AyetSûreler

Hicr Sûresi 51. Âyet

Mekke · Cüz 14 · Sayfa 264

وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ۝٥١

Hem o kullara, İbrahim’in misafirlerinden de haber ver

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 51–84. âyetleri birlikte ele alır.

78. اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ – Eyke, Leyke gibi sık birbirine karışmış ağaç demektir. Eshabı Eyke de eshabı Medyen gibi Şuayb aleyhisselâmın meb’us olduğu bir kavmdir ki yerleri ağaçlık olduğundan bu nam ile tesmiye olunmuştur. Rivayete göre ağaçların mukul ya’ni Günlük ağacı imiş 79. فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ – Sûrei «Şuarâda» «فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ» bak. وَاِنَّهُمَا hakıkaten ikisi de -ya’ni kavmi Lûtun südumu harabesile Eyke ve yâhud Eyke ile Medyen لَبِاِمَامٍ مُبٖينٍ açık yolda, göz önündedirler.

Daha evvel 80. وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحَابُ الْحِجْرِ kasem olsun ki Hıcirliler - ya’ni Hıcir nam mahalde helâk olmuş olan Semud kavmi الْمُرْسَلٖينَ Allahın gönderdiği Peygamberleri ya’ni Salih aleyhisselâmı ve dolayısile bütün Peygamberleri tekzib eylemişlerdi 81. وَاٰتَيْنَاهُمْ اٰيَاتِنَا biz onlara âyetlerimizi dahi vermiştik - o Peygamberlerle mu’cizeler de göstermiştik فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖينَ de onlar bunlardan ı’raz ediyorlardı. - Bakmıyorlar, aldırmıyorlardı. 82. وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا ve dağlardan evler yontuyorlardı - böyle san’atkâr ve kuvvetli idiler. Bu suretle اٰمِنٖينَ emîn bir halde bulunduklarına kail oluyorlardı. - San’atlerine, kuvvetlerine, evlerinin, kal’alarının sağlamlığına güveniyor, bunları yıkılmaz, tahrib olunmaz, kendilerini azâb ve helâkten korur sanıyorlar.

83. فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحٖينَ derken bir sabah kendilerini o sayha yakalayıverdi - azâbın va’dolunduğu dördüncü günün sabahı tepelerinde patlıyan sayhai helâk ki onu bir recfe ya’ni zelzele ta’kıb etmişti (Sûrei A’rafa ve Sûrei Hude bak) 84. فَمَآ اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ de kesbedegeldikleri şeyler kendilerini kurtarmadı - o güvendikleri san’atler, kuvvetler, uğraşıp kazandıkları servetler, yaptıkları evler, kal’alar hiç bir şey’e yaramadı. Lâkin sa’y-ü kesb, müfid olmalı değil mi idi? Neden olmadı? denilecek olursa: ٨٥ وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ اِلَّا بِالْحَقِّ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَٰاتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمٖيلَ ٨٦ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ ٨٧ وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖى وَالْقُرْاٰنَ الْعَظٖيمَ ٨٨ لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنٖينَ ٨٩ وَقُلْ اِنّٖىٓ اَنَاالنَّذٖيرُ الْمُبٖينُ ٩ كَمَآ اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمٖينَ ٩١ اَلَّذٖينَ جَعَلُواالْقُرْاٰنَ عِضٖينَ ٩٢ فَوَرَبِّكَ لَنَسْئَلَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَ ٩٣ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Meali Şerifi