AyetSûreler

Sâd Sûresi 64. Âyet

Mekke · Cüz 23 · Sayfa 457

إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقࣱّ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ ۝٦٤

Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 64–87. âyetleri birlikte ele alır.

67. قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظٖيمٌ deki o bir azîm haberdir - ya’ni benim size verdiğim bu haber, benim böyle inzara me’mur Peygamberliğimle Allahın şerikten münezzeh olarak vahdaniyyeti haberi, çok ehemmiyyetli, azametli büyük bir haberdir. Bir ucunda o vahidin hiç bir tarafından müdafası kabil olmıyan ebedî kahrı, bir taraftan da onun ızzet ve mağrifeti var. 69. مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاءِ الْاَعْلٰٓى benim o melei a’lâya hiç bir ılmim yoktu -

MELEİ A’LÂ, en yüksek hey’et, Melâike âlemi اِذْ يَخْتَصِمُونَ onlar münakaşa

ederlerken. 70. اِنْ يُوحٰٓى اِلَىَّ اِلَّآ اَنَّمَآ اَنَا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ ancak ben mahza bir nezîri mübîn, açıktan açığa inzara me’mur bir Peygamber olduğum için o ılim bana vahy olunuyor - da biliyorum. Şöyle ki 71. اِذْ قَالَ رَبُّكَ ya’ni rabbın şöyle dediği vakıt ettikleri münakaşa: - ki sûrei «Bakare» de tafsıl olunduğu üzere «اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَآءَ» demişlerdi. Ma’ruf bir hadîsi şerifte melei a’lânın ıhtısâmı keffarat ve derecat hakkındadır diye iyzah edilmesi de bu ma’nânın tafsilâtındandır. Şübhe yok ki en yüksek münakaşanın sirri nezdi ilâhîde mağrifet ve derecata mazheriyyet mes’elesidir. Melâikenin «وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ» diyerek hılâfete rağbet ızhar etmeleri de bundan olmuştur. اِنّٖى خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طٖينٍ Ben bir çamurdan bir beşer halk etmekteyim - beşeresinin, ya’ni derisinin açık olması hasebiyle insana beşer denilmiştir. 72. فَاِذَا سَوَّيْتُهُ Binaenaleyh onu tesviye ettiğim «خَلَقَ فَسَوّٰى» kavlinden de anlaşıldığı üzere tesviye halktan sonra olur. Demek ki insan maddesi çamurdan yaradıldıktan sonra bir de insan suretini almak, insanlık seviyyesine gelmek için bir müddet de tesviye olunmuş, bedeninin cezası kıvamına getirilmek için düzeltilmiştir. Bu sebebledir ki muhtelif âyetlerde muhtelif meratibi halkına işaret olunmuştur. Netekim «اٰلِ عِمْرٰنَ» da türabdan, burada tınden, «قَدْ اَفْلَحَ» da «سُلَالَةٍ مِنْ طٖينٍ» den, «حِجْرِ» de «صَلْصَالٍ» den «حَمَأٍ مَسْنُونٍ» dan «Enbiya» da acelden halk edildiği söylenmiştir. وَنَفَخْتُ فٖيهِ مِنْ رُوحٖى Ve içine ruhumdan nefheylediğim vakıt - «ruhî» izafeti cüz’iyyet için değil, şeref içindir. Çünkü ruh, Allahın emrindendir. Nefıh ta’biri de maddeye bilfiıl hayat mebdeinin ifazasını temsil eder. Hattâ «وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَآءَ» den anlaşıldığına göre yalnız hayatı cismaniyye değil, hayatı zihniyye ve ılmiyye mebdei olan şuur ruhunun nefsi natıkanın teallûkunu ifâde eder. Yoksa nefhı ruh, hayat alâiminden olan teneffüs ile de te’vil olunabilirdi. فَقَعُوا لَهُ – «فاء» cezaiyye, «قعوا» vuku’dan «قع» emri hazırının cem’idir. Ya’ni ruh nefh olununca onun için düşün سَاجِدٖينَ sacidîn olarak, her biriniz secde ederek - tehıyye ve tekrim secdesi, yâhud Allahın emrine kıble secdesi 73. فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ onun üzerine Melâikenin hepsi toptan secde ettiler. - Ve o secdenin netîcesidir ki Peygamber olanlara vahiy getirirler. 75. لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ İki yedimle halk ettiğime - Kur’anda Allah tealâya ba’zan «yedullah» gibi müfred olarak ba’zan da «مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَآ» gibi cemi’ olarak, ba’zan da böyle «بيدى» gibi tesniye olarak yed nisbet olunmuştur. Bir hadîste «كِلْتَا يَدَيْهِ يَمِينٌ» buyurulduğundan her birinde şanı ilâhîye lâyık bir ma’nâ murad olduğundan şüphe yoktur. (Sûrei Maideye «وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ» bak.) Bir çokları burada iki yedin ayrıca birer ma’nâsı maksud olmayıp i’tinai mahsus ile yaratmak ma’nâsından kinaye olduğuna kail olmuşlardır. Zira Âdem bütün esbabı adiyyenin fevkınde olarak en yüksek bir ıstıfa ile yaradılmıştır. Ba’zıları da kudret ma’nâsile te’vil eylemişler ve tesniye mücerred te’kid için olduğunu, çünkü Âdemin hılkatinde kudreti ilâhiyyenin tecelliyatı müekked ve muzaaf bulunduğunu söylenmişlerdir. İbni Ömer Hazretlerinden rivayet olunur ki: Allah tealâ dört şey’i yedile halk buyurmuştur: Arş, Cenneti adin, Kalem, Âdem, sonra her şey’e «ol!» demiş olmuştur. Burada zahir ki yed, hiç bir sebeb araya girmeksizin doğrudan doğru kudreti ilâhiyye ile demektir. Âdemde ise bu ma’nâ muzaaftır. Bizce burada en yakın vecih biri tesviyeye, biri de nefhı ruha işaret olmasıdır. Ki beşerin hılkatinde cisim âlemi ile ruh âleminin içtimaını ve binaenaleyh insanın nüshai camia olduğunu anlatmış olur. اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالٖينَ kibirlenmek mi istedin yoksa âlîlerden mi bulunuyorsun - ya’ni hiç istihkakın olmıyarak mücerred bir kibirmi tasladın yoksa zu’munca bihakkın yüksek, mâfevk mi bulunuyorsun? Netekim İblis cevabında bu ikinci şıkka tutunarak 76. قَالَ اَنَا خَيْرٌ مِنْهُ الخ – Sûrei «Araf» a bak. Bu iyzaha göre burada «مِنَ الْعَالٖينَ» ta’biri «اَحْسَنَ الْخَالِقٖينَ» deki halikîn gibi farzı ve takdirîdir. Lâkin Muhyiddini Arabî bunu tahkıka hamlederek buradan bil’istidlâl şuna kail olmuştur ki Âdeme secde ile memur olmıyan Melâike de vardır. Bunlar alîndir. Müheyyemun denilen bir kısım Melâike vardır ki Allah tealânın cemal ve celâlini mülâhazaya müstağraktırlar. Hiç biri Allah tealânın ondan gayrısını yaratmış olduğunu bilmez, bunlar Âdeme secde ile emr olunmamışlardır. El’alîn bunlar yahud Semâ Melâikelerinin hepsidir. Onlarda Âdeme secde ile emrolunmamışlardır. Âdeme secde ile emrolunan Melâike hep Arz Melâikesidir اه. Ancak şeyhın bu fikri insanın nüshai camia olması hakkındaki mezhebine muvafık düşmemiştir. 84. قَالَ فَالْحَقُّ Allah tealâ buyurdu ki o, hak - ya’ni ıhlâslı kullarımı iğvâ edemiyeceğin sözü doğrudur. «اِنَّ عِبَادٖى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ» yahud o halde hakkı ya’ni iğvâ ettiğin surette hakkı, hak cezası nedir bilir misin? وَالْحَقَّ اَقُولُ o hakkı da ben söyliyeyim - yahud ben hep hak söylerim: 85. لََامْلَئَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ الخ 86. قُلْ مَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ deki ona karşı: ya’ni Kur’andan, o azîm haberden dolayı sizden bir ecir istemiyorum وَمَآ اَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفٖينَ ben o tekellüfcülerden de değilim - kendinde olmıyan bir şey’e özenerek tekellüf ve tesannu’ ile satmağa çalışan müddeîlerden değilim. Ya’ni böyle ciddiyyetim samimiyyetim ma’lûmunuzdur. Yok yere nübüvvet iddia etmiyeceğimi, Kur’anı uydurmağa kalkışmıyacağımı teslim etmeniz lâzım gelir. İbni adiyy Ebi Berzeden şöyle tahric eder: demiş ki: Resulullah size ehli Cenneti haber vereyim mi? buyurdu, bela, ya Resulullah dedik, buyurdu = «هُمُ الرُّحَمَاءُ بَيْنَهُمْ» onlar aralarında merhametli olanlarıdır. Size ehli narı haber vereyim mi? bela, ya Resulullah dedik, buyurdu ki «هُمُ اْلٰا يِسُونَ الْقَانِطُونَ الْكَذَّابُونَ الْمُتَكَلِّفُونَ» onlar ye’se düşenler, ümidi kesenler, yalancılar, tekellüfcü olanlardır.» Mütekellifin alâmeti de Beyhekînin Şüabülîmanda İbni Münzirden tahricine göre üçtür: kendisinin fevkında olan kimse ile yarışmak ve yetişemeyeceği şey’e el sunmak ve bilmediği şey’i söylemek. Sahihaynde vârid olduğu üzere İbni mes’ud radıyallahü anh demiştir ki «ey insanlar içinizden her kim ılim bilirse söylesin, bilmiyen de Allahü a’lem desin. Allah tealâ Resulüne şöyle buyurdu «قُلْ مَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَآ اَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفٖينَ» 87. اِنْ هُوَ o Kur’an başka değil اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ bütün âlemîn için bir zikirdir. - Bütün zevil’ukul âlemleri için ilâhî bir ıhtar, bir öğüttür. 88. وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حٖينٍ ve kasem ederim ki onun haberini, dünyevî ve uhrevî haber verdiği va’d-ü vaîd sâireyi bir zaman sonra muhakkak bileceksiniz - kimi Dünyada kimi Âhırette.