AyetSûreler

Nisâ Sûresi 147. Âyet

Medine · Cüz 5 · Sayfa 101

مَّا يَفۡعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمۡ إِن شَكَرۡتُمۡ وَءَامَنتُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمࣰا ۝١٤٧

Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْ siz şükr eyler ve iyman ederseniz Allah size azabı ne yapacak?» -Çünkü vaz’ı İlâhîde azabın hikmeti küfr-ü küfrandan tahzir ve şükr-ü iymana sevk içindir. Binaenaleyh şükr-ü iyman hasıl olduktan sonra Allah kullarını ta’zib edib ne yapacak? وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَلٖيمًا Halbuki Allah şâkir ve alîmdir: şâkirdir, ya’ni azacık bir tâate büyük sevab ile mukabele eder, aliîmdir, ya’ni pek büyük bir kadirdandır, şükr-ü iymanınızın kadrini bilir, takdir eder, o halde ıhlâs ile tevbekâr olub ıshalı hal eden ve Allahın dînine sarılıb şükr-ü iyman yolunu tutanların ecr-ü sevabdan mahrum kalmaları nasıl tasavvur olunur? -Demek azab, küfür ve küfranda ısrarın ve vaz’ı İlâhîye muhalefetin bir neticesi ve hikmeti İlâhiyye mes’elesidir. Vaz’ı vücud, rahmeti İlâhiyye içindir, şükr-ü iyman da bunun tarikıdır. Küfr-ü küfran ile Allahdan kaçanlar bu tarıktan sapmağa, bu vaz’ı hakkı bozmağa ve Allah için mücadele etmeğe savaşmış olduklarından dolayı Allahdan ve rahmeti İlâhiyyeden tebaüd etmiş olurlar. Milki İlâhîden huruc mümkin olmadığı için azab da işte bu vaz’ın ve bu tebâudün bir netîcei lâzimesi olur. Bu netice esasen hakk ile bâtıl, hayr ile şer, husn ile kubh beynindeki fark-u temayüze müterettibdir. Bu da Allah tealânın vücubi vücudile şerikinin imtinaı beynindeki nisbeti tekabülün fer’idir. Binaenaleyh küfr-ü küfrandan sonra da olsa şükr-ü iyman ile Allaha takarrüb yolu tutulunca artık azâb için hiç bir sebeb kalmaz. Şâkir ve alîm olan Allah behemehal o şükr-ü iyman yolunu tutub Allaha doğru gidenler de behemehal rahmeti hakka vâsıl olurlar. Şu halde cereyanı hayat yürüyüb dururken «artık ben vazifemi yaptım» deyib de Allaha mağrur olarak şükr-ü iymandan sonra lâübaliliğe, küfr-ü küfrana sapmak caiz olamıyacağı gibi, «ben şimdiye kadar küfr-ü küfran yolunda dolaştım, günahlara müstağrak oldum, ba’dema halâs ihtimali kalmamıştır» diye me’yus olub da henüz fursat elde iken tevbe ve ıslahtan sarfı nazar etmek de caiz değildir. Derhal seyyiattan tevbekâr olub şükr-ü iyman yolunu tutmalıdır. Zira Allah şâkir ve alîmdir.

Şükr-ü iyman ile küfr-ü küfranın hukümlerini takdir sırasında beyenatı sabıkanın mütemmimi ve beyanatı lâhikanın mukaddimesi olmak üzere şu ahlâkı İlâhiyyeyi bilmek ve tevbekâr olanlara mazîden dolayı zemm-ü kadihte bulunmamak ıktiza eder: ١٤٨ لَايُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوٓءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعًا عَلٖيمًا ١٤٩ اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُٓوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَدٖيرًا

Meali Şerifi