Müddessir Sûresi 39. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 576
إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ ٣٩
Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِلَّآ اَصْحَابَ الْيَمٖينِ ancak ashabı yemîn müstesna - ki bunlar yalnız kendi kesiblerine merhûn kalmıyarak takdiri ezelîde Allah tealânın mahza fadl-ü kereminden nasîbleri, kısmetleri ziyade takdir edilmiş olan bahtiyarlardır. Çünkü adl-ü hakîm olan Allah tealâ herkese kesbiyle mütenasib bir ecir verir, kimsenin hakkını zayi’ etmez. Hukuk noktainazarından hepsini müsavî yaratmış, kesbine bağlamış olmakla beraber lâyüs’elü ammâ yef’al olduğu için mahza fadl ü lütuf noktainazarından hepsinin mukadderatını ve mazheriyyetini müsavî kılmamış, kimine az, kimine çok vermiş, kimini de fazla fadlından mahrum kılarak yalnız kesbine birakmıştır. İnsanları sair hayvanattan, mümtaz olarak yaratması bir kesb işi değil, mahzı fadl olduğu gibi insanları da muhtelif meratibde yaratması Enbiya ve Evliyayı yüksek mazheriyyetlerle mümtaz kılması ve Enbiyanın ba’zısını ba’zısına tafdîl buyurması, mazheriyyeti Muhammediyyeyi hepsinden üstün kılması da bu kabîldendir. Bu suretle meratibi âliyenin bir çoğu kesbile istihsal edilemez, bu ise «لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعٰى» mazmununa münafî düşmez. Zira kesb-ü sa’yinden başkası insanın kendi hakkı değil, mahzı fadıldır. Maamafih istisna, muttasıl olduğuna göre ashabı yemîn onun da bir istisnası sayılmak lazım gelir. Şu halde burada ashabı yemîn, Sûrei Vakıada geçen ashabı yemînden ehass, sabikun gibi mümtaz bir ma’nada demektir. Bunun tefsirinde melâike, muhlıs mü’minler, etfali müslimîn, mîsakı fıtrette sağ tarafta vaki’’ olanlar, ya’ni «هٰٓؤُلٰآءِ خَلَقْتُهُمْ لِلْجَنَّةِ وَلَآ اُبَالِى وَ هٰٓؤُلٰآءِ خَلَقْتُهُمْ لِلنَّارِ وَلَآ اُبَالِى» şunları Cennet için yarattım ehemmiyyet vermem, şunları da Cehennem için yarattım yine ehemmiyyet vermem» hadîsi kudsîsinde Cennet için yaratılmış olanlardır, diye muhtelif rivayetler vârid olmuştur. Etfali müslimîn rivayeti Hazreti Alîden deniliyor. Bunlar kesibleri olmadan atalarının maıyyetinde Cennete girecekleri cihetle istisna edilmiş oluyorlar. Bu rivayet de gösteriyorki bu istisna ehli kesb içinde Cennete girecek yok demek değil, lâkin bir takımlarının kesiblerine bağlı olmadan veya kesblerinin degerinden fazla olarak mahzı fadl ile müstesna surette Cennete gireceklerini anlatmış oluyor. Gerçi bundan Cennete girmek mahzı fadl olduğunu iş’ar eden bir ma’na varsa da bu ma’na «لَهَا مَا كَسَبَتْ» düsturunu ibtal değildir. Kesibde husni amele muvaffakkıyyet dahi esas i’tibariyle Allah tealânın bir fadl-ü tevfîkı olmasına nazaran hepsini de fadli ilâhîye nisbet doğru olmakla beraber burada maksad kesbin ehemmiyyetini iskat etmek degil «اِنَّ الَّذٖينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓى» mantukunca kaderleri yaver olan ve kesb ile irilemiyecek mertebeler kendilerine mahzı lûtf olarak verilmiş bulunan güzîde havass istisna edilmek şartiyle umumun felâh ve felâketi kesbi ne merbut bulunduğunu beyan ile kesbin kıymetini iş’ardır. İnzarın, tezkirin asıl fâidesi de budur. Binaenaleyh burada yemîn iki ma’nâ ile mülâhaza olunabilir:
BİRİNCİSİ, kaderde sağ tarafta vaki’’ olmuş, hiç kesibleri olmadan kaderleri yaver kılınmış kimseler
demektir. Meselâ Peygamberin nübüvvet risaleti «اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ» âyetinden de anlaşıldığı üzere kesbinin hiç dahli olmayan bir mevhibe, bir rahmeti ilâhiyyedir.
İKİNCİSİ, yemîn, ahd ve mîsak ma’nasına olmasıdır. Çünkü mîsakı fitrî ile ahdi ilâhîye dâhil olmuş ve
yemînlerine sadık kalmış kimseler kesblerinden mes’ul ve müstefid olmakla beraber netice i’tibariyle yalnız kesiblerine bağlı olmayıp kesiblerinden çok fazla ni’met ve saadetlere irerlerki bunun misali bir ferdin tek başına çalışmasiyle içtima’î bir mukaveleye merbut olarak cem’iyyet halinde çalışması arasındaki farktır. Zira cem’iyyetle yaşıyanlar yalnız kendi kesiblerinden değil, cem’ıyyetlerinin kıymetine ve mukavelelerindeki sadakatlerine göre yekdiğerinin müşterek ve mütekabil mesa’isinden yüksek bir surette istifade ederler. Dağınık kesiblerin zahmeti çok, verimi az olduğu halde bir yemîn ve mîsaka bağlanarak muhtelif kesiblerini sadakatle birleştirmiş ve amellerinin tevzi’ ve iştîrâk noktalarına hep bir ruh ile sarılarak cemaatle yürümüş olanlar her biri kendi kesbinden müstefid olmakla beraber yekdiğerin kesiblerinden de mütezayid bir surette nasîb alırlar. Ve işte Allaha ve Resulüne ve Âhıret gününe iyman edip de Sekarden korunarak hak yolunda ruhlarını ve mesa’ilerini tevhid etmiş olan ve aynî kıbleye müteveccih olarak yürüyen halıs iyman sahibleri kendi kesiblerine bağlanmakla kalmayıp fadli ilâhîden müstesna bir surette nasîb alan ashabı yemîndirler. Soldakiler, çalışmıyanlar, yâhud tek başına çalışan, kendi keyfine oğraşan yemînsizler kendi kesibleriyle boğuşurken bu ashabı yemîn