Hucurât Sûresi 14. Âyet
Medine · Cüz 26 · Sayfa 517
۞قَالَتِ ٱلۡأَعۡرَابُ ءَامَنَّاۖ قُل لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ وَلَٰكِن قُولُوٓاْ أَسۡلَمۡنَا وَلَمَّا يَدۡخُلِ ٱلۡإِيمَٰنُ فِي قُلُوبِكُمۡۖ وَإِن تُطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتۡكُم مِّنۡ أَعۡمَٰلِكُمۡ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ١٤
Bedevîler "inandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama "İslâm olduk." deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنّاَ o a’râbîler «اٰمَنَّا» dediler - Medîne civarında Beni Esed ibni huzeyme kabîlesi ganimet hevesiyle müslimanlığa girmişlerdi, rivâyet olunduğuna göre bir kıtlık senesi Medîneye gelmişler ve iki kelimei şehadeti ızhar eylemişlerdi. Peygambere karşı: biz Benû fülân, Benû fülân gibi sana kıtâl yapmadık, eskal ve ıyal ile geldik diyorlar, sadaka gözetiyorlardı ve yaptıklarını Peygambere mennetmek istiyorlardı bu nâzil oldu قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا de ki: siz iyman etmediniz. - Çünkü iyman yalnız dil ile ıkrardan ıbâret değil, yürekten sevgi ile vüsuk ve ıtmi’nana mukarin tasdık olmak lâzımdır. Bu ise anlatılacağı vechile henüz hasıl olmadı, yoksa müsliman olduk diye Peygamberi minnetdar etmeğe kalkışılmazdı وَلٰكِنْ قُولُوٓا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْاٖيمَانُ فٖى قُلُوبِكُمْ ve lâkin henüz iyman kalblerinize girmemiş olduğu halde islâma geldik deyin - ya’ni müslimanlığa ıkrar verdik, silme girdik deyin, böyle derseniz yalan söylememiş olursunuz. Çünkü harbin zıddı olan silme duhul ve inkıyad ma’nâsına islâm muharebeyi terkedip de zâhirde ıkrar vermekle hasıl olabilir. Halbuki kalbde sağlam tasdık olmadan iyman ettik demek yalan olur. Burada sözün gelişi «اٰمَنَّا» demeyin ve lâkin «اَسْلَمْنَا» deyin, yâhud «siz iyman etmediniz ve lâkin islâma girdiniz» denilmekti. Lâkin birincisi iymanı söylemekten sarih nehiy şeklinde olacağı, ikincisi de şer’an ı’tibarının şartı olan iyman, maksud olduğu halde islâmlarına cezm ifade edeceği için bunlardan ihtiraz olmak üzere nazmın üslûbu bu nâzük şekle ifrağ edilmiştir. Fahruddini Râzî burada «mü’min ile müslim Ehli sünnete göre birdir. Nasıl olup da burada bu fark anlaşılabiliyor diye sorarak buna şöyle bir cevab verir: âmm ile hâssın farkı vardır. İyman ancak kalb ile hasıl olur. Ba’zan onunla beraber lisan ile de olur. İslâm ise eamdır, lâkin hâss suretinde amm ile hass müttehıd bulunur. اه. Râgıb da Müfredatında şöyle der: islâm, şeri’de, iki kısımdır. Birisi iymanın dunundadır ki bu, lisan ile ı’tiraftır. Bununla dem sıyanet olunur. Beraberinde i’tikad gerek olsun gerek olmasın «قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنّاَ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُوٓا اَسْلَمْنَا» âyetinde bu ma’nâ kasdolunmuştur. Birisi de iymanın fevkındadır ki bunda lisanen ı’tiraf ile beraber hem kalben ı’tikad, hem vefa hem de Allah tealâya bütün kaza ve kaderinde teslimiyyet vardır. Netekim İbrâhim aleyhisselâm hakkında «اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُٓ اَسْلِمْ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ» buyurulması böyledir. Kezalik «اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ» kavli ve «تَوَفَّنٖى مُسْلِمًا» kavli bu ma’nâyadır. Beni rızâna teslim olan kullarından kıl demektir. Şeytanın kaydinden sâlim kıl ma’nâsına olmak da caizdir. İlh... İmamı A’zama mensub Fıkhi ekberde de şöyle mezkûrdur: iyman, ıkrar ve tasdıktir, islâm Allah tealânın emirlerine teslim ve inkıyaddır. Binaenaleyh iyman ile islâm arasında lügat tarikından fark vardır. Ve lâkin hukmi şeri’de islâmsız iyman, iymansız islâm olmaz: Bu ikisi zâhr ile bâtın: yüz ile astar gibidir. Dinde iyman ve islâm ve şeriatin hepsine birden vakı’ olan isimdir اه. Demek olur ki yukarılarda «اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ» âyetinde ve daha ba’zı yerlerde geçtiği üzere islâm kelimesi lügatte maddei asliyyesi olan silm-ü selâmet ve hemzesinin dühul ve tadiye ve diğer ma’nâlarına nazaran silm-ü müsalemete girmek veya koymak, selâmete çıkarmak, sâlim olmak veya sâlim kılmak: ıhlâs ve teslîmiyyet ve inkıyad gibi bir kaç ma’nâya gelebildiği cihetle islâm ile iymanın mefhumlarında lügat noktai nazarından muhtelif farklar bulunduğundan şeri’ daha ziyade bunların ikisinin birlikte ictima’ ve tehakkuku haysiyyetlerine i’tibar etmiş olmakla beraber lügavî mefhumları da az çok nazardan ıskat etmemiş bulunmasına mebnî isti’mali şer’îde üç ma’nâ hasıl olmuştur.
Birincisi: biri diğerinin şartı olmak, biri zâhir, biri bâtın noktai nazarından asıl bulunmak gibi bir mefhum farkıyle beraber tehakkukta müsavî, i’tibarda mütelâzim olmalarıdır. Meselâ iymanda islâmın hem bâtında ıhlâs mefhumu hem zâhirde teslim mefhumu şart olduğu gibi islâmda da iyman bir medlûl olmak üzere şarttır. Bundan dolayıdır ki sûrei «Nisâ» da «وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا= size selâm veya silm veren kimseye mü’min değilsin demeyin» buyurulmuş ve bu sebeble mü’min ve müslim hakikatde bir addedilmiştir. Buna ma’nâyı ma’rufiyle islâm demek muvafık olur.
İkincisi: islâm iymandan eamm ve onun bir mukaddimesi olmak üzere iymanın dununda bir ıkrar ve iyman, islâmın bir gâyesi olmak üzere fevkında bir medlûl ifade etmesidir ki bu âyet bu ma’nâ üzere varid olmuş ve Râzî yalnız bu farkı kayd eylemiştir. Bunu hakikî ve halîs müslimanlık mukabilinde resmî müslimanlık diye de ifade edebiliriz. Bu henüz müslimanlık değil, müslimanlığa bir giriştir. Burada ıhtar olunuşu da bilhassa bu nükte içindir. Ve onun için «وَلٰكِنْ اَسْلَمْتُمْ» diye tasdık buyurulmamış «قُولُوٓا اَسْلَمْنَا» diye lügavî noktai nazardan ıhtar yapılmıştır, bir de «sadikune» tekabül ettirilmiştir.
Üçüncüsü: iymandan ehass ve onun bir kemali, bir gayesi olmak üzere favkında olan islâmdır ki «بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ» buyurulduğu üzere ihsan mertebesini dahi mütetezammın bulunan ve «اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ» hakikatinin müfadi olan ve «اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ» hıtabiyle de burada işaret ve tergib buyurulan ma’nâdır. Bu ma’nâya sevk olunmak üzere buyuruluyor ki: وَاِنْ تُطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ ve eğer Allaha ve Resulüne itâat ederseniz - ya’ni zâhiren şehadet ile ıkrar verildiği gibi kalben de ıhlâs ile iymana terakkı edip mü’mini kâmil ve müslimi sadık olmak üzere mucebince amel ederek Allah ve Resulünün emirlerini seve seve icra ederseniz لَا يَلِتْكُمْ مِنْ اَعْمَالِكُمْ شَيْئًا Allah size amellerinizden hiç birini eksik olarak ödemez - değerinden eksik ecr ile karşılamaz اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ çünkü Allah gafurdur -itâat edenlerin kusurunu mağfiret eyler رَحٖيمٌ rahîmdir. - Rahmetinden fadlıyle ecir verir. Mü’min nasıl olur denilirse: