AyetSûreler

Hûd Sûresi 59. Âyet

Mekke · Cüz 12 · Sayfa 228

وَتِلۡكَ عَادࣱۖ جَحَدُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَعَصَوۡاْ رُسُلَهُۥ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ ۝٥٩

İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

تِلْكَ ta onlar iştetmek murad edince nerede olursa olsun en hayırlı bir surette kat’ıyyen muhufaza eder. Onun için Allahın hıfzına emanet etmek daha hayırlıdır. وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ ve o erhamürrahimîndir. Binaenaleyh rahmetinden me’muldür ki muhafaza eder de bir musîbet daha vermez.

65. وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ الخ – Demek ki evvelki sözler gelirgelmez ve yükleri açılmadan cereyan etmiş idi ve demek ki Yusüfün bu tedbiri ümidi vechile yeni bir müşevvik olmuştu.

Babaları bununla da mutmainn olmıyarak: - 66. قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ onu, dedi, asla sizinle beraber göndermem حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ ta ki Allahdan bana bir mîsak veresiniz - ya’ni Allaha yemin edesiniz لَتَاْتُنَّنٖى بِهٖٓ اِلَّآ اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ ki onu her halde bana getireceksiniz, meğer hepiniz ihata edilmiş olasınız - ya’ni hepiniz her cihetten mağlûb olmuş, yapacak hiç bir çareniz kalmamış, hepiniz helâk olacak, takatınız yetmeyecek bir vaz’ıyyete giriftar olmuş bulunasınız. Kaderin ne kadar şayanı dikkat bir cilvesidir ki yemîni son derece tevsık suretinde irad olunan bu istisna ile Ya’kub ilerideki ihata vaz’ıyyetini sanki ihzar etmiş ve gûya o hususdaki ademi mes’uliyyeti tevsık eylemiştir. Onun için demişlerdir ki «البلآء مؤكل بالمنطق» belâ, dile müvekkeldir.

فَلَمَّآ اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ Bunun üzerine vaktâ ki kendisine mîsaklarını verdiler قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَكٖيلٌ «Allah, sözlerimize karşı vekil» dedi - şayanı dikkattir ki «şâhid» veya «kefil» dememiş «vekil» demiştir. Demek ki maksadı yalnız şehadet değil, icradır. Ve demek ki bu babda kefalete de delil yoktu «وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكٖيلٌ» ise kat’îdir. Ya’ni onun tevfıkı olmadan biz bu sözleri, bu teahhüdleri iyfa edemeyiz. Bizim hesabımıza bunları icra ediverecek kudret ve irade ancak onundur, Muvaffakıyyeti ondan dileriz.

67. وَقَالَ يَا بَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ Bir de ey oğullarım! Dedi, bir kapıdan girmeyiniz, müteferrik kapılardan giriniz. - Demişlerdir ki bu tavsiyenin sebebi toplu bir surette göze çarpılmalarından ve bir hased ve gamze uğramalarından sakınmak idi. Çünkü bu kerre oğulları Mısırda ma’lûm olmuş ve nazarı dikkati calib bir hal almış bulunuyorlardı. Anlaşılıyor ki Hazreti Ya’kub esrarengiz bir vaz’ıyyet görmüş ve buna karşı oğullarına Mısıra girecekleri zaman avcıya dağılır gibi bir ta’biyeyi andıran sirrî bir tedbir emr-ü tavsiye etmiş. Ve bununla beraber tedbir ile takdiri hudanın önüne geçilemeyeceğini anlatarak demiştir ki:

وَمَآ اُغْنٖى عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَىْءٍ Maamafih Allahdan her hangi bir şeyi sizden mungi olmuyorum - ya’ni ben bu tedbir ve tavsiyemle sizi Allah tarafından gelmesi mukadder olan her hangi bir şeyden, her hangi bir kazadan halâs etmiş olmuyorum. Eğer Allah hakkınızda behamehal bir kaza murad etmiş ise o mutlaka olur. Ona karşı hiç bir tedbir fâida vermez. Her ihtimale karşı tedbir almak da lâzım ise de tedbir takdire müdafaa edecek ve muradın husulünü mucib olacak bir illet değil, nihayet Allahtan bir istianedir. Takdire muvafık ise müfid olur, yoksa hazer, kadere mani’ olmaz. اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ Huküm, ancak Allahındır عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ ben ancak tevekkül ettim - ancak onun hukmüne i’timad edib emrimi ona tefvız ve sizi ona emanet ettim - وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ binaenaleyh mütevekkiller de ona tevekkül etsin - ya’ni tevekkül edecek olanlar veya bana i’timadı olanlar da ancak Allaha tevekkül etsinler, ne başkasına ne de kendilerine güvenmesinler. Hazreti Ya’kubun bu tevekkül emrinin fai sebebiyye ile kendi tevekkülüne tefrii de şayanı dikkattir. Bununla kendisinin nübüvvetine işaret ve diğerlerinin ona ıktidası lüzumuna tansıs olunmuştur. Filvakı’ dediği gibi 68. وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ babalarının kendilerine emrettiği yerden girdiklerinde de مَاكَانَ يُغْنٖى عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَىْءٍ başlarına Allahdan gelecek hiç bir şeyden muğni olmadı - o duhul veya o emr -ü tedbir haklarında min tarafillâh mukadder olan şeylerden kurtarmadı, ihataya uğramalarına, sirkatle ittiham olunmalarına, kardeşlerinin alıkonulmasına الخ mani’ olmadı اِلَّا حَاجَةً فٖى نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا ancak Ya’kubun nefsindeki bir haceti kazâ etmiş oldu. - Ki hissi şefakat ve fikri ubudiyyetle taharrii selâmet ihtiyacı vardı. Bu tedbir ile gönlünün tekazâsı def’olmuş, nefsinde tedbirsizlikle bir kusur yapmış olmak ihtimali bertaraf edilmiş oldu. Hasılı o tedbirin sırf enfüsî kalan bir teselliden başka vaki’de bir huküm ve menfaati olmadı. وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ Ve filhakika o bir ilim sahibi idi - böyle olacağını, ya’ni «tedbirin takdire mani’ olamıyacağını» Ya’kub, biliyor ve ılmine sahib olarak muktezasıyle amel ediyordu لِمَا عَلَّمْنَاهُ çünkü biz ona ta’lim etmiştik - vahiy veya tecribe ve istidlâl ile bildirmiştik وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ve lâkin nâsın ekserîsi bilmezler - onun bildiğini bilmez, hukmi kaderi anlamazlar da kimi kuvveti kendi tedbirlerinde zanneder, mukadderatımızı kendimiz ta’yin edeceğiz demeğe kadar gider, kimi de tevekkülü tedbire mani’ zanneder. Tedbirin de bir istiane olduğunu, tedbir ile nefiste bir hacetin kazâ edileceğini hesaba almazlar. ٦٩ وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّٖىٓ اَنَا اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧ فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فٖى رَحْلِ اَخٖيهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْعٖيرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ٧١ قَالُوٓا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ ٧٢ قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَآءَ بِهٖ حِمْلُ بَعٖيرٍ وَاَنَا بِهٖ زَعٖيمٌ ٧٣ قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِى الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقٖينَ ٧٤ قَالُوا فَمَا جَزَآؤُهُٓ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِبٖينَ ٧٥ قَالُوا جَزَآؤُهُ مَنْ وُجِدَ فٖى رَحْلِهٖ فَهُوَ جَزَآؤُهُ كَذٰلِكَ نَجْزِى الظَّالِمٖينَ ٧٦ فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَآءِ اَخٖيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَآءِ اَخٖيهِ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَاكَانَ لِيَاْخُذَ اَخَاهُ فٖى دٖينِ الْمَلِكِ اِلَّآ اَنْ يَشَآءَ اللّٰهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَآءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذٖى عِلْمٍ عَلٖيمٌ ٧٧ قَالُوٓا اِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ اَخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاَسَرَّهَا يُوسُفُ فٖى نَفْسِهٖ وَلَمْ يُبْدِهَالَهُمْ قَالَ اَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًا وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ ٧٨ قَالُوا يَآ اَيُّهَا الْعَزٖيزُ اِنَّ لَهُٓ اَبًا شَيْخًا كَبٖيرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ ٧٩ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اَنْ نَاْخُذَ اِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُٓ اِنَّآ اِذًا لَظَالِمُونَ Meali Şerif