Nisâ Sûresi 36. Âyet
Medine · Cüz 5 · Sayfa 84
۞وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـࣰٔاۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنࣰا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالࣰا فَخُورًا ٣٦
Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا الخ birincisi, Allaha ibadet ve ubudiyyet ve ona hiç bir şey şerik koşmayıb ıhlâs ile ibadet etmek: ikincisi: anaya babaya ihsan ile muamele etmek, üçüncüsü: وَبِذِى الْقُرْبٰى akribaya ihsan, dördüncüsü: وَالْيَتَامٰى yetîmlere ihsan, beşincisi: وَالْمَسَاكٖينِ fukaraya ihsan, altıncısı وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبٰى yakın komşuya ihsan ki hanesi yakın olur veya akribadan bulunur. Yedincisi, وَالْجَارِ الْجُنُبِ uzak komşuya ihsan ki ya hanesi uzak olur veya akribadan olmaz veya gayrımüslim bulunur.» -Hadîsi nebevîde varid olmuşdur ki «komşu üçtür. Birisinin üç hakkı vardır; hakkı civar hakkı karabet, hakkı İslâm. İkincisinin iki hakkı vardır; hakkı civar ve hakkı İslâm. Üçüncüsünün bir hakkı vardır; hakkı civar ki bu ehli kitabdan müşrik komşudur.» Sekizincisi,
وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ yanındaki arkadaşa ihsan. Ki taal’lüm, tasarruf sınaat, sefer gibi her hangi bir emri hasende musahabet eden arkadaş ve yoldaş demektir. Bu mefhum zevc ve zevceye dahi şamil olur. Dokuzuncusu وَابْنِ السَّبٖيلِ yoldan gelen müsafire, yahud mutlaka dayfe ihsan. Onuncusu, وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ köle ve cariye el altında bulunanlara ihsan. اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا – «MUHTAL» mütekebbir «FEHUR» öğünen, tefahur eden demektir ki Allah bunları sevmez, hele o bahıl mütekebbirler ki