AyetSûreler

Mâide Sûresi 52. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 117

فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمۡ يَقُولُونَ نَخۡشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةࣱۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَ بِٱلۡفَتۡحِ أَوۡ أَمۡرࣲ مِّنۡ عِندِهِۦ فَيُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ نَٰدِمِينَ ۝٥٢

Kalblerinde hastalık bulunanların: " Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَتَرَى الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ kalblerinde maraz olanları -sûrei «بقره» nin başına bak- İbni Übeyy ve emsali münafıkları görürsün ki يُسَارِعُونَ فٖيهِمْ Yehud ve Nesârâ içinde onların müvalât ve muavenetleri bâbında hızla koşuşurlar يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُصٖيبَنَا دَآئِرَةٌ korkarız ki devir aleyhimize döner, başımıza bir musıbet erer, derler.»-

DAİRE, Dünyanın baş ucunda dönüb dolaşan musıbet ve inkılâbı demektir. Bunlar Âhıreti hısaba almaz,

hakkın galebesine, islâmın teâlisine bel bağlamaz, tersine bir inkılâb oluverib Devletin küffara geçmesini düşünür ve öyle bir halde onlardan istifade edebileceğini de ümid eder ve bu ümid ile uzürleri kabahatlerinden büyük olmak üzere bu suretle ı’tiraz ederler. Ve bununla gûya bir darlık zamanında müslimanlara bir hizmet etmek fikriyle âkılâne bir ıhtiyatta bulunuyorlarmış gibi görünmek isterler. Halbuki hakıkatte Resulullahın muvaffakıyyetinden ve diyni islâmın hakkıyyetinden şübhe ederler. Ve ıhtilâl-ü inkılâb peşinde dolaşırlar. Rivayet olunuyor ki bu sözü reisi münafikîn Abdullah ibni Übeyy söylemiştir. Beni Kaynuka’ Yehudîleri Resulullaha muharib bir vaziyet aldıkları zaman Ubabe ibni Samit radıyallahü anh «benim bu Yehudîlerden pek çok dostum var fakat ben bunların dostluklarından Allaha ve Resulüne teberri ediyor, Allah ve Resulüne arzı müvalât eyliyorum» demişti Abdullah ibni Übey de «ben öyle bir adamım ki devairden korkarım, dostlarımdan vaz geçemem» demiş ve bu âyetler nâzil olmuştur.

Öyle amma devrin bu gibi ihtimalâtı içinde kendilerinden başka kimseye yar olmıyanlardan ümid beklemekten ise فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِىَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِهٖ Allahın Resulullaha ve müslimanlara futuhat veya sair suretle bir küşayiş ıhsan edivermesi ve yahud tarafı rabbanîsinden bir emr ile o dost dediklerine hatır-ü hayale gelmez bir felâket verivermesi ve binaenaleyh فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَآ اَسَرُّوا فٖٓى اَنْفُسِهِمْ نَادِمٖينَ bu münafıkların gönüllerinde gizledikleri şeylere nadim olmaları pek yakın ve Allahdan daha ziyade me’mul bir ıhtimaldir» -Ki bu bir va’di İlâhîdir. Allahın kudretiyle Yehud ve Nesârânın kudret ve ahlâkları karşılaştırılınca haddizatında akreb olan bu va’di İlâhî ile de kesbi kat’iyyet eden bu ıhtimal tahakkuk ettiği zaman bunların bu hallerini gören mü’minler ne der bilir misiniz?