AyetSûreler

İbrâhîm Sûresi 48. Âyet

Mekke · Cüz 13 · Sayfa 261

يَوۡمَ تُبَدَّلُ ٱلۡأَرۡضُ غَيۡرَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُۖ وَبَرَزُواْ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ ۝٤٨

O gün yeryüzü bir başka yere, gökler, başka göklere çevirilecek ve bütün varlıklar, kabirlerinden çıkıp bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah’ın huzuruna toplanacaklardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

غَيْرَ الْاَرْضِ – Bu terkib iki ma’nâya gelebilir: birisi Arz mahiyyetinden başkasına demek olur. Birisi de bu Arzın, gayriye ya’ni başka bir Arza demek olur. Ve her iki ma’nâ ile te’vil varid olmuştur. Netekim ba’zı rivayetlerde Arz ateş olacak, Semavat Cennet denilmiş, ba’zı rivayetlerde de Arz gümüş sebîkesi gibi bembeyaz, üzerine kan dökülmedik günah işlenmedik bambaşka bir Arz olacak denilmiştir. Sehl ibni Sa’dden menkuldür ki dinledim demiş Resulullah buyuruyordu ki «yevmi Kıyamette nâs kursatünnakıy gibi beyzâ ve afrâ bir Arz üzerinde haşrolunacak». Hazreti Aişeden merviydir ki «يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ» kavli ilâhîsinden Resulullaha sual ettim: «ya Resulallah o gün insanlar nerede olacak? dedim. Buyurdu ki «bir şey sordun ki ümmetimden hiç biri sormamıştı, o vakıt nâs cisri Cehennem üzerinde - diğer bir rivayette - Sırat üzerinde olacak» demiştir.

Arz, ma’rife olarak zikr-ü iade edilmiş olduğuna ve bu surette sani evvelin aynı olması asıl bulunduğuna nazaran da ikinci ma’nâ zahirdir. Maamafih zamir ile «غَيْرَهَا» buyurulmayıp da ismi zahir ile «غَيْرَ الْاَرْضِ» buyurulması evvelki ma’nâya da ihtimal verdirmektedir. Sonra her iki takdirde de tebdil dahi iki ma’nâya muhtemildir: birisi i’damı küllîden sonra halkı cedid, ya’ni tebdili zat, diğeri de maddesinin bakasıle tebdili sıfat ki tahvil demek olur. Mütekellimînin ba’zısı evvelki ma’nâyı ahz etmiştir. Çünkü tebdil, zatı Arza isnad edilmiş olduğu gibi «كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ» kavli ilâhîsi de zahiren bunu muktezidir. Bâlâdaki nakle muvafık olarak İbni Mes’ud Hazretleri «Arz, üzerinde kan dökülmedik, günah işlenmedik, Süzülmüş beyaz gümüş gibi bir Arza tebdil olunacak» demiş olduğu cihetle bunun tebdili zat demek olduğu da söylenmiştir. Ba’zı mütekellimîn de ikinci ma’nâyı ahzetmişlerdir. Çünkü tebdilin tahvil ma’nâsına isti’mali de mütearef olduğu gibi ba’s hakkındaki «عَجْبُ الذَّنَبِ» hadîsini bakai maddeyi bir iş’ar var gibidir. İbni Abbas Hazretlerinden de merviydir ki «Arz, yine bu Arz, şu kadar ki sıfâtı tagayyür edecek, ezcümle dağları yürüyecek, denizleri yarılacak, dümdüz olacak, iğrilik büğrülük görülmiyecek» demiş ve beyti okumuştur. وما الناس بالناس الذين عهدتهم ولا الدار بالدار التى كنت تعلم Fünunı tecribiyye ve ezcümle kimya kavaidine nazaran bakai madde suretiyle Arzın tahvili imkânını mülâhaza kolay ise de maddenin i’damı tarikıle tebdilin imkânını mülâhaza müşkildir. Onun için maddenin kıdem ve bakasına zahib olan feylesoflar bunu mümteni’ addettiklerinden tahvil suretine kasrı nazar etmişlerdir. Maamafih son zamanlarda maddenin mücerred kuvvete tahavvülü imkânını gösteren ba’zı tecribelere tesadüf edildiğinden bakai madde kanunu «bakai kuvvet» kanununa, bu da «bakai ıllet» kanununa irca’ olunmuştur. Bakai ıllet ise şüphe yok ki bakaullaha raci’dir.

Hulâsa maddenin fenası aklen de mümteni’ değildir. Binaenaleyh tebdile iyman ile tafsılini ilâhîye ılmi ilâhîye tefvız etmek, daha muvafıktır. Maa’haza bu hususta maddenin ifnası şart olmadığından tahvile i’tikad da kâfi olabilir. Bir de İbni atıyye tefsirinde şunu da rivayet etmiştir ki tebdil Arz da olacak ve lâkin her ferikın haline göre: kimine ekmek, kimine gümüş, kimine ateş اه. Bu rivayette muhtelif rivayetlerin bir cem’-ü tevfikı vardır. Maamafih bu kabil tebdilât Dünyada dahi görülüp durmaktadır.

Hasılı, o şaşmaz va’d-ü intikamın tahakkuku, o gün ki: Arz, başka arza tebdil olunacak. «وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْ وَاَلْقَتْ مَا فٖيهَا وَتَخَلَّتْ وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ» gibi âyetlere bak. وَالسَّمٰوَاتُ Semavât da - öyle değişecek, infitar ve inşikak ederek Güneş ve Kameri tutulup derilerek, yıldızları söndürüp dağıtılarak dürülecek, başka Semalara tebdil edilecek. Ya’ni Kıyamet kopacak, bu Dünyanın Arz ve Semavâtı yerine Âhıret Arzı Âhıret Semavâtı kurulacak. وَبَرَزُوا لِلّٰهِ ve hepsi Allah için büruz edecekler - ya’ni bütün halk ve bu miyanda alel’husus o zalimler mevkuf bulundukları kabirlerinden yürütülecek. Gizli yapıyoruz zu’mettikleri bütün amellerile Arasat meydanına döküülecek, hiç bir yerde gizlenemiyerek ve başka hiç bir merci’ bulunamıyarak Allah için, Allahın hukm-ü cezası için mahkemei kübrâya çıkacaklar الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ O Allah için ki vahıd, kahhâr. - Vâhid, ya’ni şeriki yok, bu âlemde ondan başka ilâh iddia edenler, başka ma’bud, başka rab tanımak istiyenler veya nefislerine, hevâlarına tapanlar, o gün görecekler, anlıyacaklar ki Allahdan başka ilâh yok, ona karşı iddia ettikleri şerikler, menfaat umdukları, kuvvet isnad ettikleri metbu’lar, hâkim zannettikleri hayaller hiç imiş. Allah, bir ve kahhar, ya’ni her şey’e galib, her şey onun hukm-ü kudretine mağlûb ve mahkûm, iradesine karşı gelinmek ıhtimali yok, kahrine Yerler Gökler dayanmaz, onun için Yerler Gökler değişmiş. Herkes onun huzuri celâlinde boyun bükmüş ve esasen hepsi onun için vücude çıkmış. Hâsılı burada sıfâtı ilâhiyyeden bilhassa vahıd ve kahhar sıfatlarının zikr olunması o günün kemali dehşetini ifade içindir ki bunun nazıri «الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ» dır.