradan âfâka yayıldıkları anlaşılıyor. Ali Imran sûresinde geçen «فَلَمَّآ اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارٖٓى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ الخ» âyetinden Hazreti Isânın «مَنْ اَنْصَارٖٓى اِلَى اللّٰهِ» demesi ve Havariyyunun «نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ» cevabını vermesi de ref’e tekaddüm eden bu günlerde olduğu anlaşılıyor. İbnî Cerîrin Saıyd ibni Cübeyr tarikıyle İbni Abbastan rivayetine göre: Allah tealâ Isâyı Semaya ref’ etmek murad ettiği vakıt Isâ eshabına çıktı, onlar on iki kişi bir evde idiler, o evde bir menba’dan onlara çıktı, başından su damlıyordu, içinizden birisi bana yakında on iki kerre küfr edecek dedi, sonra da benim şebehim (benzerim) kendi üzerin ilka olunup da benim yerime katl olunacak ve benimle beraber benim derecemde bulunacak hanginiz? Dedi, sınnen en tazelerinden bir genç ben, dedi. Ona otur, dedi, sonra tekrar etti, yine o genç kalktı ben dedi, evet sen osun dedi, bunun üzerine ona Isânın şebehi bırakıldı ve Isâ evdeki bir pencereden Semaya ref’ olundu, derken Yehûdden arayanlar geldi, onun şebehini tutup, katil ve salb ettiler. Ba’zısı ona iyman etmiş iken on iki kerre inkâr etti, ilh... Allahü a’lem. (Ali ımrân da «فَلَمَّآ اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ» âyetlerine ve Nisâda «وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ» âyetine bak) maamafih Kur’an burada bu tafsılâta tearruz etmiyerek buyuruyor ki «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوٓا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ» فَاٰمَنَتْ طَآئِفَةٌ مِنْ بَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ bunun üzerine Beni İsraîlden bir taife iyman etti - Havariyyunun mesâıysi üzerine Isâya ve tebşiratına inandı dîne yardım etti وَكَفَرَتْ طَآئِفَةٌ bir taife de küfr eyledi فَاَيَّدْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ binnetice biz de iyman edenleri düşmanlarına karşı te’yid eyledik فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖينَ binaenaleyh onlar galib oldular - iyman edenler düşmanları olan kâfirlere karşı galib olup yüze çıktılar. İşte siz de Allahın vaidlerine ve emirlerine Resulullahın bervechibalâ da’vetlerine iyman edip Havariyyunun çalıştığı gibi Allah yolunda Hak dinine yardım için mücahede ederek çalışın, Allahın ensarı olursanız bütün düşmanlara galib gelir «لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖ» va’diyle zikr olunan müjdelere irersiniz. Hakikaten Eshabı Muhammedî öyle çalıştılar, çok geçmeden müşrikleri ve nesârâyı yendiler. Hak dinini izhar eylediler, öyle izhar eyledilerki islâmın şa’şaai zuhurunu ve bir Hazreti Ömer hılâfetinin zevkı hakkaniyyet ve adaletini hâla bütün Dünya kemali hayret ve hasretle yanaşılmaz bir ümniyye gibi yad etmektedir. Maamafih bu emir ve va’d yalnız onlara değil «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوٓا اَنْصَارَ اللّٰهِ» hıtabının umumundan anlaşılacağı vechile her zaman için o suretle âmil olacak bütün mü’minlere şamil bir va’d ve tebşirdir. O halde öyle Allah yardımcısı olmayanlar, Allahın yardımından mahrum kalıp idbare sürükleniyorlarsa mahrumiyetlerinin sebebini dini hakta değil, kendi günahlarında aramalıdırlar. Hasılı «اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ» dir. Eshabı kiram içinde Aşerei mübeşşere Resulullahın havarîleri makamındadır. Bir hadîsi şerifte «لِكُلِّ نَبِىٍّ حَوَارِىٌّ وَ حَوَارِيِّى زُبَيْرٌ= ya’ni her Peygamberin bir havarîsi vardır benim havarîm de Zübeyrdir» diye bilhassa Hazreti Zübeyr bu vasf ile yad olunmuş olmakla beraber Katadeden rivayet olunduğu üzere andan başkalarına havarî itlak olunduğu varid olmuştur. Denilmiştir ki Resullulahın havariyyunu: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hamze, Ca’fer, ebu Ubeyde ibnilcerrah, Osman ibni ma’zun, Abdurrahman ibni Avf, Sa’dibni Ebî Vakkas, talhe ibni Ubeydillah ve Zübeyr ibni avvam hazarâtı edilir, رِضْوَانُ اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ Zuhur ve galebenin neticesi de cemaatin kıvamı, Allah tealâya tesbîh ve ubudiyyet olduğuna işaret için burada sûrei Saffı bervechiâti sûrei Cum’a ta’kıyb edecektir.