Nisâ Sûresi 143. Âyet
Medine · Cüz 5 · Sayfa 101
مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰا ١٤٣
Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 135–147. âyetleri birlikte ele alır.
135. يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا Ey iyman edenler, yalnız kadınlar üzerinde kavvam olmakla kalmayınız, her hususta كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ kavvamîn bil’kıst olunuz, adaletle kaim ve müstakım hâkimler olub adl-ü hakkaniyyeti ikame ediniz شُهَدَآءَ لِلّٰهِ Allah için nümunei imtisal olacak şahidler olunuz, hakka dos doğru şehadet ediniz. وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ velev kendinizin veya ebeveyn ve akribanızın aleyhinde dahi olsa böyle olunuz.» -Ki bunda iki ma’na vardır: birisi; başkasının sizde bir hakkı varsa kendiniz ıkrar ve i’tiraf ediniz ve ananız, babanız ve akribanız aleyhine de olsa hukümden şehadetten kaçınmayınız demektir. Birisi de şahsi salis aleyhine şehadet kendinizin ve taallûkatınızın bir zararını da intac edecek olsa yine dos doğru şehadet ediniz demektir. اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا aleyhine veya lehine şehadet ettiğiniz kimseler zengin olsa da böyle yapınız, fakîr olsa da, ne zengine müdahene etmek, ne de fakîrı gözetmek için şehadetten imtina’ etmeyiniz, istikametten ayrılmayınız. Çünkü فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا ganiyye de fakîre de Allah daha evlâdır. O onları daha iyi gözetir. Binaenaleyh فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُوا hakdan udul ile hevaya uymayınız, keyf-ü arzuya tâbi’ olmayınız yâhud adâlet ediyoruz zu’miyle hevaya uyub fakîrı ganiyye, akribayı yabancıya tercih ederek hakkı ketm veya tahrif etmeyiniz وَاِنْ تَلْوُٓا ve şayed ikamei hakta veya şehadette dillerinizi eğer büğerseniz اَوْ تُعْرِضُوا veya büsbütün i’raz ederseniz فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا Allah her halde hepinizin yaptıklarınıza habîrdir. Hiç biriniz yakanızı kurtaramazsınız.»- «وَاِنْ تَلْوُٓا» Hamze ve ibni Âmir kıraetlerinde «لام» ın zammile ve «واو» ın sükûniyle «تَلُوا» okunur ki evvelkisi «لَوَى يَلْوِى لَيًا» den, bu da «وَلَى يَلِى وَلْيًا وَلَا يَةً» dendir. Bu surette ma’nâ: «Ve eğer şehadete me’mur olur da bihakkın eda eylemez veya edadan i’raz ve imtina’ ederseniz her iki halde Allah yaptıklarınıza habîrdir. Birinde ecrini birinde de cezasını verir» demek olur. İşte Müslimanlar böyle hevaya uymaz, âdil ve müstekım «قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ» hak gû, hakperest, «شُهَدَآءَ لِلّٰهِ» olmalıdır. O halde: 136. يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا Ey imana gelenler اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖٓى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ Allah ve Resulüne, ya’ni Muhammed aleyhisselâma ve Allahın bu Resulüne tenzil buyurduğu: vakıt vakıt, kısım kısım indirmekte olduğu bu kitâba, ya’ni Kur’ana ve bundan evvel inzal buyurduğu cinsi kitâba iyman ediniz. Bunların ba’zısına iyman ettiğiniz gibi hepsine de iyman ediniz. -İbni kesîr, Ebu amr, ibni Âmir kıraetlerinde meçhul sıgasile «نُزِّلَ» ve «اُنْزِلَ» okunur.- Bunlara cidden iyman ediniz. Zira وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ her kim Allaha ve Melâikesine ve kitaplarına ve Peygamberlerine ve Ahıret gününe küfr eder, bunlardan birini inkâr eylerse فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا dalâli baîd ile dalâlete düşmüş, haktan uzaklaşmış, artık yolunu bulamıyacak derecede şaşırmış, maksadı gaib etmiş olur.» - Bununla küfrün biaynihi «وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا» hukmüne mülhak bulunduğu, ya’ni her küfrün şirk demek olduğu vâzıhan gösterilmiştir.
Rivayet olunduğuna göre Ahbari Yehuddan bir cemaat, Resulullaha gelmişler «ya Resulâllah biz sana ve kitâbına ve Musâya ve Tevrâta ve Uzeyre iyman ediyoruz ve bunlardan mâada kitabları ve Peygamberleri tanımıyoruz.» demişlerdi, Resulullah da «hayır, Allaha ve bütün Peygamberlerine ve Muhammede ve kitabı Kur’ana ve ondan evvelki her kitaba iyman ediniz» buyurdu, «yapmayız» dediler, bu âyet nâzil oldu ve hepsi iyman ettiler. Şayânı dikkattir ki iyman fıkrasında Allaha, Resulüne, Resulüne tenzil kılınan kitâba, ondan evvel inzâl kılınmış olan kitâba diye dört şeye iyman tasrîh olunmuştur. Bu da iyman billâh, iyman birresul, iyman bilkütüb diye üç mertebede hulâsa olunabilir. Halbuki küfür fıkrasında küfür billâh, küfür bimelâiketihi, küfür bikütübihi, küfür birusülihi, küfür bilyevmil’âhır diye Melâike ve yevmi Âhıret de zamm olunarak beş şey tasrih olunmuş, hem de Resule diğer Resuller de ilâve olunarak cemi’ sıgasiyle «رُسُلِهِ» buyurulmuştur. Bununla Allah ve Peygambere ve alel’umum kitaplara iyman her halde bütün Peygamberlere ve Melâikeye ve yevmi âhırete iymanı mutazammın bulunduğu gösterilmşi ve bir insanın Allaha ve Peygambere ve kitablara iyman iddia edib de Peygamberlerden birini veya Melâikeyi veya Âhıreti inkâra kalkışması ve bu babda varid olan âyatı te’vile çalışması ihtimali bulunduğundan bunları münkir olanların kâfiri billâh oldukları bilhassa tansıs olunmuştur. Bütün bunlar müşrikler gibi dalâli baîd ile sapmış olanlardır. Şu da muhakkak ki 137. اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا evvelâ iyman etmiş, sonra küfr etmiş, sonra iyman etmiş, sonra yine küfr etmiş ve temamen küfre dalmış olanlar, böyle iymandan küfre, küfürden iymana dönerek nihayet küfürde karar kılmış ve bu suretle küfrü tezyid etmiş olanlar yok mu? لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبٖيلًا hiç bir veçhile Allahın bunları mağfiret etmesine ve doğru yola sevk eylemesine ihtimal yoktur. Ya’ni iyman ederlerse kabul etmez değil, fakat ekseriyyetle bunlar matbuul’kulûb olduklarından haleti nez’a gelmedikce iyman etmezler ve belki o zaman bile etmezler. Ve iyman etmeyince de «لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ» medlûlünce asla mağfiret yüzü görmezler. Tevbenin makbul olabileceği bir zamanda tevbe edib ıhlâs ile iyman etseler, gelecek olan «اِلَّا الَّذٖينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا» istisnası mucebince kabul edilir ve mağfur olabilirlerdi amma etmezler ki... Bunun için 138. بَشِّرِ الْمُنَافِقٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا Münafıklara müjde et ki onlara elîm bir azab muhakkaktır.»- Bu fıkra bu âyetin doğrudan doğru veya dolayisiyle Münafıklara taallukunu ifade eder. Filvaki Münafıklar zahiren iyman ederler sonra gizli gizli küfürler yaparlar, sonra mü’minleri görünce yine «amennâ» derler, sonra Şeytanlarını bulunca biz sizinleyiz derler. Nifak-u fesadda ısrar ederler. Maamafih âyetin zâhiri açıktan açığa iymandan küfre küfürden iymana mükerreren tahavvül gösteren ve nihayet küfürde karar kılan ferdler ve cemaatler hakkındadır ki Münafıklar da bunlara mülhaktır. Ve rivayet olunduğuna göre bunun asıl sebebi nüzulü Yehudîlerdir. Zira Yehudîler evvelâ Hazreti Musâya iyman ettiler, sonra ıcle taptıkları zaman küfrettiler, sonra Hazreti Musâ avdet sonra da Hazreti Muhammed aleyhisselâma küfrile küfürlerini arttırdılar ki âyet bunların bu hallerini tasvir ve böyle olanları da bunlara ilhak eylemiş, Münafıklar da bunlara benzediği ve bunlara dost oldukları için «بَشِّرِ الْمُنَافِقٖينَ» diye inzar mevkıinde tebşir ile tehakküme tabi’ tutulmuşlardır. Demek oluyor ki bu gibi televvünat sade efrad hakkında değil, cemaatler hakkında da sebebi felâkettir. Zira Yehudîlerin âyette tasvir olunan bu halleri ferdleri Isâya ve Hazreti Muhammede küfreden ferdler, ıcle perestiş eden ve ondan evvel iyman eyleyen ferdlerin ayni olmadığı ma’lûmdur. Lâkin bu tahavvül ve televvün o milletin bir hasleti umumiyyesi olmuştur. Binaenaleyh burada bir zamanlar dini islâma hizmet etmiş olub da bil’ahare kâh küfür ve kâh iyman şuraya buraya bocalayarak sonunda küffara istihale etmiş olanların halâs ve selâmet bulmalarına asla ihtimal olmadığı da anlatılmış oluyor. Netekim endelüste irtidad edenlerin hiç biri Dünyalarını kurtaramamışlar, hepsi muzmahill olmuşlardır. Ya’ni;
139. اَلَّذٖينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَآءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ onlar ki Mü’minleri bırakıb kâfirleri dost ittihaz ederler ve onların arkalarından giderler.»- Münafıklar Mü’minlere karşı Yehudîlerle müvalât ediyorlardı, bunlar اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ o kâfirlerin yanında ızzet ve kuvvet mi arıyorlar? Onlara dost olmakla ızzet ve şeref bulacaklarını, galebe edeceklerini mi zannediyorlar? Ne kadar yanılıyorlar فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًا çünkü bütün ızzet Allahındır. Ve ancak ondan alınır, Allahın ızzet vermediği kimseler hiç bir veçhile azîz olamazlar, Allah ise Mü’minleri i’zaz etmiştir «وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهٖ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ». Binaenaleyh kâfirlerin dosluğundan ızzet beklemek ne kadar ma’kûstür.
140. وَقَدْ نَزَّلَ Âsım ve Ya’kub kıraetlerinden maadasında meçhul sıgasiyle «وَقَدْ نَزَّلَ» عَلَيْكُمْ فِى الْكِتَابِ halbuki mukaddema size kitabda Allah size şöyle tenzil buyurmuş, şöyle indirilmiş idi: اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا ki Allahın âyâtını küfredilirken ve istihza olunurken işittiğiniz vakıt فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ o kâfirler ve müstehzilerle beraber oturmayınız حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ tâ ki başka lâkırdıya dalsınlar. O halde onlarla beraber oturmaktan bile sakınmak ve ızzeti iymanı muhafaza etmek lâzım gelirken onlarla müvalât etmek ve onlardan ızzet beklemek nasıl olur?»-
Mekkede müşriklerin ahvaline karşı Peygambere hıtaben «وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذٖينَ يَخُوضُونَ فٖٓى اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فٖى حَدٖيثٍ غَيْرِهٖ» nâzil olmuştu. Medinede de ahbarı Yehud bulundukları meclislerde Kur’andan küfr-ü istihza ile bahs ederler ve Münafıklar da onlarla beraber bulunur dinlerlerdi. Bundan dolayı o âyet mealen tekzir olunmuş ve bu suretle Peygambere hıtabın bütün ümmetine hıtab demek olduğu anlatılmış ve buyurulmuştur ki اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ bu takdirde, ya’ni Allahın âyetlerile küfr-ü istihza edilirken beraberlerinde oturduğunuz surette siz onların, o kâfir müstehzilerin mislisinizdir. O vakıt siz de onlar gibi kâfir olursunuz.»- Bu âyetin zâhirine nazaran âyatullah ile istihza küfr olduğu gibi o sıra mücerred onların yanında oturmak dahi küfr olacağı anlaşılıyor. Maamafih ulemai akaid bunu rıza ile takyid etmişlerdir ki buna karine de sebebi nüzulün Münafıklar hakkında olmasıdır. Fakat rıza, terki i’tiraz demek olduğuna göre sarahaten veya zımnen i’tiraz edilmedikçe küfürden kurtulunmamak lâzım gelir. Kalkıb gitmek de bir i’tiraz demektir. Meğer ki «اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْاٖيمَانِ» olsun. -Oturur onlar gibi olursa ne mi olur? اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقٖينَ وَالْكَافِرٖينَ فٖى جَهَنَّمَ جَمٖيعًا şüphesiz ki Allah Münafıklarla kâfirlerin mecmuunu Cehennemde cem’edecektir. Dünyada âyâtullahı istihza etmekte içtima’ ederler.
141. اَلَّذٖينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ O münafıklar ki sizi gözetir beklerler فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ derken Allah tarafından size bir fütuhat oluverirse قَالُوٓا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ biz sizinle beraber değil mi idik derler, hemen ganimete konmak isterler وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِرٖينَ نَصٖيبٌ ve şayed nasîb kâfirlerin olur, zafer kâfirlere nasîb oluverirse o zaman da onlara قَالُوٓا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ ونَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ biz size üstün gelmedik mi? Ve sizi mü’minlerden sıyanet eylemedik mi? Derler. Onlara minnet edib bir hıssa kapmak isterler.»- Bu kelâm başlıca iki ma’nâya müsaiddir. Birisi «fursat elimizde değil mi idi? Biz de mü’minlerle beraber olub size harb etse idik sizi mağlûb ve perişan etmez mi idik? Halbuki siz daşarıdan uğraşırken biz kal’ayı içinden feth ettik, mü’minlere yardım etmedik. Sizin hısabınıza onlara propaganda yapdık, aldattık kalblerine za’f düşürdük ve nihayet bu sayede siz muzaffer oldunuz. Binaenaleyh bu bizim mevkıimiz sizden yüksektir» demek olur ki ekser müfessirîn bunu tercih etmişlerdir. Diğeri de «siz Müslimanları kuvvetli zannedib Müsliman olacak iken biz sizi men’etmedik mi? Muhammedin işi zaiyfleyecek siz kuvvetleneceksiniz diye sizi iymandan vaz geçirmedik mi? Bakınız işte dediğimiz oldu, bizim re’yimiz size galib çıktı binaenaleyh galebe, asıl bizimdir. Bu zaferin ganimetine sizden ziyade biz lâyıkız» demektir ki ba’zı müfessirîn de bu ma’nâyı ihtiyar etmişlerdir.
فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ Binaenaleyh bu böyle kalmıyacak, yevmi Kıyamette Allah beyninizde hukm edecek, o zaman mü’min ile Münafık temamen seçilecektir. Dünyada zâhir ile hukmolunur zâhirde kelimei şehadeti söyleyib Müsliman görünene Müsliman muamelesi yapılır. Fakat Âhıret için ise böyle değildir. Şunu bilmelidir ki وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرٖينَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ سَبٖيلًا Allah kâfirler için mü’minler üzerine kat’iyyen yol vermez.» -Dünyada ba’zan kâfirler zafer kazansalar, mü’minlere hâkim görünseler bile bu bir yol, bir kanun, bir şeriat değil, muvakkat ve arızî bir imtihan ve istidracdır kalblere nüfuz edecek huccet ve bürhandan mahrum, gelib geçici şeylerdir. «قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ», «شُهَدَآءَ لِلّٰهِ» olan ehli hakk-u adil behemhal onlara galebe eder. Dünyada olmazsa Âhırette galebe eder. Şer’i İlâhîde kanunı hakta mü’min kâfirdne daima azîzdir. Onun altında kalmaz. Ona payimal olmaz, ızzetiyle ölür, ızzeti hakkı çiğnetmez. Ve işte bu hikmete mebindir ki bir mü’minenin kâfire tezvici caiz olmaz, küfrolur. Çünkü onu ona tezvic etmek, mü’min üzerine kâfire yol vermek, o mü’mineyi kâfirin istilâsına terk etmektir. Allah ise «وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرٖينَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ سَبٖيلًا» buyurmuştur.
142. اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ şüphe yok ki Münafıklar Allaha hud’a yapmağa kalkışıyorlar. Kalblerinde küfür saklayıb zâhirde mü’min görünüyorlar ve sanki bununla Allahı aldatmak istiyorlar. وَهُوَ خَادِعُهُمْ halbuki Allah onların hud’alarını kendi başlarına geçirmiştir. (Sûrei Bakarenin başında Münafıkîn âyetlerine bak.). وَاِذَا قَامُوٓا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰى bunlar namaza kalktıkları vakıt tenbel tenbel, istemeye istemeye keselân ile kalkarlar. Çünkü bunlar يُرَآؤُنَ النَّاسَ nasa gösteriş yaparlar وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ ve Allahı hatırlarına getirmezler yad etmezler اِلَّا قَلٖيلًا yad ederlerse pek az ederler ki o da ağızlarındadır. Bunlar bunu yaparken 143. haldedirler. لَآ اِلٰى هٰٓؤُلَآءِ وَلَآ اِلٰى هٰٓؤُلَآءِ ne onlara, ne de onlara, ya’ni ne mü’minlere mal olurlar, ne de kâfirlere, ikisi arasında bocalar dururlar, çünkü bunları Allah şaşırmıştır. وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبٖيلًا Allahın şaşırdığında da artık bir yol bulamazsın. Nerede kaldı ki ona hidayet edebilesin. Şu halde: 144. يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَآءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ Ey mü’minler siz mü’minleri bırakıb da kâfirleri dost ittihaz etmeyiniz اَتُرٖيدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبٖينًا Münafık olduğunuza dair Allah için aleyhinizde açık ve müdafaası gayrı kabil bir huccet ve bürhan vermenizi ister misiniz? Elbette istemezsiniz değil mi? Halbuki mü’minleri bırakıb kâfirlerle müvalât etmek Münafıklığın açık bir bürhanıdır. 145. اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ فِى الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِ Münafıklar hiç şüphe yok ateşin en alt tabakasındadırlar.» -Bunlar kâfirlerin en habisi, en sefili olduklarından yerleri de Cehennemin dibidir. وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصٖيرًا ve artık onları buradan kurtaracak bir yardımcı bir halaskâr bulamazsın 146. اِلَّاالَّذٖينَ تَابُوا ancak nifaktan tevbe edenler وَاَصْلَحُوا tevbe edib ıslâhı hal eyleyenler وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ ıslahı hal edib Allaha tutunanlar beraberdirler. وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًا Allah da mü’minlere muhakkak bir ecri azîm verecektir, binaenaleyh o tevbe edenler de bundan hıssadar olacaklardır.
Ey insanlar, 147. مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْ siz şükr eyler ve iyman ederseniz Allah size azabı ne yapacak?» -Çünkü vaz’ı İlâhîde azabın hikmeti küfr-ü küfrandan tahzir ve şükr-ü iymana sevk içindir. Binaenaleyh şükr-ü iyman hasıl olduktan sonra Allah kullarını ta’zib edib ne yapacak? وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِرًا عَلٖيمًا Halbuki Allah şâkir ve alîmdir: şâkirdir, ya’ni azacık bir tâate büyük sevab ile mukabele eder, aliîmdir, ya’ni pek büyük bir kadirdandır, şükr-ü iymanınızın kadrini bilir, takdir eder, o halde ıhlâs ile tevbekâr olub ıshalı hal eden ve Allahın dînine sarılıb şükr-ü iyman yolunu tutanların ecr-ü sevabdan mahrum kalmaları nasıl tasavvur olunur? -Demek azab, küfür ve küfranda ısrarın ve vaz’ı İlâhîye muhalefetin bir neticesi ve hikmeti İlâhiyye mes’elesidir. Vaz’ı vücud, rahmeti İlâhiyye içindir, şükr-ü iyman da bunun tarikıdır. Küfr-ü küfran ile Allahdan kaçanlar bu tarıktan sapmağa, bu vaz’ı hakkı bozmağa ve Allah için mücadele etmeğe savaşmış olduklarından dolayı Allahdan ve rahmeti İlâhiyyeden tebaüd etmiş olurlar. Milki İlâhîden huruc mümkin olmadığı için azab da işte bu vaz’ın ve bu tebâudün bir netîcei lâzimesi olur. Bu netice esasen hakk ile bâtıl, hayr ile şer, husn ile kubh beynindeki fark-u temayüze müterettibdir. Bu da Allah tealânın vücubi vücudile şerikinin imtinaı beynindeki nisbeti tekabülün fer’idir. Binaenaleyh küfr-ü küfrandan sonra da olsa şükr-ü iyman ile Allaha takarrüb yolu tutulunca artık azâb için hiç bir sebeb kalmaz. Şâkir ve alîm olan Allah behemehal o şükr-ü iyman yolunu tutub Allaha doğru gidenler de behemehal rahmeti hakka vâsıl olurlar. Şu halde cereyanı hayat yürüyüb dururken «artık ben vazifemi yaptım» deyib de Allaha mağrur olarak şükr-ü iymandan sonra lâübaliliğe, küfr-ü küfrana sapmak caiz olamıyacağı gibi, «ben şimdiye kadar küfr-ü küfran yolunda dolaştım, günahlara müstağrak oldum, ba’dema halâs ihtimali kalmamıştır» diye me’yus olub da henüz fursat elde iken tevbe ve ıslahtan sarfı nazar etmek de caiz değildir. Derhal seyyiattan tevbekâr olub şükr-ü iyman yolunu tutmalıdır. Zira Allah şâkir ve alîmdir.
Şükr-ü iyman ile küfr-ü küfranın hukümlerini takdir sırasında beyenatı sabıkanın mütemmimi ve beyanatı lâhikanın mukaddimesi olmak üzere şu ahlâkı İlâhiyyeyi bilmek ve tevbekâr olanlara mazîden dolayı zemm-ü kadihte bulunmamak ıktiza eder: ١٤٨ لَايُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوٓءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعًا عَلٖيمًا ١٤٩ اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُٓوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَدٖيرًا
Meali Şerifi