Mâide Sûresi 75. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 120
مَّا ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَ إِلَّا رَسُولࣱ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةࣱۖ كَانَا يَأۡكُلَانِ ٱلطَّعَامَۗ ٱنظُرۡ كَيۡفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ ثُمَّ ٱنظُرۡ أَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ ٧٥
Meryem’in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 75–76. âyetleri birlikte ele alır.
Yukarıki âyetteki istidlâller «şerik ve nazari bulunan ilâh olamaz, kabili fena olan ilâh olamaz, muhtac olan ilâh olamaz» diye birer kübraya merbut bulunuyordu ki bu kübralar «ilâhı hak» mefhumunun kendisinde münderic ve kazayayı riyazıyye gibi mücerred bir tahlil ile ma’lûm, kazayayı tahliliyyei evveliyyeden oldukları için tayyedilmişlerdi ve gösterildiği veçhile takriri mantıkîsinin hulâsaları şu oluyordu:
1- Mesîh ve anası şerik ve nazıri bulunan zevattırlar «صُغْرَى» belli ki şerik ve nazıri bulunanlar ilâh olamazlar «كُبْرَى» binaenaleyh ne Mesîh ne anası ilâh olamazlar.
2- Mesîh ve anası emsalleri delâletile kabili fenadırlar. Belli ki kabili fena olanlar ilâh olamazlar. Binaenaleyh ne Mesîh, ne anası ilâh olamazlar. 3- Mesîh ve anası yemek yer birer muhtac idiler. Belli ki muhtac olan ilâh olamaz. Binaenaleyh ne Mesîh ne anası ilâh olamazlar.
İşte bu âyet evvel emirde ma’budun en bariz bir hâssasını göstererek «âciz olan ma’bud olamaz» diye bir kazıyyei külliyye ile o üç kübraya sarahaten bir tenbih yapmış ve onların bedahetini idrak edemiyecek olanlara daha umumî ve daha celî bir kübra ile beyanı hakıkat edivermiştir. Ya’ni şerik-ü nazıri bulunan her hangi bir şey onun hısasına malik olamıyacağından haddi zatında bir âcizdir. Kezalik kabili fena olan haddi zatında bir âcizdir, muhtac olan haddi zatında bir âcizdir. Âciz olan ise ma’bud olamaz, çünkü ma’bud hiç bir veçhile acz-ü noksanı mümkin ve mutesavver olmıyan kadiri kül ve ekberi mutlak demektir. Bir de «yemek yerlerdi» buyurulmasına karşı Sabiîler, ve Putperestler tarafından o halde yemek içmek ihtiyacı bulunmıyan Melâikeye ve heyakili camideye tapmak ma’kul olacaktır diye bir tevehhüm dermiyan edilebilir. Bu cihetle de bu âyet bu tevehhüm ve mügalatının da kökünü kesmek için mes’elenin acz-ü kudret, menfaat-ü mazarrat mes’elesi olduğunu ve bu ma’nanın esas itibarile hepsinde müsavi bulunduğunu anlatmış ve bununla beraber Sabiîliğin ve evsana perestişin daha mâdun bir mahiyyette olduğun da ifham ederek onlara ta’rız ve Nesârâya inzar ile demiştir ki «ey Nesârâ siz -Sabiîler ve Putperestler gibi- Allahı bırakıb da ona karşı size ne zarar, ne menfaat hiç bir şey yapmayacak olan âcizlere ma’bud der ıbadet mi edersiniz? Halbuki Allah size her menfaat-ü mazarratı yapmağa kadir olduğu gibi semî-u alîmdir de, gizli açık her sözü işitir, zâhirdeki fiiller şöyle dursun kalblerdeki ı’tikadları, niyyetleri bile bilir, Bu kudreti baliğa karşısında şirk etmenin, o âcizlere ma’bud demenin, ıbadet etmenin ne büyük küfran ne kadar tehlükeli olduğunu düşünmez misiniz?. İşte sizin Mesîha ilâh ve ma’bud demenizin bundan hiç farkı yoktur. Çünkü Mesîh her ne mazarrat, her ne menfaat yapabilirse kendi zâtinden malik olarak değil, Allahın ihsan ve temlikiyle yapabilir. Sonra ne Allahın verebileceği belâyâ ve masâib kadar zarara ne de Allahın ihsan edebileceği sıhhat ve vüs’at, hayr-ü saadet kadar menfaate hiç bir zaman malik olamaz. Çünkü Allah ganiy bizzat, kadir bizzattır. Mesîh ise fakır bizzat, âciz bizzattır. Her neye malik ise hepsi Allahtan ve Allahındır. Allahın karşısında Mesîh bir lokmaya muhtac âcizi mutlak, Mesîhin karşısında Allah her şey’i veren kadiri mutlak. Allahın bütün kemali kendinden, Mesîhin ise nesi varsa Allahdan. Bu böyle iken Allahın kemalini Mesîha, Mesîhin aczini Allaha isnad edib de Allah yerine Mesîha ıbadet etmek ne cür’et, ne cehalet, ne idrâksizliktir?!.. Ne kadar zıddına bir tağyiri hak, ne büyük bir ifk-ü hamakattır?!... ٧٧ قُلْ يَآ اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فٖى دٖينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَثٖيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَآءِ السَّبٖيلِ ٧٨ لُعِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ بَنٖىٓ اِسْرَٓائٖيلَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُدَ وَعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ ٧٩ كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ٨ تَرٰى كَثٖيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِى الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ ٨١ وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِىِّ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَآءَ وَلٰكِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Meali Şerifi