Ra'd Sûresi 42. Âyet
Medine · Cüz 13 · Sayfa 254
وَقَدۡ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَلِلَّهِ ٱلۡمَكۡرُ جَمِيعࣰاۖ يَعۡلَمُ مَا تَكۡسِبُ كُلُّ نَفۡسࣲۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلۡكُفَّـٰرُ لِمَنۡ عُقۡبَى ٱلدَّارِ ٤٢
Onlardan öncekiler de hileler yapmışlardı. Fakat sonuçta bütün hileler(in cezası) Allah’a aittir. Her nefsin ne kazandığını O bilir. Bu dünyanın akıbetinin kime ait olduğunu kâfirler de yakında bilecekler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 42–43. âyetleri birlikte ele alır.
Hem inzâr ile haber ver insanlara o azâbın geleceği günü, o vakıt diyecek ki o zulmedenler yarabbenâ! Bizi yakın bir ecele te’hır buyur, da’vetine icabet edelim ve Peygamberlerin izince gidelim, hani ya bundan evvel yemin etmiş değil miydiniz: Sizin için zeval yoktu ya? 44 Siz de o kendilerine zulm etmiş olanların meskenlerine sakin oldunuz, onlara nasıl yaptığımız ise sizce tebeyyün etti ve size emsal gösterdik 45 Filhakıka onlar mekirlerini yaptılar, Allah ındinde de onlara mekir var, isterse onların mekirleri dağları yerinden oynatacak olsun 46 ٤٧ فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِهٖ رُسُلَهُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ ذُوانْتِقَامٍ ٤٨ يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٤٩ وَتَرَى الْمُجْرِمٖينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ ٥ سَرَابٖيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُ ٥١ لِيَجْزِىَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ اِنَّ اللّٰهَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ ٥٢ هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهٖ وَلِيَعْلَمُوٓا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ
Meali Şerifi
O halde sakın Allahı Peygamberlerine olan va’dine hulf eder sanma, şüphesiz Allah azîzdir, intikamı vardır 47 O gün ki Arz başka tebdil olunur, Semavat da ve hep o vâhid, kahhâr olan Allah için fırlarlar 48 Ve görürsün mücrimleri o gün birbirlerine çatılı çatılı bukağılardadırlar 49 Gömlekleri katrandan, ve yüzlerini ateş kaplıyor 50 Çünkü Allah her nefsi kazandığıle cezalandıracak, haberiniz olsun ki Allahın hisabı seri’dir 51 Bu işte insanlara beliğ bir tebliğdir, hem bununla inzar edilsinler, hem onun ancak bir tek İlâh olduğunu bilsinler hem de öğüd alsın akl-ü vicdanı temiz olanlar 52 48. غَيْرَ الْاَرْضِ – Bu terkib iki ma’nâya gelebilir: birisi Arz mahiyyetinden başkasına demek olur. Birisi de bu Arzın, gayriye ya’ni başka bir Arza demek olur. Ve her iki ma’nâ ile te’vil varid olmuştur. Netekim ba’zı rivayetlerde Arz ateş olacak, Semavat Cennet denilmiş, ba’zı rivayetlerde de Arz gümüş sebîkesi gibi bembeyaz, üzerine kan dökülmedik günah işlenmedik bambaşka bir Arz olacak denilmiştir. Sehl ibni Sa’dden menkuldür ki dinledim demiş Resulullah buyuruyordu ki «yevmi Kıyamette nâs kursatünnakıy gibi beyzâ ve afrâ bir Arz üzerinde haşrolunacak». Hazreti Aişeden merviydir ki «يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ» kavli ilâhîsinden Resulullaha sual ettim: «ya Resulallah o gün insanlar nerede olacak? dedim. Buyurdu ki «bir şey sordun ki ümmetimden hiç biri sormamıştı, o vakıt nâs cisri Cehennem üzerinde - diğer bir rivayette - Sırat üzerinde olacak» demiştir.
Arz, ma’rife olarak zikr-ü iade edilmiş olduğuna ve bu surette sani evvelin aynı olması asıl bulunduğuna nazaran da ikinci ma’nâ zahirdir. Maamafih zamir ile «غَيْرَهَا» buyurulmayıp da ismi zahir ile «غَيْرَ الْاَرْضِ» buyurulması evvelki ma’nâya da ihtimal verdirmektedir. Sonra her iki takdirde de tebdil dahi iki ma’nâya muhtemildir: birisi i’damı küllîden sonra halkı cedid, ya’ni tebdili zat, diğeri de maddesinin bakasıle tebdili sıfat ki tahvil demek olur. Mütekellimînin ba’zısı evvelki ma’nâyı ahz etmiştir. Çünkü tebdil, zatı Arza isnad edilmiş olduğu gibi «كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ» kavli ilâhîsi de zahiren bunu muktezidir. Bâlâdaki nakle muvafık olarak İbni Mes’ud Hazretleri «Arz, üzerinde kan dökülmedik, günah işlenmedik, Süzülmüş beyaz gümüş gibi bir Arza tebdil olunacak» demiş olduğu cihetle bunun tebdili zat demek olduğu da söylenmiştir. Ba’zı mütekellimîn de ikinci ma’nâyı ahzetmişlerdir. Çünkü tebdilin tahvil ma’nâsına isti’mali de mütearef olduğu gibi ba’s hakkındaki «عَجْبُ الذَّنَبِ» hadîsini bakai maddeyi bir iş’ar var gibidir. İbni Abbas Hazretlerinden de merviydir ki «Arz, yine bu Arz, şu kadar ki sıfâtı tagayyür edecek, ezcümle dağları yürüyecek, denizleri yarılacak, dümdüz olacak, iğrilik büğrülük görülmiyecek» demiş ve beyti okumuştur. وما الناس بالناس الذين عهدتهم ولا الدار بالدار التى كنت تعلم Fünunı tecribiyye ve ezcümle kimya kavaidine nazaran bakai madde suretiyle Arzın tahvili imkânını mülâhaza kolay ise de maddenin i’damı tarikıle tebdilin imkânını mülâhaza müşkildir. Onun için maddenin kıdem ve bakasına zahib olan feylesoflar bunu mümteni’ addettiklerinden tahvil suretine kasrı nazar etmişlerdir. Maamafih son zamanlarda maddenin mücerred kuvvete tahavvülü imkânını gösteren ba’zı tecribelere tesadüf edildiğinden bakai madde kanunu «bakai kuvvet» kanununa, bu da «bakai ıllet» kanununa irca’ olunmuştur. Bakai ıllet ise şüphe yok ki bakaullaha raci’dir.
Hulâsa maddenin fenası aklen de mümteni’ değildir. Binaenaleyh tebdile iyman ile tafsılini ilâhîye ılmi ilâhîye tefvız etmek, daha muvafıktır. Maa’haza bu hususta maddenin ifnası şart olmadığından tahvile i’tikad da kâfi olabilir. Bir de İbni atıyye tefsirinde şunu da rivayet etmiştir ki tebdil Arz da olacak ve lâkin her ferikın haline göre: kimine ekmek, kimine gümüş, kimine ateş اه. Bu rivayette muhtelif rivayetlerin bir cem’-ü tevfikı vardır. Maamafih bu kabil tebdilât Dünyada dahi görülüp durmaktadır.
Hasılı, o şaşmaz va’d-ü intikamın tahakkuku, o gün ki: Arz, başka arza tebdil olunacak. «وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْ وَاَلْقَتْ مَا فٖيهَا وَتَخَلَّتْ وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ» gibi âyetlere bak.
وَالسَّمٰوَاتُ Semavât da - öyle değişecek, infitar ve inşikak ederek Güneş ve Kameri tutulup derilerek, yıldızları söndürüp dağıtılarak dürülecek, başka Semalara tebdil edilecek. Ya’ni Kıyamet kopacak, bu Dünyanın Arz ve Semavâtı yerine Âhıret Arzı Âhıret Semavâtı kurulacak. وَبَرَزُوا لِلّٰهِ ve hepsi Allah için büruz edecekler - ya’ni bütün halk ve bu miyanda alel’husus o zalimler mevkuf bulundukları kabirlerinden yürütülecek. Gizli yapıyoruz zu’mettikleri bütün amellerile Arasat meydanına döküülecek, hiç bir yerde gizlenemiyerek ve başka hiç bir merci’ bulunamıyarak Allah için, Allahın hukm-ü cezası için mahkemei kübrâya çıkacaklar الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ O Allah için ki vahıd, kahhâr. - Vâhid, ya’ni şeriki yok, bu âlemde ondan başka ilâh iddia edenler, başka ma’bud, başka rab tanımak istiyenler veya nefislerine, hevâlarına tapanlar, o gün görecekler, anlıyacaklar ki Allahdan başka ilâh yok, ona karşı iddia ettikleri şerikler, menfaat umdukları, kuvvet isnad ettikleri metbu’lar, hâkim zannettikleri hayaller hiç imiş. Allah, bir ve kahhar, ya’ni her şey’e galib, her şey onun hukm-ü kudretine mağlûb ve mahkûm, iradesine karşı gelinmek ıhtimali yok, kahrine Yerler Gökler dayanmaz, onun için Yerler Gökler değişmiş. Herkes onun huzuri celâlinde boyun bükmüş ve esasen hepsi onun için vücude çıkmış. Hâsılı burada sıfâtı ilâhiyyeden bilhassa vahıd ve kahhar sıfatlarının zikr olunması o günün kemali dehşetini ifade içindir ki bunun nazıri «الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ» dır. 49. وَتَرَى الْمُجْرِمٖينَ يَوْمَئِذٍ Ve o gün o mücrimleri göreceksin ki مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ esfadda çatılmışlar - esfad denilen bağlarla çatılmış bağlanmışlar. 50. سَرَابٖيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ gömlekleri katrandan - ma’lûm ki katran: siyah, çirkin ve sert kokulu. Sür’atle iştial eder, hârr ve keskin bir usâredir. Arablar bunu uyuz develere sürerler. Denilmiş ki eshabı nâr, katranla tılâ olunacak ve o, adetâ onların donu, gömleği olacak, ve bu suretle kendilerinde dört türlü azâb içtima’ edecek; ki çirkin renk, fena koku, şiddeti hararet, sür’atle iştiale kabiliyyet. Ancak unutulmamak lâzım gelir ki bütün Arz-u Semavâtiyle âlemin tebeddül ettiği o gün eşyanın havass ve evsafı bambaşka bir halde değişmiş bulunacaktır. Binaenaleyh o günkü katran, bu gün bildiğimiz katranlarla takdir-ü ta’yin olunamıyacak bir şeydir. O halde ifade, bir temsil demek olur. Evvelâ şurası zahir ki bu ta’birden son derece bir sefalet tebadür eder. Saniyen Ebüssüud tefsirinde der ki bunun cevheri nefsi ihata edip ona âlâm ve gumum celbeyliyen, redîy melekeler, denîy huylar olması muhtemildir. Daha doğrusu mezkûr katran onların bu neş’ette ya’ni Dünyada bulaştıkları ve kendilerine şiar edindikleri batıl akıdelerin türlü türlü azâbları calib olan çirkin amellerin aynıdır ki diğer neş’ette ya’ni Âhırette o suretle tecessüd ederek azâblarının iştidadına ba’ıs olacaktır اه. وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُ Ve yüzlerini ateş bürüyor. - «نَارُ اللّٰهِ الْمُوقَدَةُ اَلَّتٖى تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْئِدَةِ» mantukunca evvel emirde kalblerden tutuşacak olan Cehennem ateşi yalnız içlerini yakmakla kalmıyacak, o katranlı cesedlerinin her tarafını kaplıyacak ve hattâ a’zayi zâhirelerinin en kıymetlisi olan ve havass-ü meşaırin mecmaı bulunan yüzlerini dahi bürüyecek. Müfessirînin ıhtiyar ettikleri bu ma’nâ «يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ» mazmuna gibi Cehennem içindeki bir halleri demek olur. Fakat bunun ondan önce haşir sırasında veya Sırat üzerinde olması daha zahirdir. «ترى» hıtabı da buna karînedir.
51. لِيَجْزِىَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ Çünkü Allah, her nefsi kesbiyle cezalandıracaktır. - Ya’ni bütün onlar: Arz ve Semavâtın o inkılâb ve tebeddülü, o büruz ve mücrimlere o muahaze, Allahın herkesi, her insanın benliğini kazancına göre hayra hayır, şerre şer karşılıkla cezalandırması hıkmeti için yapılacaktır. Ve onun için o gün o mücrimler cezalarını bulurken sen onları öyle göreceksin ya Muhammed, veya ey mu’mini kâmil! اِنَّ اللّٰهَ سَرٖيعُ الْحِسَابِ Şüphe yok ki Allah, seriulhisabdır. - Zira onu bir şe’n, diğer bir şe’nden meşgul etmez. İmhal edip dururken birdenbire hisaba çeker. Ve isterse hepsini bir anda intac eder. Sûrei Ra’dde «اِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ» buyurulmadımı idi?
52. هٰذَا İşte bu - kitab, ya’ni bu sûrei İbrahim veya bu sûrenin hatimesini teşkil eden işbu «وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا» ilâ «سَرٖيعُ الْحِسَابِ» ıhtarı بَلَاغٌ لِلنَّاسِ nasa bir tebliğ -kâfî ve beliğ bir nasıhattir. وَلِيُنْذَرُوا بِهٖ Bir de bununla inzar edilsinler için وَلِيَعْلَمُوٓا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ ve hakikaten ilâh bir, ancak bir olduğunu bilsinler için وَلِيَذَّكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ ve ülül’elbab olanlar tezekkür etsinler - ya’ni ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını, şimdiye kadar ne dinde, ne mezhebde ne amelde bulunduklarını ve bundan sonra ne yolda hareket etmeleri lâzım geleceğini düşünsünler, anlarsınlar içindir ki... - Bu indirildi. «لِيُنْذَرُوا الخ» buyurulmayıp da bir «vav» ilâvesile «وَلِيُنْذَرُوا» buyurulmasında ne kadar cem’ıyyetli bir belâgat vardır. Bu «vav», atıf veya ibtidaiyye olarak mülâhaza edilebileceği cihetle evvel emirde iki sureti rabıt muhtemil olur. Atfolduğu takdirde makablinde «لِيَنْصَحُوا» gibi mukadder bir ma’tufün aleyh ıhtar ederek nasıhat edilsinler için ve ilh... mealini ifade eyler. İbtidaiyye olduğu takdirde de gösterildiği vechile «lâm» ın müteallakını kelâmın nihayetinde mülâhaza ettirir. Öyle ki bu önündeki Sureye teallûk edebilir. Binaenaleyh bu âyet, bir taraftan Sûrei «İbrahim» i itmam ederken diğer taraftan maba’dindeki Sûrei «Hıcr» e bir tavtıe’ denebilecek surette beliğ bir tahallûs olmuştur. Şu halde Sûrei «İbrahim»i müştemil olduğu ahkâmı i’tikadiyye hasebile nasa bir tebliği mahsus, Sûrei «Hıcr» i de inzar, tevhid, tezkir hikmetlerile onun bir tetmimi halinde mülâhaza edebiliriz.