AyetSûreler

Nisâ Sûresi 79. Âyet

Medine · Cüz 5 · Sayfa 90

مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةࣲ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولࣰاۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰا ۝٧٩

(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

مَآ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ sana her ne hasene isabet eder, her ne hayr-ü menfaat’ taat-ü sevab nasıl olursa Allahdandır, Kesbin olsa da Allahdandır olmasada.» -Zira Allah murad etmeyince hiç bir şey olmaz. Allah tealâ rahmanı rahîm olduğu için de hasenat onun irade ve takdirine, halk-u tekvinine istinad ile beraber rızasına da temamen muvafıktır. Bunun için kesbi beşerin alâkadar olmadığı hasenat mahza ihsanı İlâhî olduğu gibi iradei beşerin taallûk ettiği hasenat da Allahın takdir-ü tekvinine, tenfiz-ü tevfikına irade ve rızasına ıktıran etmiş olmak hasebile yine onun bir ihsanıdır. Bunun için enfüsî afakî, maddî ma’nevî, kesbî gayri kesbî alel’ıtlak hasene Allahdan bilinmelidir. Fakat وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ sana her ne seyyie isabet ederse o da kendinden, kendi nefsindendir, kendi günah veya kusurundandır.»- Gerçi «كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» mucebince bu da min indillâhdır, Allah takdir-ü irade etmemiş olsa idi bu da olamazdı. Fakat bunda fiil veya terk cihetinden behemehal senin bir sebebiyyetin vardır. Bunun menşei senin kendin, senin arzun veya senin kusurun, senin hatan veya senin aczin, senin mahiyetindir. Zira sen evvel emirde kendi nefsinde ve haddi zatında kadiri kül, mebdei vücud olsa idin elbette kendine hiç bir seyyie isabet ettirmezdin ve hiç bir taraftan sana bir zarar gelmek ihtimali olmazdı. Binaenaleyh birinci derecede seyyienin menşei, aslı adem ve imkânı mahz olan mahiyyeti mahlûkatının aczi zatîsidir. Allah ona her hangi bir lâhzai vücudda ifazai hasene etmemiş olsa o derhal mahv-ü helâk olur. Saniyen başa gelen seyyiatın bir kısmı arzu ve iradei beşere müterettibdir. Beşer onu nefsinden tecelli eden bir irade ve ıhtiyar ile bilerek veya bilmiyerek bizzat veya dolayısile ister. Hatta ısrar da eder, irade ve ıhtiyar kuvveti nefsinde bir hasene olduğu halde istenne murad, hasene de seyyie de olabilir. Allah tealâ da bahîl olmadığından kulunun iradesine izin verib tenfiz ederek muradını halk eder ve taleb olunan seyyie yine min indillâh gelmekle beraber sebeb-ü menşe’, nefsi abid, kesbi abdolur ve mes’uliyyet de buna aid bulunur. «وَمَآ اَصَابَكُمْ مِنْ مُصٖيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْدٖيكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثٖيرٍ» salisen umumî ma’nâsile seyyie günaha münhasır olmayıb mihnet-ü meşakkate de şamil olduğuna nazaran ba’zı sıkıntılar, elemler vardır ki tehzibi nefse sebeb ve günahlara keffaret ve binaenaleyh mukaddimei hayr olur. Bu gibi seyyienin de başa gelmesi mücerred nefsin salâhı veya halâsı hikmetine mebni olduğundan bu da min ındillâh gelmekle beraber buna «لَِاجْلِ نَفْسِكَ» ma’nasına «مِنْ نَفْسِكَ» demek sahih olur ise de bunu hasenede saymak daha muvafıktır. Binaenaleyh her ne suretle olursa olsun seyyie evvelâ abde nisbet edilmeli, insan onu kendisinden bilmeli ve maamafih «مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» olduğunu da unutmamalıdır. Bu âyetden Mu’tezilenin ef’ali ıhtiyariyyede kul fi’linin halıkı olduğunu istinbata kalkışmaları doğru değildir. Çünkü «مَآ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ» böyle bir da’vaya münafidir. Velhasıl «كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» dır. Fakat bundan cebir anlamamalıdır. «مَآ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ» izahiyle mütenasib olarak ne cebir ne terk, «Emrün beyne emreyn» bir adalet ve mes’uliyyet anlamalıdır ki burada «اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ» deki «خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللّٰهِ تَعَالَى» fıkrai iymaniyyesinin güzel bir şerhi vardır. Ve bu izah kendini iyi başkasını kötü, iyiliği kendinden, kötülüğü başkasından bilen beşeriyyeti cahile ve mağrurenin gururuna karşı bir ders olduğu gibi, kendisini ne iyilik ne de kötülük hiç bir şeyle alâkadar addedmiyen beşeriyeti atılanın ataletine ve ilişiksizliğine karşı da bir dersdir. Her halde şunu iyi düşünmek lâzım gelir ki hem «كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» hem de «وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ» olması Allah ile insan arasında mühim bir alâkanın mevcudiyyyetine delâlet eder ki bu da «اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً» nassı cehîlinde ifham olunan niyabet «اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ» beyanı kibriyasında arz olunan emanet kazıyyeleridir. Nefis her ne zaman kendini ileri sürer, harekât-ü iradatını kendi lusabına yapmağa kalkışırsa niyabet-ü emaneti sui isti’mal etmiş ve menşei seyyie olmuş olur. Ve her ne zaman iradatını hakkı emanetin edası ve vazifei niyabetin icrası noktai nazarından sarfeder, kendini iradetullaha teslim eylerse o zaman da mazharı hasenatı İlâhiyye olur. Ve işte meratibi insaniyye bu iki haysiyyetin tezahüratına merbuttur. Ve bunun en başında mertebei risâlet onun başında da risâleti âmme vardır. Bunun için burada Resulullahın risâleti ammesi tenas olunarak mazharı hasenei külliyye olduğuna işareten buyuruluyor ki:

وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا ve biz seni umum insanlara Resul gönderdik, sen onlara nefsini değil, Rabbının iradatını, kudreti bahiresini göstereceksin.»- Binaenaleyh senin nefsin kendi hisabına zuhurdan müberradır. Sen hiç bir zaman men’şei seyyie olmazsın وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا ve buna şahid olarak Allah yeter. Emri bakka bizzat hakkın şehadetinden daha beliği hiç bir şey yoktur. Sen akval-ü ef’al ve iradatında senin değil Allah tealânın kudret-ü irade ve rızasını göstereceksin, hasenatı hakkı tecelli ettireceksin «شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ» olduğu gibi «شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولَ اللّٰهِ» olduğu da anlaşılacaktır.

Ma’lûmdur ki Resule itaat asîle itaattir. Bunun için