AyetSûreler

Hicr Sûresi 93. Âyet

Mekke · Cüz 14 · Sayfa 267

عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ۝٩٣

Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 85–92. âyetleri birlikte ele alır.

-93

85. وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ اِلَّا بِالْحَقِّ Öyleya biz Semavât ve Arzı ve bunların aralarındakileri ancak hakkile halkettik - bâtıl ve biyhude olarak değil haksızlıkla da değil, hak tealâ tarafından bir vechi hakkile yaratılmıştır. Hepsi adl-ü hakkile kaim ve hukukı mahsusaya haizdir. Ve bütün bu hukul-un muhafazası Hak tealânın hakkıdır. Onun için hak ve hukuk tanımıyan, âyâtı hakkı inkâr eden haksızların ihlâk-ü ta’zibi ile mes’uliyyeti bütün kâinatın hukukı umumiyyesi muktezayatından bir hak ve hakkı iptale masruf olan kesiblerin hakkı da batıl ve heder olmaktadır. وَاِنَّ السَّاعَةَ لَٰاتِيَةٌ Ve hak budur ki saat her halde gelecektir. - De seni tekzib edenlerin Allah o vakıt cezalarını verecektir. Ey Resuli hak فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمٖيلَ binaenaleyh sen şimdi safhı cemîl yap - husni suretle ı’raz et aldırma, cezalarında isti’cal etmeyip eziyyetlerine tehammül ederek hılm ile muamele et 86. اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ muhakkak ki senin rabbın yegâne hallâk - seni ve onları ve sair mevcudatı yaratan ve çok yaratıcı olan ve alel’ıtlak halıklık münhasıren kendisinin hakkı bulunan bir halıktır ki daha neler yaratır neler, hem الْعَلٖيمُ yegâne alîmdir. - Senin ve onların ve bütün mahlûkatın ahvalini tafsılâtile bilir. Aranızda cereyan eden şeylerden hiç biri ona hafi değildir. Binaenaleyh her hususta ona ı’timad etmek, onun hukmüne tefvız eylemek, gerektir. O biliyorken bu gün safhı cemîl, senin için seyften daha muvafık, daha hayırlıdır.

87. وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖى وَالْقُرْاٰنَ الْعَظٖيمَ Kasem olsun ki sana seb’an minel’mesaniyi ve o büyük Kur’anı verdik - «مثنى» nın veya «مثناة» ın cem’ı olan mesanî kelimesi çok ma’nidar, çok cem’ıyyetli bir kelimedir. Ki tesniye ve istisnâ maddesi olan «ثنى» den de, «ثنا» dan da müştakkolabilir. Ezcümle bükülmek, kıvrılmak veya katlanmak veya tekrar edilmek suretile ikilenen veya diğer bir şey’ zammile takviye veya tenvi’ edilen her hangi bir şey’e «مثنى» denilir ki ikişer, ikili, mükerrer, bükülü, müekked, muhkem, çifteli, büklüm, büklümlü, büklüm yeri’ katlı, kıvrım, kıvrımlı kıvrak, cilveli ma’nâlarına gelir. Bu suretle her hangi bir şeyin kuvvelerine katlarına, kıvrımlarına «مثانى» denildiği gibi hayvanın dizlerine ve dirseklerine «مثانى الدابه» ve bir vâdînin büküntülerine, dönemeclerine «مثانى الوادى» kezalik Musikîde ikinci tele veya çifte tellilere «مثانى» denir. «مثنى» ve «الا يادى» atıyye ve ihsanı tekrar etmek demektir. İbni Ceririn İbni Abbastan bir nakline göre mesânîde müstesnalık ma’nâsı dahi vardır. Zira istisnâ dahi seniyden müştaktır. Bükülmüş ipe veya ipliğe mimin fethi veya kesrile «مثناة» denildiği gibi terci’ ve tekrir ma’nâsı i’tibarile tarab ve terennüme veya ikişerli ma’nâsı mesnevî ta’bir ettiğimiz nazme dahi «مثناة» denilir. Bir de «isna» dan mimin zammile «مثنى» nın cem’i olabilir ki makarrı sena demek olur. Sonra «اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَدٖيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلٖينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِاللّٰهِ» buyurulduğu üzere Kur’ana da mesani ıtlak edilmiştir. Vechi tesmiye için o âyetin tefsirine bak.

Şimdi bu âyetteki «سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖى» den mefhum olan ma’nâ: «mesânî ıtlak edilen şeyler cinsinden müfahham bînazır yedi şey» demektir. Bu ise mücmeldir. Muradın ta’yini ayrıca delile muhtacdır. Atıf, tegayür ıktıza edeceğine göre zahiri nazma nazaran bu yedi Kur’andan başka olarak düşünülmek lâzım gelecek gibi görünür. Haddi zatında bunun Kur’andan maada olarak hasaısı Celilei Muhammediyyeden olan yedi mu’cizeye işaret olması ıhtimali yok değildir. Fakat bu suretle tefsiri dair hiç bir rivayet varid olmamış, bütün rivayetler bunun yine Kur’anda taharri edilmesi lüzumunu göstermektedir. Şöyle ki:

İbni Ömer, Mücahid ve İbni Cübeyrden bu yedi seb’i tıvâl denilen yedi sûre olduğu rivayet edilmiştir. Fakat bu sûre, Mekkiyye «seb’i tıvâl» ise Medeniyye olduğu cihetle buna ilişilmiştir. Ba’zıları bu rivayetten yalnız bu âyetin medenî olması ıhtimalini çıkarmak istemiş ise de za’ıyfdir. Ba’zıları bu yediden murad «آلِ حٰمٓ» dir demiş, ba’zıları da bu yedi, Kur’anda inzal buyurulmuş olan meânidir ki emr-ü nehiy, bişaret ve inzar, darbı emsal, ta’dadi nıa’m, ahbarı ümemdir. Netekim «اُنْزِلَ الْقُرْاٰنُ عَلَى سَبْعَةِ اَحْرِفٍ» hadîsi şerifinden de murad, bu meâni olduğu söylenmiştir. Lâkin Hazreti Ömer, Hazreti Ali, İbni Mes’ud ve İbni Abbas, Hasen, Ebul’aliye, İbni Ebi Melike, Ubeyd ibni Umeyr ve bir cemaat demişlerdir ki bu yedi «اَلْحَمْدُ» âyetleridir. Ubeyy ibni Kâ’b, Ebu Hüreyre, Ebu Said ibni mua’llâ rivayetlerile Resuli Ekrem sallallahü aleyhi vesellemden «اُمُّ الْقُرْاٰنِ هِىَ سَبْعُ الْمَثَانِى وَالْقُرْاٰنُ الْعَظِيمُ الَّذِى اُعْطِيتُهُ» hadîsi şerifi dahi vardır ki Ebu Said ve Ebu Hüreyre hadisleri sahihi Buharîde dahi mezkûrdur. Binaenaleyh «سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِى» den murad, ümmülkur’an olan fatiha olduğu ve bundan dolayı fatihanın «السَّبْعُ الْمَثَانِى» ismini aldığı ve Kur’anı azîm bunun bir tefsiri bulunduğu bu hadîslerle tebeyyün etmiştir. Ve demek ki «سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِى» de «min» yalnız teb’izıyye değil aynı zamanda beyaniyyedir. Mesânîden yedi mesânî demektir. Ya’ni Fatihayı teşkil eden yedi âyet, mesânîden, Kur’andan olduğu gibi başlı başına yedi mesânîdir. Ve binaenaleyh bütün Kur’anın bir vasfı olan mesânî mefhumu bunda müstesna bir surette katlanmıştır. Her namazın her rek’atinde okunan, zammı Sûre ile katlanan Kur’anın her hatminde, duaların evvel ve âhirinde tekrar edilen, «nun», «mim» fasılalarıle iki nağme üzerine cereyan eden, her âyeti çifte bir maznuna ihtiva eyliyen ve hey’eti umumiyyesi dareynde ıbadın a’zamı makasıdına hidayetle Allah tealâya hamd-ü sena hakikatinde toplanan ümmülkur’an, hakikaten her senaya lâyık öyle mesna ve müstesna bir ni’meti uzmandır ki ancak hakikati Muhammediyyenin mazheriyyeti mümtazesindendir. Görülüyor ki «sana seb’i mesânîyi ve Kur’anı azîmi inzal ettik» buyurulmayıp «verdik» buyurmuştur. Zira murad, yalnız nazmı celîlin değil, ondaki hakayık ve metalibin de bil’fil bahşedilmiş olduğunu beyandır. Düşünmeli ki o ne büyük ni’met ne büyük saadettir.

88. لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ sakın o kâfirlerden bir kaç çiftini, bir takımlarını zevklendirdiğimiz metâa göz atma - bunlar ne kadar zevklı ve faideli görünürse görünsün, o sebul’mesânî, o Kur’anı azîm ni’metinin yanında hiçtir. Zira o «صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضّآَلّٖينَ» dir. Bunlar ise dalâl-ü gazabdan gayri salim, sonu fena meta’ı gururdur. Onun için onlara göz uzatma, imrenme, kıskanma وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ ve onlara mahzun olma - ya’ni iyman etmediklerinden ve o mallarla fukarâi müslimîne ve dine hizmet eylemediklerinden dolayı yeme وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنٖينَ ve mü’minlere kanadlarını indir-kemali tevazu’ ve şefekat ile maıyyetine al 89. وَقُلْ ve de ki اِنّٖىٓ اَنَا ben hakıkaten ben النَّذٖيرُ الْمُبٖينُ o neziri mübînim - Allahın azabından korkutmağa me’mur, hak ve hakıkati beyan eder, o fasıyh o beliğ, ma’ruf münzirim 90. كَمَآ اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمٖينَ netekim o muktesimlere - ya’ni 91. اَلَّذٖينَ جَعَلُواالْقُرْاٰنَ عِضٖينَ Kur’anı ıda ıda kılan - parça parça etmek istiyen taksimcilere - indirmiştik «وَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمِنَ الْاَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُ» medlûlünce hoşlarına giden ba’zısına inanıp ba’zısına inkâr etmek suretile Kur’anı parça parça etmek istiyen ve muhtelif kısımlara ayrılmış bulunan Yehud ve Nesârâya mukeddemâ indirilmiş olan kitablarda böyle bir nezîr geleceği haber verilmişti, onlar ise Allahdan korkmuyor, kısım kısım olmuş Kur’anı parçalamak istiyorlar.

İşte ya Muhammed sen bütün bunlara o mübîn nezîr olduğunu söyle 92. فَوَرَبِّكَ imdi rabbına kasem olsun ki لَنَسْئَلَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَ elbette ve elbette onların hepsine soracağız - gerek böyle muktesimlerin ve gerek sunufı keferenin cümlesini 93. عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ bütün yaptıklarından mes’ul edeceğiz - burada «عَمَّا كَانُوا يَكْفُرُونَ» buyrulmayıp da gerek kalbî gerek bedenî, gerek kavl ve gerek fi’ıl ve gerek terk bütün a’male şamil olarak «عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ» buyrulması ne büyük ve müdhiş bir inzar olduğundan gaflet olunmalıdır. Kur’anın bütün vahdetiyle küllüne iyman ve ı’tikad iddiâ edip de amele gelince gönlüne göre ıktisam-ü tefrika kalkışanlar dahi bu müdhiş inzarda dahil olmuş oluyorlar.

Binaenaleyh: ٩٤ فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖينَ ٩٥ اِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئٖينَ ٩٦ اَلَّذٖينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٩٧ وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضٖيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ٩٨ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدٖينَ ٩٩ وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ

Meali Şerifi