Mü'minûn Sûresi 28. Âyet
Mekke · Cüz 18 · Sayfa 344
فَإِذَا ٱسۡتَوَيۡتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلۡفُلۡكِ فَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٢٨
Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun" de
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 23–30. âyetleri birlikte ele alır.
23. وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ Kasem olsun ki Nuhu kavmine risâletle gönderdik-sûrei A’rafta, sûrei Hûdda ve sûrei Hunta Hazreti Nuhun risaleti ve keyfiyyeti da’veti hakkında daha ba’zı tafsılât vardır. Ba’zı Sûrelirde de daha vecîz bir surette ıhtar ve işaret yapılmıştır ki bunlar aynî bir kıssanın mücerred terarı değil, aynı mevzu’ üzerinden başka başka birer vechin ibraziyle ayrı ayrı faideler zımnında mütenevvi’ bir beyandır. Meselâ burada gemi ni’metinden menşe’ ve faioesi siyakın risalet münakaşasının mühim bir noktasını hall vardır.
Filvaki’ halkından gafil olmıyan Allah, Nuhu kavmine Resûl gönderdi فَقَالَ de-Nuh, o risaletle-dedi ki يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَالَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ ey kavmim, Allaha ıbadet ediniz, size ondan başka hiç bir ilâh yoktur اَفَلَا تَتَّقُونَ artık korunmaz mısınız? -Ya’ni Allahı tanımadığınız ve vahdaniyyetle ıbadet etmediğinizden dolayı başınıza gelecek olan büyük bir günün azâbından kendinizi korumaz mısınız? Zia diğer Sûrelerde geçtiği üzere «اِنّٖىٓ اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ» diye teblig etmiştir 24. فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ bunun üzerine kavminden küfreden mele’ -ya’ni göz dolduran kodamanlar güruhu risaleti inkâr ederek halka karşıd edi ki مَا هٰذَآ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ bu ancak sizin gibi bir beşer يُرٖيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ üzerinize tefaddul etmek istiyor-ya’ni beşerî evsafta sizden hiç bir farkı, fazla bir meziyyeti olmadığı halde Peygamberlik da’vasıyle sizin üzerinize çıkmak, başınıza geçmek istiyor. Bu sözde iki ma’nâ gözetilebilir; birisi, müşarünileyhte alel’ade insanlardan fazla bir meziyyet ve fazılet bulunmadığı iddiasıyle onu adî bir şahıs ve ehliyyetsiz bir muhterıs gibi göstermeğe çalışmak ve bu suretle onu ıgdab etmektedir ki Dünya mansıbı peşinde koşan harîs ve hasud kimselerin ekseriyya ehliyyet ve istihkak erbabına karşı âdetleridir.
İkincisi, risalet da’vasını bütün insaniyyetin fevkına çıkmak gibi fazla bir iddia farzetmek, risaleti beşer cinsinde bulunması mümkin omıyan bir fazılet da’vası halinde göstermektir. Ki Allahı halktan gafil bir tabiat gibi farzeden Muattılanın veya Allahın mücerred ruhanîlerden başkasına tebligatta bulunamıyacağını zanneden Sabienin zuumleridir. Onun için Peygamber denildiği zaman böyleleri onda mâfevkalbeşer bir mahiyyet bulunması, ya’ni beşer cinsinin en fâdıl bir ferdinde bile bulunmıyan sırf lâhutî bir cevher ve hüviyyet bulunması lüzumunu iddia ederler. Hıristiyanların Hazreti Isâda bir cevheri ülûhiyyet bulunduğunu iddiaya kalkışmaları ve hattâ Nesturîlerin, biri lâhutî biri nâsutî iki cevhere kail olmalarına bile razı olmamaları o iddiaya mağlûbiyyetlerinin bir neticesidir. Zamanımızdan bir takım Avrupa muharrirlerinin risaleti Muhammediyyeyi inkâr vadisinde «şübhe yok Hazreti Muhammed, fevkalbeşer bir vücud değil, bunu kendisi de söylüyor «اِنَّمَآ اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ» diyor» demeleri, ya’ni ülûhiyyet da’vasında bulunmadığından dolayı Resulullahın risaletini kabul etmek istememeleri de o zehaba tebe’ıyyetle söylenmiş bir safsatadan başka bir şey değildir. Bu Zummde bulunanlar veya bu suretle safsata yapmak istiyenler bir beşerin risaleti mevzuı bahs olduğu zaman onu bütün insan cinsinin fevkında bir hüviyyeti fâdıle iddiâ ediyoruş gibi tasvir ederler de onun bir ilâh veya bir melek olduğu kabul edilmedikçe Resul olduğu tasdık olunamazmış gibi gösterirler. Sûrei İsrada da geçtiği vechile Resulullaha karşı Kureyş müşriklerinin bir takımı da safsatayı dermiyan etmişlerdi. Buna karşı burada bunun menşe’i galatı Hâlika halkından gafil zannetmek küfrü olduğu ve Nuhtan Isâya kadar bunu söyliye geldikleri ve ılmen kani’ olmak istemiyen bütün o kâfirlerin nihayet sıdkı risâlet karşısında fı’len helâk oldukları anlatılmıştır. Ya’ni Nuhun risaletine karşı kavminin kodaman kâfirleri demişdi ki «bu ne olursa olsun sizin gibi bir beşerden başka bir şey değil, böyle iken beşeriyyetin fevkına çıkmak, insanlıktan daha fâdıl olmak istiyor. Allahın risalet da’vâ ediyor, beşerden Resul mu olur? » Gerçi nazımdan ilk nazarda evvelki ma’nâ daha mütebadir gelir. Fakat maba’dına olan sıyakına dikkat edilince deikinci ma’nâ, ya’ni beşerî risaletin inkârı ma’nâsı daha vâzıh görünür. Zira o kâfirler bunun arkasından istidlâl ediyorlar.
وَلَوْ شَآءَ اللّٰهُ لََانْزَلَ مَلٰٓئِكَةً Ve eğer Allah, dilese idi elbette Melâike indirdi-ya’ni Allah, insanlara Resul göndermek istese idi yerdeki beşerden değil, elbette Semâdan Melâikeyi Resul yapar indirdi de herkes ondan Allahın tebliğatını kendi alırdı. Buna «elbette» demeleri iki noktai nazarlardır. Bir kerre zu’mı bâtıllarında Allahın beşerden birine tebliğat yapıp risalet ihsan etmesini mümkin görmüyorlar. Allah, doğrudan doğru cisimlilere te’sir icra edemez farzeyliyorlar. Halbuki bu suretle istidlâlda bir musadere alel’matlûb fesadı vardır. Ya’ni delil, da’vanın aynidir. Bir de tabiat ve vücub noktai nazarına tutunarak demiş oluyorlar ki eğer ba’zı ferdlere Melâikeyi indirmiş ise her ferde indirmesi lâzım gelirdi, çünkü tabiat küllîdir. Bu zuum da Allahın faıli muhtar olduğunu inkârdır.
Sûrei İbrahimde geçtiği üzere bu gibilere karşı Peygamberler «اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهٖ» diye cevab vermişlerdi. Ki burada da «وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلٖينَ» esâsiyle o zuum kökünden reddedilmiş ve netekim sûrei «En’âm»da «اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ» buyurulmuştur. Lâkin Allahın ılm-ü iradesini bilmiyen ve kafaları tabiat, âdet ve taklid ıttıradlariyle dolmuş olan o kâfirler dediler ki مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فٖٓى اٰبَآئِنَا الْاَوَّلٖينَ biz evvelki atalarımızda bunu işitmedik-ya’ni Nuhun dediğini, Allahdan başka ilâh yoktur kelâmını işitmemişler, yâhud ba’zılarının kavlince Nuh gibi risalet da’vâ eden işitmemişler, cehaletleri o kadar uzamış ki Peygamber cinsini duymamışlar. Maamafih bizce bunun Melâike inzaline işaret olması da muhtemildir ki Melâike indirildiğini hiç işitmedik demiş olurlar. Ve bu ma’nâ, talîlerinin butlânını anlatmış olmak ı’tibariyle ahenge nazma daha mülâyim gelir.
İşte o kâfirler; beşerin risaletini böyle inkâr ederek ulül’azimden bir Resul olan Nuhu hiç bir fazıleti hâiz olmıyan alel’âde bir harîs müddeî gibi göstermekle kalmayıp daha ileri gittiler de halka karşı dediler ki 25. اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهٖ جِنَّةٌ o, başka bir şey değil, ancak kendisinde bir nevi’ cinnet var bir adam - ya’ni acîb bir deli veya Cin tutmuş فَتَرَبَّصُوا بِهٖ حَتّٰى حٖينٍ binaenaleyh onu bir zamana kadar gözetiniz - bakalım belki açılır. Nihayet bunlara karşı Nuh, ne dedi bakınız; 26. قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖى بِمَا كَذَّبُونِ rabbım! dedi, beni tekzib etmelerine mukabil bana nusrat et - o nasıhat dinlemiyen, ılmî, kavlî cevablarla yola gelmek ihtimali olmıyan o kâfirlere karşı fı’len muzafferiyyetle sıdkının tahakkuk ettirilmesini rabbından duâ etti ki bu duâ, Allahı halkından gafil zanneden o kâfirlerin helâki demekti, anlamalı ki bir Peygamberin kavmi aleyhindeki duası ne müdhiş şey ve Allah tealâ nasıl bir karibi mücibdir.
27. فَاَوْحَيْنَآ اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا الخ Bunun üzerine ona hemen şöyle vahyettik: ٣١ ثُمَّ اَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ ٣٢ فَاَرْسَلْنَا فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَالَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٣ وَقَالَ الْمَلَُا مِنْ قَوْمِهِ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَآءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مَا هٰذَآ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَاْكُلُ مِمَّا تَاْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٤ وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٣٥ اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ ٣٦ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ ٣٧ اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثٖينَ ٣٨ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنٖينَ ٣٩ قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖى بِمَا كَذَّبوُنِ ٤ قَالَ عَمَّا قَلٖيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمٖينَ ٤١ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَآءً فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
Meali Şerifi