Mâide Sûresi 26. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 112
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيۡهِمۡۛ أَرۡبَعِينَ سَنَةࣰۛ يَتِيهُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَلَا تَأۡسَ عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٦
Allah Musa’ya şöyle dedi: "Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قَالَ buyurdu ki فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَعٖينَ سَنَةً o ısyan ve bu dua sebebiyle bunlara o mev’ud olan Arzı mukaddes kırk sene tahrim edilmiştir.» -Ya’ni oraya girmeleri tahrimi şer’î ile dînen haram olmak ma’nâsına değil, meni’ ma’nâsına tahrimi tekvinî ile kırk sene mahrum kılınmışlardır. Bu müddet zarfında hiç biri oraya giremiyecek يَتٖيهُونَ فِى الْاَرْضِ şu kara yerde Tih içinde nereye gittiklerini bilemiyecek, açıkta vatansız, hayran-ü serğerdan, serseri dolaşacaklardır.- Bu huküm, hurriyetlerini sui isti’mal eden ve Peygamberlerini dinlemiyen o fasıkîn hakkında hak tealânın bir habis cezasıdır. Belli ki bu ifadeden bunların hepsi bu müddeti doldurucak ve sonra halâs olacaklar ma’nâsı anlaşılmaz. Ölenler ölecek, kalanlar girmek isterlerse girebilecek demek olur. Hattâ ba’zı müfessirîn demişlerdir ki «kırk sene «tahrim»in değil «يَتٖيهُونَ» nin kaydidir. Binaenaleyh tahrim, mutlaktır. Müddet ile mukayyed olan tiyhtir. Ya’ni tihy halinde de nihayet kırk sene kalacaklar, fakat bunlara duhulden mahrumiyyet hali bâkı olacak, çünkü o zamana kadar hepsi ölecek, ancak evlâdları olan nesli cedid girecektir.».
«تاه يتيه ويتوه تيهًا وتيهًا وتوهًا» şaşırıb son derece hayrette kalmak, ism olarak «تيه وتيهاء» içinden çıkılmaz, yol bulunmaz berriyye, çöl demektir. Bunun için Benî İsraîlin mahkûm oldukları bu çöle «sahrayı tih» denilmiştir.
Acaba bu müddet zarfında Musâ ve Harun aleyhimesselâm ne oldular? Nakledildiğine göre bu mes’elede rivayet muhteliftir: Ba’zıları Tihte kalmadılar demiştir ki âyetin zâhiri de bunu gösteriyor. Diğer ba’zıları ise kavmlerile beraber Tihte kaldıklarını, fakat bunun kendileri hakkında bir azab olmayıb İbrahime ateşin berd-ü selâm olması gibi revh-ü selâmet olduğunu söylemişlerdir. Buna kail olanlar da şu noktada ıhtilâf etmişlerdir: Acaba Harun ile Musâ Tihte mi vefat ettiler? Yoksa çıktılar mı? Bir kısmı Tihte evvelâ Harunun, bir sene sonra da Musânın vefat ettiğine, badehu vasîsi ve hemşirezadesi Yuşa’ ibni Nun nübüvvetle makamına kaim olarak Kâleb re ber hayat olduğu halde nesli cedid ile çok geçmeden ve hattâ bir rivayette vefatı Musâdan üç ay sonra Arzı mukaddesi fetheylediğine kail olmuşlardır ki şayi’ olan da budur. Diğer bir kısmı ise Hazreti Musânın vefatından evvel Tihten çıkıb cebbarîn ile harbettiğini ve galebe edib Arzı mukaddesten bir kısma dahil olduğunu nakleylemişlerdir.
«Tih» hem masdar, hem isim olduğundan dolayı «tihte kalmak» ta’biri iki ma’nâ ile mülâhaza olunmalıdır. Birisi, tahayyür içinde sergerdan kalmak, diğeri de çölde kalmak. Şübhe yok ki birinci ma’nâ Enbiya’ hakkında tasavvur edilemez. Âyette varid olan ve azab-ü ceza ifade eden «يَتِيهُونَ» ise bu ma’nâyadır. Bu ma’nâ ile Musâ ve Harun aleyhimesselâm tihte kalmamışlardır. Fakat çölde kalmak alel’ıtlak böyle değildir. Bir çölde icra edilen vazifenin müşkil de olsa bir ceza ve azab olması lâzım gelmez. Netekim Enbiyanın âlemde en büyük mezahıme ma’ruz oldukları ve bu ibtilânın onlar hakkında bir azab değil, mansıbı nübüvvet muktezayatından bulunduğu da ma’lûmdur. Binaenaleyh Musâ ve Harun tihte «yetihun» değil idiler. Fakat çölde yine beni İsraîlin başında «fil’arz» bulunuyorlardı demek olur. Hattâ bu sayededir ki beni İsraîl bu ceza ve terbiye esnasında «فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا», «وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى» mu’cizelerinden mütena’im olmakta devam etmişler ve bir nesli cedid yetiştirmişlerdi. Yoksa kırk yılda değil, cüz’î bir zamanda temamen münkarız olub giderlerdi. Erzı mukaddese dühul mes’elesine gelince: Beyti makdis mevkıine ve erzı Şama dühul, Hazreti Yuşa’ zamanında olmakla beraber ilk hareket ve cebbarîni ilk mağlûb eden darbe ile bâbe dühul Hazreti Musânın hayatında vaki’ olmuş olduğu anlaşılıyor.
Binaenaleyh فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ ya Musâ böyle fasık kavme, fasıklar güruhuna esef etme, bunlar cezaya müstehiktırlar.» -Rivayet olunur ki Musâ aleyhisselâm duasına nedamet etmiş, bunun üzerine böyle buyurulmuştur.
İşte ya Muhammed, sen onlara bu kıssayı tezkir et, yine mütenebbih olmazlarsa sen de böyle fasıklara esef etme ve sonraki cinayetlerin hukmüne bir temhid olmak üzere: ٢٧ وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَىْ اٰدَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِ قَالَ لََاقْتُلَنَّكَ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقٖينَ ٢٨ لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنٖى مَآ اَنَا بِبَاسِطٍ يَدِىَ اِلَيْكَ لَِاقْتُلَكَ اِنّٖٓى اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمٖينَ ٢٩ اِنّٖٓى اُرٖيدُ اَنْ تَبُٓوأَ بِاِثْمٖى وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِمٖينَ ٣ فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخٖيهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ ٣١ فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارٖى سَوْاَةَ اَخٖيهِ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِىَ سَوْاَةَ اَخٖى فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِمٖينَ
Meali Şerifi