AyetSûreler

Mâide Sûresi 47. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 116

وَلۡيَحۡكُمۡ أَهۡلُ ٱلۡإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ۝٤٧

İncil ehli de Allah’ın ona indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْجٖيلِ بِمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ فٖيهِ Ehli İncil de Allahın bunda inzal buyurduğu tasdik, hidayet ve mev’ıza ile hukmetsin Hamze kıraetinde «وَلْيَحْكُمْ» «لام» ın kesri «ميم» in fethiyle okunur ve mef’ulün leh olmak üzere «هُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقٖينَ» e atfolur ki «müttekılere hidayet ve mev’ıza olmak üzere ve ehli İncilin bundaki tasdık, hidayet ve mev’ızai İlâhiyye ile hukm etmeleri için verdik» demektir. Demek ki Isâ Enbiyai salifenin izinde olmakla beraber müstekillen bir şeri’ ile baas buyurulmuş bir Resuldür. Ve Yehudîlik bununla hitam bulmuş ya’ni neshedilmiştir. Bundan böyle Isâ ve İncilin tasdıkını nazarı mülâhazaya almadan Tevrat ile doğrudan doğru ve alel’ıtlak amel caiz değildir. Isâ ve İncili tanımayıb Yehudîlik iddia edenler haddi zatında kâfir ve zalimdirler. Fakat bunlar kendi dava ve i’tikadlarına nazaran İncil Ahkâmı ile sureti mutlakada ilzam olunmazlarsa da Tevrat ahkâmiyle alelıtlak ilzam olunurlar. Halâ ıtlakı üzere vacibül’amel kitabullah olduğuna iymanın lüzumunu iddia eden Yehudîler Tevrat ile hukmetmedikleri veya Tevrat mucebince aleyhlerine verilen hukme i’tiraz eyledikleri takdirde kendi da’valarını nakız ve küfür ve zulümlerini i’tiraf ve kendilerinin kendi nazarlarında da kâfir ve zalim olduklarını isbat eylemiş olurlar. Binaenaleyh Tevrat ile Yehudîler aleyhine huküm ile ilzam böyle olduğu gibi Nesarâ hakkında da İncil böyledir. O halde ehli İncil ya’ni Nesarânın hakkı da İncil ile mutlak, Tevrat ile de İncilin tasdıkı dairesinde mukayyed olarak hukmetmek ve bu suretle verilen hukümleri bilâ kayd-ü şartın kabul eylemektir. وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَآ اَنَزَلَ اللّٰهُ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ve her kim Allahın inzal buyurduğu ahkâm iel hukm etmezse işte bunlar da o fasıklardır. Ya’ni Allahın hukmünden veya iymandan çıkmış kimselerdir. Meselâ Tevrattaki ahkâmı kısastan sonra İncilde mukabele bilmisil yapmayıb her halde afvetmeyi emr eden bir huküm nazil olmuş ise ehli İncil kısas taleb edememeli değil fakat sübutundan sonra afvetmelidir. Etmediği takdirde kendi nazarında dahi bizzarure fasıktır. Ya Allahın hukmüne iyman ettiği halde o hukümden harice çıkmış âsı bir fasıktır. Veya o gün onu kalben de tanımamak veya istıhlaf etmekle iymandan çıkmış kâfir bir fasıktır. Ve her iki halde fasık cezasına müstehıktır. Binaenaleyh Tevrata mutabık hukmü kabul etmiyen Yehudîler, İncile mutabık hukmü kabul etmiyen Hıristiyanlar kendi nazarlarında ve i’tikadlarında dahi kâfir veya zalim veya fasıktırlar veya hepsidirler. Kezalik bunlara benziyenlerde bunlar gibidirler. Küfürleri hukmi İlâhîyi inkâr veya istihkar etmelerinden zulümleri, mi’yarı hakkolan hukmi ilâhîyi atıb başka ahkâm ile hukmettiklerinden, fısıkları da hukmi haktan huruç eylediklerinden dolayıdır. Şu halde ya bu üç vasfın hepsi birliktedir veya her biri hukümden imtinaa münzammolan bir hale göre müstakıl sıfatlardandır.

Tevrat ve İncil böyle, fakat Allahın inzal ettiği bunlardan ıbaret de değil. Ya Muhammed