Mücâdele Sûresi 7. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 543
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ مَا يَكُونُ مِن نَّجۡوَىٰ ثَلَٰثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمۡ وَلَا خَمۡسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمۡ وَلَآ أَدۡنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمۡ أَيۡنَ مَا كَانُواْۖ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواْ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ٧
Göklerde ve yerde olanları, Allah’ın bildiğini görmüyor musunuz? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ – Allah tealânın her şey’e şâhid olduğuna istişhaddır. «اَلَمْ تَرَ» de rü’yet, şehudi âyâttan müstenbat ılim mânasınadır. Ya’ni görüp temaşa ettiğiniz Göklerin ve yerin melekûtundan tedbir ve idaresinden onlarda gerek temekkün ve gerek cüz’iyyet suretiyle olsun her ne varsa Allahın hepsini biliyor olduğuna sen kalbinle şehadet etmez misin? Ey muhatab. مَايَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ herhangi bir üçün necvası olmazki mutlak onların dörtleyicileri o olmasın, ya’ni herhalde onların beraberlerinde bulunur, onları dörtler - NECVÂ, Surei, enbiyada geçdiği üzere sir söyleşmek, gizli konuşma, Türkçesi, Kamus müterciminin ifadesi vechile fisildi, daha açıkcası fısıldı demektir. Yüksek tepe mânasına «نَجْوَة» den yâhud kurtuluş ma’nasına necattan me’huzdur. Sir konuşmak istiyenler, herkesin çıkamıyacağı yüksek yerlere çekilmek yâhud etrafın işitmesinden kurtulmak istemeleri mülâhazasiyle tesmiye edilmiş olduğunu söyliyenler vardır. (Âlûsî). Arabcada üçten ona kadar Rabi’ hamsi gibi fail veznindeki sayı isimleri iki vecih ile isti’mâl olunur. Birisinde üçüncü, dördüncü, beşinci ilh... Mânasına a’dadı rutbiyye dediğimiz ismi aded olur. Bu surette mensub olduğu adedin biri veya sonuncusu demek olup kendi mertebesinden adede muzaf olur. Meselâ salisüselâse, rabiüerbaa, üçün biri yâhud üçüncü mertebede bulunanı, dördün biri veya dördüncü mertebede bulunanı mânasını ifade eder. Diğerinde ise ismi fail olup müştakk olduğu adedden bir eksiğine muzaf olur. Meselâ salis, üçliyen, rabi’, dörtliyen, hamsi, beşliyen, sadis altılıyan ilh... Demek olup salisü isneyn, rabiü selâse, hamisü erbaa, sâdisü hamse diye kullanılır. Burada rabi’ üçe muzaf olduğu için ikinci mânadadır. Yâni dörtliyen veya dörtleyici demektir. Sadis de bunun gibidir. وَلَا خَمْسَةٍ ne de bir beşin - necvası olmazki اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ mutlak o altılayıcıları olmasın وَلَآ اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ ve gerek ondan daha azın - ya’ni zikrolunan üç veya beşten azki iki veya dört, çünkü ikiden aşağı müşavere, müzakere, konuşma olmaz. وَلَآ اَكْثَرَ gerekse daha çoğun - ki altı veya daha ziyadenin necvası olmaz ki اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ mutlak o beraberlerinde olmasın - ya’ni hepsinin beraberindedir. اَيْنَ مَاكَانُوا her nerede olurlarsa olsunlar - beraberlerindedir. Görülüyorki burada evvelâ üçten başlanmış, sonra beşe geçilmiş, ikisinde de tek adedler tasrih edilmiş, sonra da daha az veya daha çoğu icmal olunmuştur. Bunun bir hayli nükteleri vardır. Evvelâ sebebi nüzulüne işarettir. Zira rivayet olunuyorki Rabîa İbni Amr ile biraderi Habîb İbni Amr, bir de Safvan İbni Ümeyye üçü bir gün tenhaca konuşuyorlarmış, birisi Allah bizim söylediklerimizi bilirmi dersin? demiş, biri de ba’zısını bilir ba’zısını bilmez demiş, üçüncüsü de ba’zısını bilirse hepsini bilir demiş, bu âyetin nüzulüne sebeb bunlar olmuştur. Saniyen Surenin başında geçen mücadile kadın Peygamberle konuşurken yanlarında Hazreti Aişe de bulunduğu için üç kişi bulunuyorlardı. Salisen gizli konuşmak ekseriyya müşavere için olur. Müşavere iki kişi beyninde de olabilirse de ıhtilaf edildiği taktirde bir tarafın ziyade ile tercih olunabilmesi için müzakerenin üç, beş, yedi, dokuz gibi tek adedle yapılması evlâ olacağına işarettir. Hazreti Ömerin vefatı sırasında şurayı altı kişi yapması aşerei mübeşşereden olan o altı zatın müteayyin olmasından dolayıdır. Netekim Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem sizden razı olarak irtihal buyurdu demiştir. Bununla beraber mahdumu Abdullahın hilâfetten hissası olmamak üzere icabında terciha medar olmak üzere beraberlerinde huzurunu şart ederek yine tek adede riayet eylemiştir. Rabian, böyle gizli konuşacak, encümenlerin komitaların ekseriya üç nihayet beş kişiden ibaret olması adetine işarettir. Maamafih daha aşağı, daha yukarı gizli cem’iyetler de olabileceğinden «وَلَآ اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَآ اَكْثَرَ» ile hepsi derc edilmiştir. ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ sonra bütün bunların yaptıkları amelleri Kıyamet günü kendilerine haber verecek - amelleriyle onları terzil ve ta’zib eyliyecek اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ öyleya Allah her şey’e alîm.