AyetSûreler

İsrâ Sûresi 111. Âyet

Mekke · Cüz 15 · Sayfa 293

وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلِيࣱّ مِّنَ ٱلذُّلِّۖ وَكَبِّرۡهُ تَكۡبِيرَۢا ۝١١١

Ve şöyle de: Hamd o Allah’a ki, hiçbir çocuk edinmedi, mülkte ortağı yoktur, aciz olmayıp bir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. Tekbir getirerek O’nu noksanlıklardan yücelt de yücelt

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَقُلِ ve de ki الْحَمْدُ لِلّٰهِ hamd, Allaha -her türlü ta’zîmat ile şükür, Allaha الَّذٖى O Allah ki لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا veled ittiaz etmedi - doğurmaktan münezzeh olduğu gibi evlâdlık da edinmedi. Binaenaleyh edindi diyenler onun şanına bilmediler. Yalan söylediler وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرٖيكٌ فِى الْمُلْكِ ona mülkte şerîk yok - iki veya üç diyenler, başkalarını karıştıranlar iftira ettiler وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِىٌّ مِنَ الذُّلِّ onun için zülden veliy de yok - ya’ni züllüden neş’et eden, zilletten kurunmak, ızzet bulmak için muavenetine muhtac olunan veliyden, yâr-ü yaverden, dosttan müttefıkten de münezzehtir. Fadl-ü rahmetiyle sevdiği, velâyet verdiği, veliyyullah denebilecek sadık kulları olmaz değil ise de her hangi bir ihtiyacdan dolayı dost edindiği hiç bir veliy de yoktur. Zilletten münezzeh bizatihi azîz ve kaviydir. «فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمٖيعًا» وَكَبِّرْهُ تَكْبٖيرًا ve onu tekbir ile büyükle de büyükle - zatında da büyükle, sıfatında da büyükle, de büyükle - zatında da büyükle, sıfatında da büyükle, ef’alinde de büyükle, esmasında da büyükle «اَللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ».

Rivayet olunur ki Abdulmuttalib evlâdından söylemeğe başlıyan her oğlan çocuğuna Resuli ekrem işbu «وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ» âyetini belletirdi ve buna «آية العز» namına vermişti. Tesbih ve isra ile başlıyan bu sûrenin bu «آية العز» de hamd-ü tekbir emirleriyle hıtamı ne kadar güzel ne kadar beliğdir. Bu hamd-ü tekbir emrinin «اِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبٖيرًا» ni’metine şüphesiz bir terettübi mahsusu vardır.

İmam Ahmed ibni Hanbel, Tirmizî, Neseî ve gayrıları Hazreti Aişeden rivayet etmişlerdir ki Resuli Ekrem sallahlahü aleyhi vesellem, bu sûre ile Sûrei Zümeri her gece okurdu. Sahîhı Buharîde İbni Mes’udden rivayet olunduğu üzere Resuli Ekrem bu sûre ile bunu ta’kıb eden Kehif, Meryem, Taha, Enbiya sûreleri hakkında buyurmuştur ki «هُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ اْلَاوَّلِ وَهُنَّ مِنْ تَلَادِى» bunlar ilk nefaistendir, ya’ni Mekkede nâzil olanlardandır ve bunlar benim serveti kadimemdendir, ya’ni şan ve makamı Muhammediye alâkai mahsusası olan mahfuzatı kadîmemden, havas ve evradımdandır. İşte «عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا» tebşirini veren Sûrei İsradan «وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ» tebciline müntehi olan Sûrei Enbiyaya kadar bu beş sûrenin tertibi de bu esas üzeredir. Bakınız hamd-ü tekbir emrile hıtam bulan Sûrei İsrayi müteakıb Sûrei «Kehf» in hamd ile başlaması ne ahenkdârdır.