Neml Sûresi 88. Âyet
Mekke · Cüz 20 · Sayfa 384
وَتَرَى ٱلۡجِبَالَ تَحۡسَبُهَا جَامِدَةࣰ وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِۚ صُنۡعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ أَتۡقَنَ كُلَّ شَيۡءٍۚ إِنَّهُۥ خَبِيرُۢ بِمَا تَفۡعَلُونَ ٨٨
Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَتَرَى الْجِبَالَ bir de sen dağları görür تَحْسَبُهَا جَامِدَةً onları câmid sanırsın وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّالسَّحَابِ halbuki onlar bulut geçer gibi geçer dururlar. - Bu âyet iyi anlaşılmış değildir. Müfessirîn bunu «وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ» mazmunları üzere kıyamet günü dağların yün gibi atılıb yürütülmesi manzarasının bir tasviri telâkkı etmişlerdir. Buna göre bu âyet «وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرٖينَ» cümlesine ma’tuf olarak bu görüş, bu sanış ve bu bulut gibi geçiş hep ileride o feza’ günü olacak. Lâkin bu takdirde «تَحْسَبُهَا جَامِدَةً» cümlesi yakışıksız kalır «وَتَرَى الْجِبَالَ تَمُرُّ مَرَّالسَّحَابِ» denilmek daha muvafık olurdu. Çünkü «o gün dağlar bulut gibi geçecekler de o halde sen onları câmid sanacaksın «denilmek tehdiş değil tahfif oluyor. Şu halde «تَرَى» ile «تَحْسَبُ» bu güne «وَهِىَ تَمُرُّ» O güne âid olmak ihtimali kalır. Ya’ni «bu gün hali hâzırda dağları görürsün câmid sanırsın, halbuki onlar o kıyamet günü bulut geçer gibi geçeceklerdir.» demek olur. Bu surette ise «تَحْسَبُهَا» fazla kalır «وَتَرَى الْجِبَالَ جَامِدَةً» denilmek daha muvafık olurdu. Bunun için müteahhırînden bir takımları «وَهِىَ تَمُرُّ» fı’linin de hâle olması lâzım geleceğine hukmederek bununla Arzın hareketini isbate çalışmışlardır. Buna göre ma’nâ şu oluyor: sen bu gün dağları görür câmid sanırsın, halbuki onlar her gün bulut geçer gibi geçerler. Bu esas ı’tibariyle güzel bir ma’nâdır. Ancak bu geçiş Arzın her gün Şems etrafındaki kütlevî hareketine hamledilince kıyamet ahvali arasında bunun ne sebeble zikredildiği anlaşılamıyor. Bir de bütün bu vecihlerde «جَامِدَةً» yalnız «ثَابِتَةً» demek oluyor. Ve Bunun mürur ile tekabülü anlaşılsa da sehab ile olan tekabülündeki zevk gaib edilmiş oluyor. Bizim kanaatimizce bu âyet, hali hazırın her dem kevn-ü fesadını göstererek kıyamet ve ba’si tesavvur ettirmek için bir nevi’ istidlâl sadedinde sevk olunmuştur. «وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّالسَّحَابِ» dağların haddi zatında seyyal gazlerden mürekkeb olup zerratında bulut tebahhur eder gibi kevn-ü fesad, kimyevî tahavvülât ile her dem halkı cedîd cereyan edip durduğunu ve bu suretle kütlelerinin de yekpare bir hacimde sâbit kalmayıp her lâhza tegayyür ve intişar üzere bulunduğunu ve binaenaleyh âlemin en sâbit görünen şeyleri bile böyle her dem inkılâb ile bir Kıyamette doğru gittiğini ve şu halde günün birinde bir nefh ile o koca dağların yerinden bütün kütleleriyle yürütülüp Arzın başka bir Arza tebdil olunabileceğini anlatıyor. Hem bu gidişin nizamsız bir ıhtilâl ile mücerred tahrib için değil, bulutun rahmete gidişi gibi hikmet-ü intizam ile daha yüksek bir hayata geçirmek için olduğuna işaret de eyliyor. Bu işareti bilhassa tasrih ile de buyuruluyor ki: صُنْعَ اللّٰهِ الَّذٖٓى اَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ her şey itkan eden, ya’ni ılm-ü hikmeti ile yerli yerinde sağlam ve muntazam yapan Allahın sun’u! اِنَّهُ خَبٖيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ Şübhesiz o sizin bütün fiıllerinize habîrdir.