AyetSûreler

Nisâ Sûresi 69. Âyet

Medine · Cüz 5 · Sayfa 89

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَـٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَـٰٓئِكَ رَفِيقࣰا ۝٦٩

Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 60–70. âyetleri birlikte ele alır.

60. اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ Baksan â, o sana inzal edilene ve senden evvel inzal olunana iyman ettiklerini zu’medenlere: o zahiren müsliman görünüb münafık olanlara يُرٖيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوٓا اِلَى الطَّاغُوتِ muhakemeleri için tağuta, ya’ni Allahdan korkmaz Şeytanetkâr azgına Müracaat etmek istiyorlar وَقَدْ اُمِرُوٓا اَنْ يَكْفُرُوا بِهٖ halbuki «فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى» medlûlünce Tağuta küfretmeğe memur bulunuyorlardı. Böyle iken Tağutun mahkemesine gitmek istiyorlar. وَيُرٖيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعٖيدًا Bu âyetin sebebi nüzulü olmak üzere bir kaç vak’a rivayet olunuyor. Bir hayli müfessirînin İbni Abbastan merviy olan beyanlarına göre bir Münafık ile bir Yehudî münazaa etmişler. Yehudî muhakeme için Hazreti Peygambere muracaatı, Münafık da Yehudîlerin reisi olan Kâ’b ibni Eşrefe gitmeyi teklif etmiş. Çünkü Yehudî haklı, Münafık haksız imiş. Halkuki Hazreti Peygamberin ancak hakk-u adâletle hukmettiği, Kâ’b ibni Eşrefin rişvete düşkün bulunduğu tarafeynce ma’lûm olduğundan Yehudî Peygambere müracaatı, Münafık da Kâ’ba müracaatı arzu ediyormuş. Nihayet Yehudî ısrar etmiş, Resulullaha müracaat etmişler, Yehudînin lehine Münafıkın aleyhine huküm sadır olunca Münafık razı olmamış «haydi Ömere gidelim aramızda o hakem olsun» diye teklif etmiş. Varmışlar, Yehudî «Resulullah benim lehime hukm etti, bu onun hukmüne razı olmadı» diye anlatmış binaenaleyh Hazreti Ömer Münafıka «öyle mi?» diye sormuş, o da «evet» demiş, bunun üzerine «yerinizde durunuz azıcık dışarı çıkayım gelir hukmünü veririm» diyerek çıkmış, varub kılıcını kuşanmış gelmiş ve derhal Münafıkın boynunu vurmuş, işini bitirmiş, sonra «madem ki beni hakem yaptınız, işte Allahın hukmüne ve Resulünün hukmüne razı olmıyan hakkında benim hukmüm budur» demiş, Yehudî kaçmış, binaenaleyh Münafıkın taallûkatı Hazreti Peygambere şikâyet etmişler, Ömeri celb ile vak’ayı sual etmiş, o da «hukmünü reddetti ya Resulullah» diye cevab vermiş, o zaman hemen Cibrîl aleyhisselâm gelib «Ömer, faruktur, hakk ile batılı tefrık etti» demiş, aleyhissalâtü vesselâm da Hazreti Ömere «اَنْتَ الْفَارُوقُ= sen faruksun» buyurmuştur. Bu surette demek ki Tağut Kâ’b ibni Eşrefe işarettir. Şa’bîden bir rivayete göre de bu Münafık hasmını Cüheyne kabilesinden bir kâhine de da’vet etmiş, orada muhakeme olmuşlardı. Süddînin beyanına göre de hâdise Beni Kureyza ile Beni nadîr arasında bulunan bir maktul hakkında vakı’ olmuş, tarafeynden müsliman olanlar Hazreti Peygambere gidib muhakeme olmak istemişler, Münafıklar da bundan imtina’ edib kâhin Ebu Berdetül’eslemîye müracaatle muhakeme talebinde ısrar etmişler ve ona gitmişlerdi. Netekim şöyle buyuruluyor: 61. وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ onlara Allahın inzal buyurmuş olduğu şer’a ve Peygambere geliniz denildiği vakıt da 62. رَاَيْتَ الْمُنَافِقٖينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا ya Muhammed münafıkları gördün ki senden ı’raz ve men’a kıyam ederler, Ederler amma فَكَيْفَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدٖيهِمْ ellerile yaptıkları bu cinayetten dolayı başlarına bir musîybet gelince nasıl oluyor? ثُمَّ جَآؤُكَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَآ اِلَّآ اِحْسَانًا وَتَوْفٖيقًا sonra sana gelmişler billâhi bizim sui niyyetimiz yoktu, Maksadımız ihsan ve tevfıkten ibaret idi diye Allaha Yemin ediyorlar 63. اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا فٖى قُلُوبِهِمْ Bunlar öyle kimselerdir ki kalbelrindeki fenalığın derecesini Allah bilir اَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ binaenaleyh bunlara yüz verme acı ve müessir va’z ile ders ver ve وَقُلْ لَهُمْ فٖٓى اَنْفُسِهِمْ قَوْلًابَلٖيغًا ve nefisleri hakkında öyle belîğ ve müessir bir söz söyle ki canlarına işlesin. Bunlar Peygamber ne demek olduğunu anlamıyorlar. 64. وَمَآ اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ halbuki biz herhangi bir Resulü gönderdik ise ancak Allahın iznile itaat olunmak için göndermişizdir. Binaenaleyh Peygambere itaat Allahın emrine itaat, ona ısyan Allaha ısyandır. 65. فَلَا hayır وَرَبِّكَ ya Muhammed, rabbına kasem olsun ki o kendilerini mü’min zu’medenler لَايُؤْمِنُونَ mü’min olmazlar حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَاشَجَرَ بَيْنَهُمْ tâ ki aralarında çatallanmış, niza’lı iştelerde seni hakem yapıb hukmüne müracaat etsinler ثُمَّ لَايَجِدُوا فٖٓى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ sonra verdiğin hukümden gönüllerinde hiç bir darlık duymasınlar وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا ve teslimiyyeti kâmile ile zahiren ve batınen sana münkad olsunlar, işte o zaman hakıkî mü’min olurlar. 66. وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُوٓا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ eğer biz onlara kendinizi öldürünüz veya diyarınızdan çıkınız diye yazsa idik Beni İsrailde olduğu gibi günâhtan tevbe ve halâs için kendi ellerile intihar etmeyi veya vatanlarından çıkıb gitmeyi farz kılıb teklif etse idik مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَلٖيلٌ مِنْهُمْ pek azı mustesna olmak üzere bunu yapmazlardı. Fakat şer’i Muhamedîde böyle şedid bir mükellefiyyet yoktur. Bil’akis «لَا تَقْتُلُوٓا اَنْفُسَكُمْ» vardır. Kendilerini ve vatanlarını ve dinlerini müdafaa ve tehlükeden, musıbetten sıyanet emirleri vardır. Binaenaleyh buna teslimi nefs etmemek, ıhlâs ile mü’min olmamak, nefsine ve vatanına zulm etmektir. وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهٖ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ eğer onlar verilen ve verilecek olan va’z-u nasıyhatları yapmış olsalardı her halde kendileri için hayır وَاَشَدَّ تَثْبٖيتًا ve hayırda tesbitlerine pek ziyade sebeb olurdu -biz burada makabli karinesile şu ma’nayı daha muvafık buluyoruz: diyarlarından vatanlarından çıkmak şöyle dursun, onda kuvvetle tesbit ve takrirlerine sebeb olurdu 67. 68. وَاِذًا لَٰاتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّآ اَجْرًا عَظٖيمًا وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقٖيمًا ve bu takdirde tarafımızdan kendilerine muhakkak büyük bir ecir de verirdik. Hem onları şüphesiz bir sıratı müstakıme hidayet ederdik. Çünkü 69. وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ الخ Şu halde: ٧١ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَمٖيعًا ٧٢ وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُصٖيبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَىَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَهٖيدًا ٧٣ وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَنٖى كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظٖيمًا ٧٤ فَلْيُقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ الَّذٖينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتٖيهِ اَجْرًا عَظٖيمًا ٧٥ وَمَالَكُمْ لَاتُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَآءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذٖينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيّاً وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصٖيرًا ٧٦ اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوٓا اَوْلِيَآءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفًا ٧٧ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ قٖيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا اَيْدِيَكُمْ وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَرٖيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَآ اَخَّرْتَنَآ اِلٰٓى اَجَلٍ قَرٖيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلٖيلٌ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَاتُظْلَمُونَ فَتٖيلًا ٧٨ اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِهٖ مِنْ عِنْدِكَ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ فَمَالِ هٰٓؤُلَآءِ الْقَوْمِ لَايَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدٖيثًا ٧٩ مَآ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَآ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا ٨ مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَآ اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفٖيظًا ٨١ وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذٖى تَقُولُ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا ٨٢ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فٖيهِ اخْتِلَافًا كَثٖيرًا ٨٣ وَاِذَا جَآءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهٖ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُولِىالْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذٖينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلٖيلًا ٨٤ فَقَاتِلْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنٖينَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَاْسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَاْسًا وَاَشَدُّ تَنْكٖيلًا ٨٥ مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصٖيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ مُقٖيتًا ٨٦ وَاِذَا حُيّٖيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَآ اَوْ رُدُّوهَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ حَسٖيبًا

Meali Şerifi