Mü'minûn Sûresi 14. Âyet
Mekke · Cüz 18 · Sayfa 342
ثُمَّ خَلَقۡنَا ٱلنُّطۡفَةَ عَلَقَةࣰ فَخَلَقۡنَا ٱلۡعَلَقَةَ مُضۡغَةࣰ فَخَلَقۡنَا ٱلۡمُضۡغَةَ عِظَٰمࣰا فَكَسَوۡنَا ٱلۡعِظَٰمَ لَحۡمࣰا ثُمَّ أَنشَأۡنَٰهُ خَلۡقًا ءَاخَرَۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحۡسَنُ ٱلۡخَٰلِقِينَ ١٤
Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً Sonra nutfeyi aleka halkettik-rahime iliştirip telkıyh yaptırarak tutturup pıhtı kan gibi bir tutuk haline tahviyl ettik. ALEKA, esasen ılûk ve teallûk gibi ilişmek ve yapışıp tutmak ma’nâsından mehuz olarak ilişken, yapışkan şey demektir. Donuk pıhtı kana da ıtlak edilir. (Kamus) Müfessirler, umumiyyetle (Demi camid) diye tefsir etmişler ise de asıl murad rahimde telkıhin vukuıyle husule gelen alûktur (sûrei Hacce bak)
4 - فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً Arkasından alekayı mudga yarattık-bir çiğnem et parçası haline tahviyl ettik.
5- فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا Arkasından mudgayi ızam yarattık-ya’ni bir çiğnem et parçasından bir takım kemikler yarattık, ki bunlar hikmetin muktezası üzere bedenin çatısını teşkil eden direkleridir. Ne lâtif hikmettir ki yumurtanın kabuğu tavuğun karnında iken yumuşak olup dışarı çıkınca sertleştiği gibi kemikler de rahimde iken yumuşak ve çocuk doğduktan sonra tesallüb eder bir hılkatle yaratılmışlardır.
6- فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا Arkasından o kemiklere bir et giydirdik-bütün o kemikler her birine münasib birer et ile donatılarak hey’eti mecmuası zarif bir et kisvesile giydirilip kuşatıldı. 7- ثُمَّ اَنْشَاْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَ Sonra onu bambaşka bir halk olarak inşa eyledik-ya’ni cehaziyle, ruhiyle, kuvasile, endamiyle ona öyle bir hılkat neş’eti verildi ki hiç bir mahlûka benzemez bambaşka bir halk «اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ» de dilber bir insan oldu. فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقٖينَ İmdi yaratanların en güzeli Allah, çok büyük, çok yüksek-ya’ni bütün feyz-u bereketin esası onda, her şey’in hâlikı o, onun halkından sonra vücude gelen mebadi ve esbabın her biri bir hâlık addedilse ve bu suretle bir çok hâlıklar farz olunsa Allah, bütün o hâlıkların en güzeli, en güzel yaratanıdır. Her hılkatin, her ıstıfanın, her tekâmülün, her hüsnün ilk icadı, ilk nümunesi ancak onun ibdaı ve diğerlerindeki fâıliyyetin bütün künhü onundur. Mevcud olmıyan tabiatleri vücude getiren, vücude gelen tabiatleri dilediği gibi tahvil edip değiştirerek en güzel neş’etler için kıvamına koyan, camid bir çamurdan namî bir sülâle çıkaran, hakîr bir sülâleden bervechi balâ dilber bir insan yaratan o Allah, öyle yüksek ki ne kadar hâlık farzedilse öyle güzel, öyle güzel yaratan tasvvur olunamaz.
Zehî zatın nihân-ü ol nihandan musivâ peydâ
Biharı sun’ına emvâc peyda ka’r nâpeydâ
Bülend-ü pesti âlem şâhidi feyz-ı vücudundur
Değil bihûde olmak yoğiken arz-u sema peydâ
Meali hikmetin ızharı kudret kılmağa etmiş Gubarı tireden âyînei kiti nüma peydâ Demadem âks alır mir’ati âlem kahr-u lûtfundân
Anınçin geh kûduret zâhir eyler geh safa peydâ
Gehi toprağa eyler hikmetin bin mehlika penhan
Gehi sun’un kılar topraktan bin mehlika peyda
Cihan ehline tâ esrarı ılmin kalmıya mahfi
Kılıbdır hikmetin küffar içinde enbiya peyda
İnsanlar böyle bambaşka bir neş’ette. en güzel bir kıvam ile yaratılmış olduklarından dolayı kendilerini her murada irmiş, felâh ihtiyacaından müstağni olmuş zannetmemelidir. Ey insanlar:
8-