AyetSûreler

İnfitâr Sûresi 7. Âyet

Mekke · Cüz 30 · Sayfa 587

ٱلَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ ۝٧

O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَلَّذٖى خَلَقَكَ o rabbın ki seni halk etti - burada halk, tesviye ve ta’dîl ve tasvir ve terkibden mukaddem olmak karînesiyle ibtida vücude getirmek demek olduğu aşikârdır. Ve ma’lûm ki her ni’metin esası olan vücud, keremi rabbanînin birincisidir. فَسَوّٰيكَ Sonra da seni tesviye etti - «خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًا» buyurulduğu ve daha bir çok âyetlerde geçtiği gibi hılkatini tavırdan tavra geçirerek ruh nefh olunacak vechile insanlık seviyyesine getirdi, binyeni, a’zalarını, kuvvelerini düzenine koydu düzgünleştirdi فَعَدَلَكَ de sana tenasüb ve ı’tidal verdi. - Burada biri adilden «دال» ın feth-u tahfîfiyle, «عَدَلَكَ», birisi de ta’dîlden «دال» ın teşdidiyle «عَدَّلَكَ» iki kıraet vardır. İkisi de bir ma’naya olarak denkleştirmek ve mu’tedil kılmak demek olduğuna göre tesviyenin kemâlini ifâde etmek üzere bir kaç vech ile tefsîr edilmiştir: BİRİSİ, Mukatilden rivayet edildiğine göre göz, kulak, el, ayak gibi çift a’zaların denkliği ve tafsîli Teşrihte ma’lûm olduğu üzere cüssenin her taraftan tenasüb ve müvazenesi demek olup «بَلٰى قَادِرٖينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ» gibi olur. Fakat bunda insanlık hususıyyetini ifade eden haysiyyet bâriz değildir.

İKİNCİSİ: Atanın İbni Abbastan rivayet ettiği vecihte ise belini doğrulttu kaim mu’tedil kıldı eğri belli behâim gibi yapmadı diye tefsîr edilmiştirki bunun hem insan tekâmülüne hususiyyeti hem de tesviyeden sonra olması daha açıktır. Zira çocuklarda görüldüğü vechile insanın belini doğrultup da ayakta i’tidal üzere yürüyebilmesi de tesviyesinin tekâmülünde bir merhaledir.

ÜÇÜNCÜSÜ, Ebu aliyyî farisînin beyanına göre: sana i’tidal verdi demek bu ma’naları cami’ olarak seni

ahseni takvim ile en güzel biçimde çıkardı ve bu i’tidal ile seni akl-ü fikir ve kudreti kabule müsteıt kılıp bu sebeble sair hayvanât ve nebatâta müstevlî kıldı. Ve bu âlemdeki diğer ecsamın vâsıl olmadığı bir kemal mertebesine irdirdi, diye tefsîr edilmiştir ki «فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فٖيهِ مِنْ رُوحٖى وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثٖيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضٖيلًا» mazmunlarına muvafıktır. Ve bunların hepsi keremi ilâhîdir. Bundan başka tahfif ile «عَدَلَكَ» udûl ettirmek, imâle edip çevirmek ma’nasına dahi tefsîr edilmiştir ki bunda da iki vecih muhtemildir.

BİRİNCİSİ, noksandan kemâle, mülâyim olmıyan suretten mülayim olan surete çevire çevire en güzel

surete getirdi demek olarak yine istıfa meratibini ifade etmiş olurki bu da kerem cümlesindendir.

İKİNCİSİ, tesviye ile ahseni takvime getirildikten sonra «ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِلٖينَ» buyurulduğu üzere kemâlden noksan ve süfliyyete doğru çevirmek ma’nasını ifâde etmiş olur ki bu ma’na keremi değil de kereme mağrur olanlara karşı kerîmin kudreti tesarrufiyyesini göstererek inzar ve Âhırete istidlâl mahiyyetinde olmuş olur.