Mâide Sûresi 85. Âyet
Medine · Cüz 7 · Sayfa 122
فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُواْ جَنَّـٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٨٥
Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükafatı budur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا Allah da onlara ı’tikad ve ıhlas ile söyledikleri bu sözleri sebebiyle altlarından ırmakla akan Cennetleri sevab ve mükâfat olarak bahşetmiştir, orada muhalled kalacaklardır. وَذٰلِكَ جَزَآءُ الْمُحْسِنٖينَ muhsinlerin ya’ni husni nazar, husni niyyet ve husni amel sahiblerini, ta’biri aharle yaptıkları işi en güzel suretle yapmayı ı’tiyad edenlerin cezası da budur.
Rivayet olunuyor ki bu dört âyet Necâşî ve Eshâbı hakkında nâzil olmuştur. Muhâcirîni evvelînin Habeşistana hicret ettikleri zaman Mekke müşrikleri akralarından bir hey’et göndermiş ve Necaşîyi aleyhlerinde tahrik-ü teşvık ederek onları tazyık ve perişan ettirmek istemişlerdi. Bunun üzerine Necâşî ileri gelen kıssisîn ve rühban ile bir meclis akdetmiş ve müslimanlarla müşrikleri de oraya da’vet eylemiş idi. Bu mecliste içtima’ ettikleri zaman Necaşî müslimanlara hıtaben «kitâbınızda Hazreti Meryemin zikri var mıdır?» diye sormuş Ca’fer ibni Ebi Talib Hazretleri de «evet onun namına mensub bir sûre vardır» demiş «ذٰلِكَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ» âyetine kadar sûrei Meryemi arkasından «وَهَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ مُوسٰى» ya kadar sûrei «طٰهٰ» yı kıraet etmiş ve binaenaleyh Necâşî ağlamış idi. Bil’ahare Necâşî Medînede Resulullaha yetmiş kişilik bir hey’et göndermiş, Resulullah da onlara sûrei «يٰسٓ» i kıraet buyurmuş, kezalik bunlar da ağlamışlar ve iyman etmişlerdi. Bu âyetlerde bunların hallerini tasvir ederek nâzil olmuştur. Ilh... Bunun için ba’zı müfessirîn bu âyetlerin hukmü bunlara ve şiddeti adavet kazıyesinin de zamanı risalette bulunan Medîne Yehudîlerine mahsus olduğuna kail olmuşlardır. Fakat âyetin zahiri amm olduğundan ekseri müfessirîn her iki kavmin cins cinse mukayeselerini natık bulunduğunu beyan etmişlerdir. Fil’vakı’ Abdullah ibni Selâm ve emsali gibi, Yehudîlerden dahi bu suretle iymana gelenler bulunmuş ise de bunlar nâdir, Nesârâdan iymana gelenler ise evvel-ü âhır çok bulunduğundan her halde kabiliyyeti iymanın ve kurbi meveddetin Nesârâda daha ziyade olduğu gösterilmiştir.
Muhsinler böyle, bunlara mukabil