AyetSûreler

Lokmân Sûresi 1. Âyet

Mekke · Cüz 21 · Sayfa 411

الٓمٓ ۝١

Elif, Lâm, Mîm

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 1–11. âyetleri birlikte ele alır.

3. لِلْمُحْسِنٖينَ Muhsinlere - bu Kur’anda indirildiği vechile amelde ihsan yapanlar. «Elbakare» nin evvelinde «هُدًى لِلْمُتَّقٖينَ» buyurulmuştu, burada ise «هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِنٖينَ» buyuruluyor. Nîsaburî tefsirinde der ki: burada muhsinîn denildiği için bir de rahmet ziyade kılınmıştır. Çünkü ihsan mertebesi tekvanın fevkındedir. Çünkü Peygamber sallallahü aleyhi vesellem «الْاِحْسَانُ اَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ» ihsan, Allahı görüyormusun gibi ona ıbadet etmendir» buyurmuş. Allah, sübhanehu ve tealâ da «اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا وَالَّذٖينَ هُمْ مُحْسِنُونَ» ve «لِلَّذٖينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌ» kavli kerîmleriyle buna işaret buyurmuştur. Burada «اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ» kaydının zikr edilmemesi de bunu ta’yid eder اه. 6. لَهْوَ الْحَدٖيثِ Lâf eğlencesi: eğlence söz - insanı oyalayan işinden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, masallar, romanlar, tarih kılıklı efsaneler, güldürücü lakırdılar, gevezelikler tegannîler gibi eğleyici sesler. Bunun sebebi nüzulünde deniliyor ki: Nadr ibni Haris ticaretle Farise gidiyor, Acemlerin hikâyelerini, efsane kitablarını getiriyor ve bunları Kureyşe okuyarak «Muhammed size Ad ve Semûd hikâyeleri söylüyor, gelin ben size Rüstemin, İsfendiyarın Kisraların hikâyelerini anlatayım» diyor ve bu suretle bir çoklarının Kur’an dinlemesine mani’ oluyordu. Bundan başka güzel bir hânende cariye almış, birinin müsliman olacağını işittiği zaman onu alıp cariyesine: haydi buna yedir içir, söyleyiver der, bu suretle eğlendirip «gördün a bu Muhammedin çağırdığından, namazdan orucdan, onun önünde çarpışmaktan daha iyi değil mi?» dermiş. İbni Hatal da bir cariye almış seb tegannî edermiş, âyetin nihayetinde «اُولٰٓئِكَ لَهُمْ» diye cemi’ sıgası getirilmesine nazaran bunların hepsi sebebi nüzulde dâhil olmak gerektir. Müfessirînin ekserisi bunu gına ile tefsir etmişlerse de muhakkıkînin muhtarı zâhiri vechile amm olmasıdır. Maamafih burada asıl zemmin hikmeti şununla anlatılmıştır.

لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ Bilmiyerek Allah yolundan sapıtmak - ya’ni saptırdığını hissettirmeden yaptığı işin akıbetini sezdirmeden dini, ahlâkı bozmak وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا ve onu, ya’ni Allah yoluna, hak dinini eğlence yerine tutmak için «يَتَّخِذَ» Hafs, Hamze, Kisaî, Ya’kub kıraetlerinde nasb ile, mütebakisinde refile okunur. Bu surette «بِغَيْرِ عِلْمٍ يَشْتَرٖى» ye teallûk edebilirse de nasıb kıraetinde dalâlin kaydı olmak gerektir.

10. بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا – «Ra’d» sûresinde «اَللّٰهُ الَّذٖى رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا» âyetinin tefsirine bak. Bu âyet, Allah tealânın ızzet-ü hikmetini takrir ile tevhidi temhid ediyor. Ve onun için «اَنْزَلْنَا» ile «اٰتَيْنَا» da gıyabdan tekellüme iltifat buyuruluyor. 11. هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ İşte bu zikr olunanlar, Allahın yarattığı فَاَرُونٖى مَاذَا خَلَقَ الَّذٖينَ مِنْ دُونِهٖ haydi gösterin bana ondan berikiler ne yaratmış? Hiç بَلِ fakat الظَّالِمُونَ o zalimler - ya’ni halk ve ülûhiyyet mefhumlarına haksızlık ederek pek büyük zalim olan, şirki irtikâb eyliyen müşrikler فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ açık bir dalâl içindedirler. - Açık olan bir hakıkatten sapıyorlar. Ki bunlarda iki cihetle haksızlık ve şaşkınlık vardır. Bir taraftan mahlûka hâlik kudreti isnad ederek filân şunu yarattı, filân şunu yarattı diye yalan söylerler, bir taraftan da hiç bir şey yaratmadığı ma’lûm olan nesnelere taparlar. Şimdi burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: ılm-ü hikmet, fenn-ü san’at ile insanlar tarafından bir takım şeyler yapılmıyor mu? bunlar birer yaratma değilmidir? denilebilir. Buna karşı hikmetin Allah vergisi olduğu ve binaenaleyh hikmet ile yapılan şeylerin de hâlikı Allah olduğu bilinerek ona şükr edilmesi lâzım geleceği ve hakîmin nazarında da şirkin çok büyük bir zulm olduğu anlatılarak buyuruluyor ki: ١٢ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهٖ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ حَمٖيدٌ ١٣ وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِهٖ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَىَّ لَاتُشْرِكْ بِاللّٰهِ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظٖيمٌ ١٤ وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فٖى عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ لٖى وَلِوَالِدَيْكَ اِلَىَّ الْمَصٖيرُ ١٥ وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ بٖى مَالَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبٖيلَ مَنْ اَنَابَ اِلَىَّ ثُمَّ اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٦ يَا بُنَىَّ اِنَّهَآ اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فٖى صَخْرَةٍ اَوْ فِى السَّمٰوَاتِ اَوْ فِى الْاَرْضِ يَاْتِ بِهَا اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖيفٌ خَبٖيرٌ ١٧ يَا بُنَىَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَاْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَآ اَصَابَكَ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ ١٨ وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ١٩ وَاقْصِدْ فٖى مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمٖيرِ

Meali Şerifi