AyetSûreler

İsrâ Sûresi 12. Âyet

Mekke · Cüz 15 · Sayfa 283

وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيۡنِۖ فَمَحَوۡنَآ ءَايَةَ ٱلَّيۡلِ وَجَعَلۡنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبۡصِرَةࣰ لِّتَبۡتَغُواْ فَضۡلࣰا مِّن رَّبِّكُمۡ وَلِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ وَكُلَّ شَيۡءࣲ فَصَّلۡنَٰهُ تَفۡصِيلࣰا ۝١٢

Biz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya anlattık

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ Halbuki biz gece ve gündüz iki âyet yaptık - gece ve gündüz denilen iki mühim alâmet ki ıhtilâf ve teakubile zamanın cereyanına mıkyas ve onun üzerinde icrayi huküm ve tesarruf eden kudreti ilâhiyyeden birer nişanedirler. Bunları فَمَحَوْنَآ اٰيَةَ الَّيْلِ yaparken gece âyetini mahvettik - bu nazım, san’ati ıhtibâk kabîlinden bir iycaz ile şu ma’nâyı iş’ar eder ki gece ve gündüzün kendilerini iki âyet yaparken her biri için de birer âyet yaptık ve bunun için gece âyetini mahvettik وَجَعَلْنَآ اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً gece âyeti zulmet veya Kamer, gündüz âyeti de zıya veya. Güneştir. Lâkin burada âyetülleyl zulmet ile tefsir edilecek olursa zulmetin mahvı âyeti nehar müfadı demek olacağından bu fıkra ikinciden fazla bir faide ifade etmemiş olacaktır. Binaenaleyh âyetülleylden murad, Kamer olmak ve zulmet bunun mahvinde anlaşılmak daha zâhirdir. O halde mahvı Kamerden murad nedir? İbni Abbas demiştir ki âyetülleyl olan Kamer, Şems gibi mudıy idi mahv edildi ve Kamerin yüzündeki karaltı o mahvın eseridir. İbni ebi hâtemin tahric ettiği vechile Muhammed ibni Kâ’bi Kurazî demiştir ki gece bir Güneş, gündüz de bir Güneş vardı gece Güneşi mahvedildi ve işte Kamerdeki mahıv, odur. Delâilünnübüvvede Beyhekî ve ibni Asakir, Saidi Makbürîden şöyle tahric etmişlerdir ki Abdullah ibni Selâm, Nebiyyi ekrem sallallahü aleyhi vesellemden Kamerdeki karaltıyı sual etti. Resulullah ikisi de Şems idi dedi ve dedi ki Allah tealâ «وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَآ اٰيَةَ الَّيْلِ» buyurdu. İmdi gördüğün karaltı o mahivdir» اه. Bunlar gibi daha diğer asâr dahi vardır. Demek ki ay evvel Güneş gibi mudıy olarak yaratılmıştı o da bir Güneş demekti ve o halde Güneş gibi harareti de vardı, sonra Allah tealâ o Güneşi mahvetti ya’ni söndürdü ve bu suretle şimdi bildiğimiz gece âyeti olan Kamer husule geldi. Şu halde gerek Kamerin yüzündeki karaltı ve gerek aksettirdiği nurunun büyüyüp küçülmesi ve nihayet mihakta kaybolup yeni bir hilâl olarak zuhur etmesi o mahvın bir eser ve neticesidir. Kamerin nuru bizatihi olmayıp Şemsten müstefad olduğu eskiden beri Ilmi hey’et eshabınca ma’lûm ise de onun mukaddemâ Güneş gibi mudıy iken sonradan böyle mahvedilip sönmüş olduğu bilinmiyordu. Kur’anın haber vermiş olduğu bu hakıkati nihayet zamanımız eshabı fenni almış kabul etmiş ve bu günkü mülâhazatı fenniyyelerini bu esas üzerine ta’kıb etmekte bulunmuşlardır. Ecramı Semâviyyenin sureti teşekkülüne müteallık nazariyyata yol açmış olan bu mahvı Kamer mes’elesi ılmî noktai nazardan çok hâizi ehemmiyyet olduğu gibi dinî noktai nazardan da öyledir. Çünkü ahvali Kıyametten «اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ» âyetlerile haber verilen tekviri Şems, inkidarı nücum hâdiselerinin tesavvur ve tasdıkını bir misali mütekaddim ile nazarı ıbarete vaz’etmektedir. Kıyamet ve Âhıreti hisaba aldırmak için zamanın seyri inkılâbını mutalea ettirmek hıkmetiyle gece ve gündüz âyetlerini mevzuı bahseden bu âyetin siyakı da bilhassa bu ıbret ile alâkadardır. Bu suretle buyuruluyorki: gece âyetini mahvettik وَجَعَلْنَآ اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً ve gündüz âyetini bir gösterici kıldık -ya’ni Güneşi gözü olanlara her şey’i görecek bir vasıtai ru’yet olan zıya ile parlak yaptık ve mahvetmedik لِتَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ ki rabbınızdan fadıl taleb edesiniz - bu hıtabın cinsi beşere müteveccih olduğu nazarı dikkate alınırsa bundan anlaşılır ki Arz üzerinde insan cinsi Kamerin mahvinden sonra vücude gelmiş ve gece ile gündüzün tefrıkı hayati beşerin esbabı feyzınden birisi olmuştur. Bu suretle ma’nâ şu olur: bunların böyle yapılması şu hikmetler içindir ki siz, hayata mazber olup basar ve basîret sahibi insanlar olasınız da bunları yapan ve sizi yetiştiren rabbınızın büyüklüğünü anlıyarak çalışasınız, fakat şer ve nuksan için değil, onun lûtf-ü kereminden hayırlı kâr ve terakkı istemek için çalışasınız. وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنٖينَ وَالْحِسَابَ ve senelerin adedini ve hisabı bilesiniz -geceleriyle ve gündüzleriyle aylarıyle ve yıllarıyle zamanı ölçüp önünü sonunu Dünyayı ve Âhıreti hisab edesiniz de sonra olacak şeyleri acele ile önden istemiyesiniz ve Dünyaya güvenip Âhıretteki hisabı unutmıyasınız diye bunları böyle yaptık وَكُلَّ شَىْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصٖيلًا ve herşeyi tafsıl ettik de ettik - ya’ni âlemi tekvinde her şeyi ayırd edip âyeti nehar ile gösterdiğimiz gibi Kur’anda da Din-ü Dünyanıza, hayr-ü şerrinize müteallık her şeyi âyetlerile beyan ettik, bu suretle Kur’an, âyeti nehar gibidir. Bunun karşısında kütübi salife ise mahvedilmiş âyeti leyl gibi mensuhtur. Bu tafsıl cümlesinden olmak üzere: