Mâide Sûresi 60. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 118
قُلۡ هَلۡ أُنَبِّئُكُم بِشَرࣲّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِۚ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيۡهِ وَجَعَلَ مِنۡهُمُ ٱلۡقِرَدَةَ وَٱلۡخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّـٰغُوتَۚ أُوْلَـٰٓئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ ٦٠
De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِ – NEBE’, haberi mühim demektir. Buradaki «ذٰلِكَ» ismi işaretinin müşarünileyhi hakkında ve şerriyet hususunda söz edilmiştir. Bir rivayete göre Yehudîlerden bir kısmı gelmişler. Resulullaha dinini sormuşlar, Resulullah «اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَآ اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ» diye cevab vermiş. Isâyı işittikleri zaman «biz sizin dininizden daha şerir din bilmiyoruz» demişler, bu âyet bunun üzerine nâzil olmuş. Binaenaleyh bunlar dine şer ta’bir ettiklerinden dolayı «sizin şer dediğinizden daha şerrini size haber vereyim ki o sizin din namını verdiğiniz kendi halinizdir» ma’nâsına mücarat tarıkıle şer ta’bir olunmuş ve «ذٰلِكَ» de ta’yib edilen dine işarettir denilmiş ise de biz bu sebebi nüzule i’tiraz etmemekle berâber şu ma’nâyı daha zahir buluyoruz: Ya Muhammed, o Ehli kitâba şöyle de: Daha fenasını kemali ehemmiyyetle haber vereyim mi? İşte مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ Allahın lâ’netlediği -«فَبِمَا نَقْضِهِمْ مٖيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ» bakv e üzerine gazab ettiği وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ ve kendilerinden maymunlar ve hınzirler yaptığı
وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ ve bir de Taguta tapan -Tagota kulluk eden kimseler اُولٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَآءِ السَّبٖي işte bunlar mevkı’ce daha fena ve tarıkı müstakımden daha ziyade sapmış kimselerdir.». Kırede ve hanazir yapılanların ya’ni sureten ve ma’nen mesh denilen bu hale getirilenlerin Ashabı sebt olduğu, bunların gençleri maymun, ıhtiyarları da hınzir kılığına konulmuş bulunduğu zikr ediliyor ki ümemi salifede ve ezcümle Beni İsrailde böyle mesihler ma’ruftur. Nesârâda da mâidei Isâ ashabı hakkında mesih mervidir. Bunun için ba’zı müfessırîn kırede ashabı sebt, hanazir mâidei Isâ ashabıdır demişlerdir ki sûrei «بقره» de Eshabı sebt hakkında yalnız «كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئٖينَ» buyurulduğuna nazaran bu daha muvafık olsa gerektir. İnsanlın böyle hayvan haline konulmasına mesih ta’bir olunur ki ya yalnız ma’nevî ve yahud hem surî ve hem ma’nevî olmak üzere iki türlüdür. Meshi ma’nenî; sefaleti ahlâkıyye intac eden tahavvül, meshi surî ve ma’nevî de sefaleti ahlâkıyye ile beraber sefaleti hayatiyeyi intac ede tahavvüldür ki buna meshi hakikî dahi ta’bir olunur. Memsuh olanlar da tenasül olmaz, binaenaleyh maymun ve hınzir tenasülü yapar bir nevi’ oldular demek değil, sefaleti külliyye içinde ınkıraz ve akamete mahkûm oldular demektir. Maamafih insanın maymundan jenerasyon tarikile tekâmül ettiğini iddia edenlerin yine insanın da jenerasyon tarikile maymuna inkılâb edeceğini bir kanun gibi mülâhaza etmeleri ıktiza eder. Ve bu âyet bunlara da bir cevab ve inzarı tazammun eyler. Âyette lâ’netten gadaba, gadabdan mesha, mesihten ubudiyyeti Taguta doğru giden silsilei beyan gösteriyor ki bunların hey’eti mecmuası değil her biri bir şerdir. Ve bunlar içinde ednası lâ’net, aksası Taguta ubudiyyettir. Demek ki Taguta ubudiyyet bunların cümlesini istilzam eden bir mebdei şerdir. Bunlar evvelâ mel’un olur, rahmeti ilâhiyyeden teb’id edilir, saniyen tebıd ile kalmaz gazabı ilâhî başlarına çöker, alâm-ü masaib içinde kıvranırlar. Salisen maymun gibi bir insan mukallidi, kararsız, mütelevvin, sahtekâr, bir bakışa zeki: insanın her yaptığını derhal taklid eder, fakat hakikatte ne yaptığını bilmez, taklid derdile her felâkete atılır, sevk edilir. Gayet çirkin, suratsız bir masharalık timsali veya hınzir gibi canavar, boynu bükülmez, kafası tuttuğuna gider, her habaseti yapar, her pisliği yer derisi bile debağat kabul etmez, müstekreh, menfur, makhur bir cinayet ve denaet timsali olur gider. (Tagutun ma’nâsı için surei «لَآاِكْرَاهَ فِى الدّٖينِ» de «بقره» âyetine bak). «وَعَبَدَ الطَّاغُوتِ» «abede» fi’li mazıolarak «لَعَنَ» veya «غَضِبَ» ye ma’tuf olub «وَمَنْ عَبَدَ» demektir. Fakat Hamze kıraetinde «با» nın zammı ve «تا» nın cerriyle terkibi izafî olarak «وَعَبُدَ الطَّاغُوتِ» okunur ki bu surette de kırede ve hanazire ma’tuftur. «عَبُدَ» yekuz vezninde sıfattır.
Bunlar